Sosyal Medya

Doç.Dr. Evren Bolgün

Doç.Dr.Evren Bolgün | Ekonomi Gündeminde Hangisi Gerçek, Hangisi Sahte?

Bu haftayı acaba hangi konuda yazı yazsam düşüncesi içerisinde geçirdim. Zira artık ekonomi ve finans dünyamızda yaşanan irrasyonel kararları, düzenlemeleri,…

Doç.Dr.Evren Bolgün | Ekonomi Gündeminde Hangisi Gerçek, Hangisi Sahte?

Bu haftayı acaba hangi konuda yazı yazsam düşüncesi içerisinde geçirdim. Zira artık ekonomi ve finans dünyamızda yaşanan irrasyonel kararları, düzenlemeleri, uygulamaları bir şekilde rasyonelleştirmeye çalışarak değerlendirmeler yapmak da anlamsız kalmaktadır. Malum haftayı ekonomi bakanımızın dilimize pelesenk etmeyi başardığı “Neoklasik ekonomi, epistemolojik düşüncelerden bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşımın günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomiyi nero ekonomi gibi heteredoks iktisat literatüründe….” şeklinde uzayan absürt açıklaması ile geçirdik. Bakanın bu açıklamasında kullandığı ekonomi ve felsefe tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerin isimlerini telaffuz ederken oldukça zorlanması haliyle kullandığı terimleri ilk kez önündeki metinde görmüş olduğunu izlenimini benim gibi bir çok kişide doğurmuş oldu. Ancak herşey bir yana 2 gün önce ekonomi bakanının “Nöro Ekonomi” ile ilgili yaptığım basın açıklamasıyla dalga geçenler önce “Nöroloğa Gitsinler” şeklindeki en videosu beni benden aldı😊 O zaman bir zahmet “Davranışsal Finans” konusu ile dalga geçenler de “Psikoloğa” gitsinler!

Paranın sahte olup olmadığını anlamak için havaya kaldırarak içinden Atatürk resmi geçiyor mu? ve içerisinde filigram bir şerit olup olmadığını kontrol ediyoruz. Peki çevremizdeki insanların sahtesini nasıl kolaylıkla anlayabiliriz? Aslında çok basittir; karşındaki insanın düşüncelerine, sözlerine, davranışlarına ve alışkanlıklarına bakacaksınız. Sizlerle çok sevdiğim bir dörtlüğü burada paylaşayım.

Düşüncelerine dikkat et, sözlerin olur,

Sözlerine dikkat et, davranışların olur,

Davranışlarına dikkat et, alışkanlıkların olur,

Alışkanlıklarına dikkat et, kaderin olur.

Sevgili dostlar ülkenin seçime kadar geçireceği kalan sürenin ana gündemi sadece ve sadece “ekonomidir, derin yoksulluktur, yolsuzluklardır”. Bu konuların dışında yapılan tüm siyasi manevralar tamamiyle samimiyetsiz, gündem saptırma şeklinde ifade edebileceğim insanların cüzdanlarına hiç bir olumlu katkısı olmayan sahte politik girişimlerdir.

Malum TUİK tarafından açıklanan enflasyon oranı %83,45 iken, ENAG bağımsız enflasyon araştırma grubu tarafından açıklanan enflasyon oranı %186,27’dir. İkisinin arasında ikinci bir yıllık enflasyon oranından fazla enflasyon farkı gerçekleşmiş durumdadır! Haliyle olaya böyle baktığınızda da çok fazla şaşırmıyorsunuz zira ülkede bir çok alanda olduğu gibi bir şeyin gerçeği ve sahtesi hep bir arada yer alabiliyor.

20 Aralık 2021 tarihine kadar dolar kurunun 18.40 seviyesine hızlı bir şekilde çıkması neticesinde ani bir kararla Kur Korumalı Mevduat/KKM (Devletten Vatandaşlarına Bedava Döviz Opsiyonu Satışı) ürününü çıkardık. Böylece 1 yıldır yetkili siyasiler, üst düzey bürokratlar Türkiye’nin bu ürün ile “Liralaşma Stratejisi”nin nasıl başarılı olduğunu sürekli topluma anlattı durdu! 20 Aralık 2021 öncesinde TL’na güvenerek TL Mevduatı şeklinde yatırım yapmakta olan tasarruf sahiplerini de 1 yılın sonunda dövize endeksli dolarize yatırımcılar haline getirmeyi başardık. Bu hafta itibarıyla KKM toplamı yaklaşık 1.4 Trilyon TL’ye yükselmiş durumdadır. ($80 Milyar) Bugünlerde olduğu gibi spot $/TL kuru 18.60 seviyelerinde hareket ederken KKM ürünün devlet bütçesine getirdiği ekstra maliyet yaklaşık 280 Milyar TL iken, yılsonunda $/TL kurunun 21 TL düzeyinde olması durumunda bu maliyetin 475 Milyar TL’ye yaklaşacağı gözükmektedir. 1 yıldır yaşanan hadisenin gerçeği yurtiçi TL tasarrufların daha fazlasının dövize endeksli şekilde hareket etmesi iken neden olayın sahtesi şeklinde bir liralaşma hareketinden bahsederek toplumda algı operasyonu yapmaktayız?

Ağustos 2021’de TÜFE %19.25, Merkez Bankasının kısa vadeli faizi %19 seviyesinde iken “Faiz Sebep Enflasyon Sonuçtur” şeklinde bir önermeye körü körüne inanarak faizi %12’ye düşürerek enflasyonu da %83’e yükseltmeyi başardıktan sonra şimdi Aralık 2022-Nisan 2023 döneminde geçen seneki yüksek aylık enflasyon oranlarının seriden çıkması suretiyle gerçekleşecek olan yıllık enflasyon oranındaki baz etkisi kaynaklı düşüşü mü gerçek enflasyonla mücadele başarısı olarak kabul edeceğiz? Enflasyonun artış hızının yavaşlayacak olması vatandaşın alım gücündeki düşüşü toparlamayacaktır. Örnek olarak son 1 yıl içerisinde fiyatları %118 artan Ulaştırma, %93 yükselen Gıda/Alkolsüz İçecekler, %90 artan Ev Eşyası gibi temel harcama gruplarındaki ortalama fiyatların üzerine 2023 yılında devam edecek olan yeni enflasyon artışları gelecektir. Burada önemli olan konu gerçekleşen ile beklenen enflasyon oranlarının toplamının üzerinde gelir seviyenizi yükseltebiliyor musunuz? sorusudur.

Peki o zaman bizler de “Düşük Faiz Sebep Yüksek Enflasyon Sonuçtur” yaklaşımını dile getirdiğimizde cevabınız ne olacaktır?

1 yıl önce düşük faiz, yüksek döviz kuru, yüksek üretim, yüksek ihracat, yüksek istihdam şeklinde dile getirdiğiniz ekonomik inanışlarınız öncesinde, 2019 yılında Yeni Ekonomi Programı (Dengelenme-Disiplin-Değişim), sonra 2020 yılında Yeni Ekonomi Programı (Yeni Dengelenme-Yeni Normal-Yeni Ekonomi) daha sonra 2021 yılında Ekonomi Reformları Eylem Planı, 2022 yılında  hızla devreye giren Çin Modeli, Yeni Türkiye Modeli şeklinde geçirdiğimiz 1 yıla yakın zamandan sonra 2023-2025 yıllarını kapsayan eski yıllardan kalma Orta Vadeli Program (OVP) tabirine geri dönmüş olduk. Esasında OVP programlarının içeriğinde yazan hedeflerin hiçbir öneminin kalmadığı geçen yıllar içerisinde defalarca test edilerek görüldüğü için ekonomi dünyasında ve piyasalarda herhangi bir yankı uyandıracak hareketlilik olmadı. Açıklanan ekonomik program içeriklerinin herhangi bir ekonomik model yaklaşımına haiz olmaması sebebiyle başarılı bir sonuç ortaya çıkarmadıklarını özetlediğim program kronolojisinden geriye dönük rahatlıkla takip edebilirsiniz.

Yine 1 yıldır izlenilen ekonomik program neticesinde cari açık azalacak ve dış ticaret açığı da daralacaktır söylemi ile birlikte geldiğimiz yer artan cari açık ve artan dış ticaret açığı oldu. Rekabetçi kur söylemi üzerinden ekonomide söz sahibi olan kişiler ülkenin makus ikiz açık problemini çözeceklerini öne sürüyorlardı. Şimdi artık bu yıl sonundan itibaren bütçe açığı problemimiz ile beraber üçüz açık problemimiz de olacaktır. T.C.Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan en son dış ticaret Eylül bültenine göre Ocak-Eylül 2022 döneminde İhracat %17.1 artış  ile $188 Milyar düzeyine gelirken, İthalat %40.8 düzeyinde yükseliş ile $272 Milyar seviyesine çıkmıştır. Dış ticaret dengesi de Ocak-Eylül 2021 yılındaki -$32.4 Milyar seviyesinden bu yıl -$83.8 Milyar düzeyine yükselmiş bulunmaktadır. Yılsonunda $100 Milyarı aşacak bir dış ticaret açığı ile karşı karşıyayız. Bakan her ay ihracat rekorları kırdığımızdan bahsederken ithalat rakamlarında 3 kat artışından nedense hiç bahsetmiyor! Peki hangisi gerçek, hangisi sahte?

https://ticaret.gov.tr/data/633bd7fd13b876b344b0fcc2/Ayl%C4%B1k%20D%C4%B1%C5%9F%20Ticaret%20Veri%20B%C3%BClteni_Eyl%C3%BCl%202022_2.pdf

Bu noktada Prof.Dr.Hakan Kara hocamın hafta içerisindeki sosyal medya hesabından paylaştığı görseli gündemi tam olarak yakalayan çalışmasından referans alarak sizlere aktarmak isterim. “Epistemolojik heterodoks nöro ekonomi modeline geçişte dış ticaret dengesi” 😊

Dış Ticaret Dengesi (Milyar Dolar, 2021-2022)

Kaynak: Prof.Dr.Hakan Kara

Ekonomide liralaşma stratejimiz üzerinden tam gaz ilerlerken herhalde TL’sı rezerv para birimleri karşısında son 30 yılda bu kadar düzenli bir değer kaybına hiç uğramamıştı. Ekonomik aktörler sürekli olarak liralaşmadan bahsedep dururlarken TL’sının reel değeri uzun yılların tarihi düşük seviyelerine gerilemiş vaziyettedir. Peki hangisi gerçek, hangisi sahtedir?

Reel Efektif Döviz Kuru (1994-2022)

 

Doç.Dr.Evren Bolgün / Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler