Sosyal Medya

Genel

Emre Şirin: Dijitalleşen Dünyada Finansman Kaynaklarına Erişim Ve Şirketler Açısından Finansal Yönetimin Önemi

Herkesin malumu pandemi koşullarının da dayatmasıyla ülkemizde ve dünyada çok hızlı bir dijital dönüşüm sürecine girildi. İş modelleri, iş yapış…

Emre Şirin: Dijitalleşen Dünyada Finansman Kaynaklarına Erişim  Ve Şirketler Açısından Finansal Yönetimin Önemi

Herkesin malumu pandemi koşullarının da dayatmasıyla ülkemizde ve dünyada çok hızlı bir dijital dönüşüm sürecine girildi.

İş modelleri, iş yapış şekilleri ve ekonomik hayatın tüm evreleri bu dijital dönüşümden etkilendi ve etkilenmeye devam edecek.

Peki bu durum firmaların finansal yapısı açısından  ne anlam ifade ediyor? Tabi ki birçok aşaması var ama burada ‘mali yapı, banka ilişkileri ve finansal yönetimin önemi’ gibi başlıklar açısından bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

Mevcut ekonomik yapıda firmalar ağırlıklı olarak bankalar ya da piyasa borçlanması yani satıcı kredileri ile faaliyetlerini finanse ediyor. Özellikle sermaye piyasalarının çok gelişmemiş olması (son dönemde bir miktar büyüme gösterse de yeterli değil), dolayısıyla sermayenin tabana yaygın olmaması, söz konusu durumun ana sebepleri arasında gösterilebilir. (Son dönemdeki halka arzların bu tarafın gelişmesine yeterince katkı sağlamadığını düşünüyorum.)

Yani firmalarımız tedarikçi kredileri ve öz kaynakları dışında sıklıkla banka kredilerine başvuruyorlar. Ve bunlarda ağırlıklı olarak kısa vadeli banka kredileri olarak göze çarpıyor.

Genel işleyiş de şu şekilde; firmalar genellikle kısa vadeli krediler ile stok ve ticari alacak finansmanı yaparlar. Sektörlere göre kullanılan kredilerin vadeleri ve türleri değişkenlik gösterebilir fakat genel işleyiş budur. Bu krediler, firmanın finansal gücüne, faaliyet yapısına göre değişkenlik gösteren teminat yapıları ile kullanılır. Kimi firmalar müşteri çeklerini teminat olarak gösterirken, kimi ipotek, kimi alacak temliki, güçlü olanlar da kefalet karşılığı krediler kullanabilirler.

Ve önemli husus, bankalarda firmaların kredi taleplerini değerlendiren birimler vardır ve bu birimler sadece finansal verilere ve faaliyet döngüsüne bakmazlar. Moralite dediğimiz firma ortaklarının şahsi kredibilitesi olarak da adlandırılabilecek olan; ödeme niyeti, geçmiş ödeme performansı, ticari itibar vb. hususlar da önemli verilerdir bankalar açısından. Bunların dışında önemli bir faktör daha vardır. O da firma ortaklarının banka yöneticileri ile kurdukları güven ve arkadaşlık ilişkileri. Ülkemizde böyle yürüyor bu işler.

Bunları anlatırken vurgulamak istediğim şey şu; yani bugüne kadar ki firma-banka ilişkilerinde işin içinde ‘İNSAN’ faktörünün ağırlığı son derece yüksekti. Firmanın finansalları bazen istenilen düzeyde olmasa da ilişkiler yoluyla finansman sağlanabiliyordu bankalardan.

Bu bilgiler ışığında öne çıkan en önemli soru şu; acaba bundan sonra bu ne kadar süre daha böyle devam edebilecek ya da devam edebilecek mi?

Pandemi öncesinde de dünya ekonomisinin en önemli sorunlarının başında gösterilen yüksek borçluluk, pandemi sürecinde ortaya çıkan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla yürütülen programların etkisiyle çok daha yüksek seviyelere ulaştı. Merkez Bankaları bilançolarını büyüttü, varlık alım programlarıyla ekonomileri ve piyasaları destekledi ve devam ediyor. Sınırsız teşvik ve desteklerle hükümetler, derin bir krizin önüne geçmeye çalışıyor.

Peki pandemi süreci sonrasında dünya istenilen düzeyde büyüyebilecek mi? Ya da ne kadar sürede büyüyebilecek ve bu ne ölçüde sürdürülebilir olacak? Pandemi öncesi büyüme rakamlarına ulaşılsa dahi bu büyüme, dünyanın içine sürüklendiği borç sarmalından çıkmasını sağlayabilecek mi?

Bunları belirttim çünkü bahsedilen durum ülkemiz ve firmalarımız için de geçerli.

 

Finansmana Erişim Daha Da Zorlaşacak!

Bundan sonraki süreçte kredi verenler yani ağırlıklı olarak bankalar, yoğurdu üfleyerek yemenin de ötesine geçecekler, geçmek zorundalar. Risk kontrolü ve kredibilite sorgulamaları çok daha fazla önem kazanacak. Kişisel inisiyatifler alınarak verilen kredilerin oranı gün geçtikçe azalacak ve belirli bir zaman sonra ortadan kalkacak.

Peki bunun anlamı nedir?

Artık firmaların finansal göstergeleri kredilendirme politikaları açısından hiç olmadığı kadar önemli hale gelecek. Sistemsel yani yazılan algoritmalarla firmalar için rating oluşturulacak (hali hazırda yapılıyor ama kişisel değerlendirmeler hala ön planda), tıpkı bireysel kredilerde gelinen son aşamada olduğu gibi firmalar için de otomatik olarak onaylanan ve limit sınırının olduğu, kişisel inisiyatifin olmadığı bir yapı yavaş yavaş hayata geçmeye başlayacak.

Bütün bu yaşanan dijitalleşme, e-fatura, e-irsaliye, e-beyanname vb uygulamalar yoluyla firmaların verilerinin sisteme entegre edilmesi gibi olgular da bu süreci hızlandıracak. Yani bahsettiğimiz ‘duygulardan uzak, verilere dayalı kredilendirme bankacılığı’na geçişi reel sektör kabul etmek durumunda ve buna uygun bir yapısal dönüşüme zaman kaybetmeden girmesi gerekiyor.

Bunu sağlayabilenler ayakta kalacak ve büyüyerek yoluna devam edecek, diğerleri ise maalesef tarih sahnesinden silinecek.

Hali hazırda bazı bankaların ‘Dijital Tüzel Krediler’ vermeye başladığını ve bunu geliştirmek için yoğun bir şekilde çalıştığını biliyoruz.

Yani firmaların bilanço ve gelir tablosu verileri, krediye erişimleri için bir nevi vize işlevi görecek. Zaten ‘Kurumsal KKB’, ‘Bireysel KKB’, ’Çek Ödeme Performansı’ gibi veriler yoluyla istihbari verilere de ulaşılabiliyor.

Burada şu önemli sorular gündeme geliyor;

  • Firmalar bu yeni düzenin farkında mı?
  • Farkında ise ne kadar hazır?
  • Hazır değilse, adapte olmak için ne yapması gerektiğini biliyor mu?
  • Biliyorsa gerekeni yapıyor mu?

Yukarıdaki sorulardan birincisinin cevabının evet olduğunu ve ikinci sorunun cevabı olarak da henüz hazır olmadıklarını varsayarak, neler yapılması gerektiğini ifade etmeye çalışalım. (Birinci sorunun cevabı hayır ise zaten büyük sorunlar kapıda demektir)

İlk olarak doğru bir finans ekibi oluşturmak zorundalar.

Bu ekip; analiz yapabilen, faaliyetlerin etkinliğini ölçüp yönetimle paylaşabilen, finansal verilerin gidişatını değerlendirip şirket stratejisi ile uyumlu olup olmadığını net bir şekilde ortaya koyabilen, doğru bütçeleme yapabilen, nakit akışı yönetimini sağlıklı bir şekilde kurgulayabilen, yatırım kararlarının fizibilitesini yapıp artılarını eksilerini farklı senaryolarla ortaya koyabilen, doğru finansman kaynaklarını kullanıp doğru varlıklara yönlendirebilen, riskten korunma yöntemlerini bilen ve uygulayabilen bir yapıda olmalıdır.

İkinci adım olarak; firma yönetimi yukarıda belirtilen yetkinliklere sahip finans lideri ve ekibi ile uyumlu olabilmeli ve fikirlerini dikkate almalı. Yani finans ekibi sözde değil, özde var olmalı.

Üçüncü adım; firmalar sadece operasyonel faaliyetlerin yürütülmesi ve finansal verilerin analizleri ile yetinmemeli, dünya ve ülke ile ilgili makro ekonomik verileri, dünya ticaretindeki gelişmeleri, sektörel gelişme ve dönüşümleri yakından takip etmeli.

Belirtilen hususlar sayesinde firmalar kaliteli finansallara sahip olabilecek ve bu yapıyı sağlamlaştırabilecek, aynı zamanda kredibilite artışı sağlayarak kredi kanallarına daha rahat ve uygun koşullarda erişerek rekabet avantajı elde edebileceklerdir.

Tüm bu ifade ettiklerimiz aslında firmaların sürdürülebilir büyüme ve karlılık hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak hususlar olarak değerlendirilebilir. Firmaların büyüklüğü ne olursa olsun gereken yapısal dönüşümü sağlayabilecek bir kurumsal anlayış, her işi uzmanına delege eden profesyonel bir bakış, ayakta kalabilmenin ön şartı olarak ön plana çıkıyor.

Umarım finansal yönetim kavramının önemi fark edilir ve ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayan bir yapı ortaya çıkar.

 

Anahtar Kelimeler: Finans, finansman, kredi, banka, ekonomi, şirket

 

Emre ŞİRİN

 

 

 

 

 

 

 

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler