Sosyal Medya

Güldem Atabay: Merkez bankası bilançosunu reel sektör için kullanmak ve tehlikeleri…

20 Nisan 2021

Merkez Bankası başkanı değişiminin ardından para politikasının “yaratıcı yeniliklerle” nasıl kullanılabileceğine yönelik tartışmalar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan en dikkat çekici olanı da hükümete yakın gazetelerde konu olduğu şekliyle merkez bankası kaynaklarının reel ekonomiyi desteklemek üzere “hedefli alanlarda” kullanılması. Merkez bankası üzerinden yatırıma-üretime ayrı fonlama faizi ile kaynak aktarılması.

Merkez Bankası kaynakları deyince bilanço büyüklüğü içindeki kalemlerden akla hemen gelen rezervler ve tabi ki bankanın kendi yarattığı Türk Lirası.

Rezervler 2020 yaz aylarında TL/doları 6,85 civarında tutabilmek üzere şeffaf olmayan yöntemlerle harcandı. TL’de yaratılan sanal istikrar ortamında amaç merkez bankasının enflasyonun altına indirdiği politika faiziyle Türkiye ekonomisini daha kuvvetle canlandırmaktı. Bugün hala swaplar hariç tutulduğunda merkez bankası net rezervleri eksi 49 milyar dolarda.  Kısaca, merkez banaksının reel sektörü desteklemek için rezervlerini kullanması imkânsız halde.

O zaman geriye kalan seçenek sadece merkez bankasının Türk Lirası kaynakları ile yani para basarak reel sektörü desteklemeye yönlendirilmesi.

Kavcıoğlu yönetimindeki merkez bankasına esinlenmesi için verilen örneklerin başında Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) “Uzun Vadeli Refinansman Operasyonları TLTROlar” var.

Tanım olarak TLTROlar hedefli uzun vadeli refinansman demek. Daha net ifadeyle merkez bankasının bankalara piyasa faizine göre cazip koşullarda uzun vadeli finansman sunması; bu sayede bankalar için oluşan elverişli borçlanma koşullarının bankaları reel ekonomiye daha fazla kredi vermeyi teşvik etmesi. Bankaların AMB’dan borç alabileceği miktarın da finansal olmayan şirketlere ve hane halkına verdikleri kredilerle orantılanması nedeniyle bu araca “hedefli” operasyonlar denmekte.

2014’ten bu yana, pandemi süreci dâhil, AMB’nin genişlemeci para politikasının omurgasını TLTRO’lar oluşturuyor.  TLTRO’lar, gevşek para politikasının şirketlere ve insanlara ulaşmasını sağlamak için önemli bir araç haline dönüşmüş durumda. Bu sistem işletmeler ve tüketicilere ucuz kredi sağlıyor, borçlanma maliyetlerini düşük tutarak, harcamaları ve yatırımları destekliyor. AMB’nin banklara TLTROlar için yönlendirdiği piyasa faizinin altında uzun vadeli finansmanın kaynağı da kendi “bastığı” Euro ile sağlanıyor.

TLTRO’lar yapıları gereği koşullu. Bankalar AMB’den parayı sadece hane halkına ve işletmelere kredi şeklinde aktarırlarsa ucuz kredi alma hakkı kazanıyor. Teklif edilen maksimum tutar, bankaların şirketlere ve hane halkına olan kredilerinden (ev satın alma kredileri hariç) pay olarak sınırlandırılıyor.

TLTRO’ların vadeleri üç yıldan kısa olmuyor. AMB’nin standart likidite sağlayan araçlarından çok daha uzun bir süre sonra geri ödenmeleri gerekiyor ki bu, bankalara istikrarlı ve güvenilir finansman olanağı sağlıyor.

TLTRO’ları şekillendirirken, AMB’nin temel amacı 2008 Küresel Finansal Krizi’nden bu yana toparlanamamış ve enflasyonu hedef yüzde 2 seviyesine taşıyamamış Avrupa ekonomisinde, zaten sıkıntılı olan bankaları yeniden kredi vermeye teşvik etmek.  Pandemi döneminde de işletmelerin ve hane halkının ayakta kalmak ve yatırım yapmak için ihtiyaç duydukları fonları almaya devam etmesini sağlamak. TLTRO’lar üzerinden, aksi takdirde bankalar kredi vermek için daha tereddütlü olacakları zaman kredi vermeyi teşvik etmek.

Koronavirüs krizinin ekonomi üzerindeki etkisiyle mücadele etmek için de önemli araçların başında gelen ve Haziran 2020’ye kadar devam edecek TLTROlar sisteminde, Euro Bölgesi bankaları AMB’den yüzde eksi 1 ile politika faizinin 50 baz puan altında fon sağlayabiliyor. Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon yüzde 1.3; politika faizi ise yüzde eksi 0.5.

AMB’nin son 11 yıldır hedefin altında olan enflasyonunu yükseltmek, ekonomisini canlandırmak için söz konusu araçlarla genişlemeci para politikası izlediğini hiç unutmamak gerekiyor.

TLTROlar ve benzerleri Türkiye’de üç haneli enflasyonun yolunu açar

Bretton Woods para sisteminin 1971’de terki ve 1970’lerin ortalarında ağırlaşan petrol krizleriyle beraber devam eden 50 senenin küresel ekonomik krizlerin çoğunun temelinde ya kamu borcunun parasallaştırılması ya da dolara endeksli çeşitli sabit kur rejimlerinin sürdürülememesi yatıyor.

Hazine açıklarının merkez bankasının bastığı para ile karşılanması anlamına gelen parasallaştırmanın Türkiye’de de 1980-90larda ekonomik krizlerin önemli tetikleyicileri arasında olduğunu da hemen eklemek gerekli.

2008’de başlayan Küresel Finansal Krizin etkilerinin koronavirüs krizi ile birleşmesi sonucu Fed ve AMB başta olmak üzere büyük merkez bankalarının “yaratıcı” araçları devreye soktuğu bir gerçek.  Dev miktarlarda dolar ve Euro yaratmak suretiyle reel ekonomilere verdikleri teşvikler, TLTROlar gibi yeni mekanizmalar aracılığıyla şirketlere ulaştırılmakta.

Fakat söz konusu ülkelerin hiç birinde Türkiye ekonomisinin temel ve yapısal sorunu olan yüksek enflasyon yok. Türkiye’de Mart itibarıyla yüzde 16.2 olan TÜFE enflasyonu önümüzdeki birkaç ay içinde yüzde 20’ye ve hatta belki de üzerine yönelmek üzere. Kredi artış hızı da çoktan yüzde 10’un üzerine çıkmış durumda ve hızlanıyor.

Merkez bankasının para basarak, TL yaratarak bankalara ucuz kredi vermek için yönlendirmesi ve bunun sonucunda bankaların yeni bir kredi dalgası yaratması tam anlamıyla bir “genişlemeci para politikası” anlamına geliyor. Bu da sıkı para politikası uygulamak üzere politika faizinin çekildiği yüzde 19 seviyesini tamamen etkisiz hale düşürecek bir uygulama.

Kredilerde Mart başından bu yana artış hızının ivmelendiği, iç talebin güçlü seyrettiği, TL’nin değer kaybettiği, TÜFE enflasyonunun yüzde 20’ye yöneldiği bir ortamda merkez bankasına TL bastırarak, bankacılık sistemi üzerinden daha fazla krediyi hem de piyasa faizinin altındaki bir seviyeden teşvik etmek Türkiye ekonomisinde ateşle oynamak demek. Türkiye’de enflasyon seviyesini 1990’lardaki yüzde 100-120 oranlarına hızla taşıyacak bir uygulama olmaya aday görünüyor.

Türkiye ekonomisinde krediler tarafında esas sorunun yüzdürülen sorunlu ve batık krediler olduğunu, kaynakları emmesi nedeniyle büyümenin ve düşük enflasyonun önünde en büyük engelin bankalardaki bu sorunlu krediler olduğunu, TLTROlar ve benzeri uygulamaların bu soruna çözüm olmayacağını ve Türkiye ekonomisinde yangına körükle gitmek anlamına geleceğini açıkça söylemek önemli ve gerekli.

Gazete Oksijen

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları