Video / “O Yıllarda Öyleydim, Şimdi Değil!”

Yavuz Baydar
9 Ekim 2026

Prof Herkül Millas, “Muş Ovasında Bir Sakıncalı Piyade — Askerlik Anıları” başlıklı kitabını, Muş’ta Istanbullu arkadaşları, Ermeni ve Kürtlerle geçen günleri anlattı.
Mola’da konuğum 86 yaşında bir “genç”: Prof Herkül Millas.
Esasen, ailecek Ankaralı, Millas. Sonra, Istanbul. Feriköy Rum İlkokulu ardından Robert Kolej’de eğitim, inşaat mühendisi olarak mezuniyet. Uzun yıllar mühendislik yaptıktan sonra 1980’lerden itibaren tüm ağırlığını kültür, edebiyat ve siyasete verdi.
Hep hızlı koştu. Gençlik yıllarında 100 ve 200 metrede Türkiye şampiyonlukları bulunan milli bir atletti. Aynı zamanda ateşli bir sosyalist olarak Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kurucu kadrosunda da yer aldı, solda hareketlenmenin —ve daha sonra da bölünmelerin, dağılmaların —gerçekleştiği 1960’larda diğerleri gibi o da epey sıkıntı çekti. Rum azınlık mensubu olmanın ceremesi de üzerine eklendi. Eşi Evi ile uzun yıllar önce Atina’ya yerleşti.
Prof Millas, siyasetbilimci, yazar, çevirmen, araştırmacı.
Türk-Yunan ilişkileri, ulusal kimlik inşası, edebiyat ve tarih yazımında “öteki” kavramı ile stereotipler, basmakalıp algılar, milliyetçi saplantılar üzerine yaptığı yetkin çalışmaları var.
Ankara Üniversitesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nın kuruluşunda önemli rol oynadı. Türkiye ve Yunanistan’daki çeşitli üniversitelerde dersler vererek iki toplumun karşılıklı algılarını ve önyargılarını inceledi. Çalışmaktan hiçbir zaman geri durmadı, habire üretiyor.
Onunla yeni çıkan kitabı “Muş Ovasında Bir Sakıncalı Piyade — Askerlik Anıları” başlıklı kitabını konuştum.
Sohbetimizin tamamı burada.
Muş ovasına sakıncalı askerler olarak gittiğinizde gerek sen, gerekse merhum dostum Demir Özlü inançlı birer Marxist idiniz ve sıkı bir değişim yanlısıydınız. Demir arada bir bana o günleri anlatırdı, ve bana sürreel gelirdi anlattıkları. Osman Ulagay da var o sahnede, İsmet Özel de... Uzun süren ve Anadolu insanıyla kucak kucağa geçen bu karşılaşmalar size eziyet diye tasarlanmıştı. Nasıl bir duygusal iz bıraktı sizde o günler? Zulüm, eziyet, absürdite, egzotik bir haz?
Hepimiz aynı biçimde yaşamadık askerliği sanıyorum. Ben biraz macera, daha doğrusu ideolojimin gerektirdiği bir bedel olarak gördüm sanıyorum. Tabii ki canım sıkıldı, özellikle eşimin hesabına üzüldüm. Yalnızlık yaşadı ve hamile idi. Ben biraz spor gibi yaptım askerliği ve özel bir durumu yaşadığıma day inanırdım: halkı yakından tanıyacaktım.
Bir tür eğitimdi benim için, “öğreniyordum”. Bugün de öyle düşünüyorum. Bizim sınıftan olamayan biriyle rahat konuşabileceğime inanırım. On sekiz ay aynı koğuşta bulundum onlarla.
Ama Demir çok sıkıldı. Moral izniyle üç ay İstanbul’da kaldı. Benim moralim hiç bozulmadı. Fransızcamı sistemli çalıştım, eski yazıyı öğrendim, anılarımı yazdım. Kürtçe öğrenmemiş olduğuma hayıflanıyorum.
Bir inat ve dayanma yanı da vardı bu askerliğin. Eziyeti hisetmemiz, belki pişmanlık duymamızı istediler. Ezerek mesaj da verilecekti. Bunlara karşı çıkmanın yolu “dayanmadan” ve “askerlikten kazançlı çıkarak” olur. Bunu kanıtlamaya çalıştım sanıyorum. Zaten metnin hemen başında Nazım Hikmet’in hapse düşenlere tavsiyelerinden de göndermeler var: “ekmeği son lokmasına kadar yemek” veya “düşmana inat bir gün daha yaşamak”. O yıllarda öyle idim. Şimdi değil!
Kitap günlüklerin üzerine kurulu. Ama çoğu kez bunları “güncelliyor” ve yeniden yorumluyorsun.
Önsözde şu paragraf dikkat çekici: “Bu “ikili” anlatı geçmişle bir hesaplaşmadır. Ne imişim? Ne imişiz? Neden? Eskiden ilan etmiş olduğum ilkelerimin karşısında bugün tutunabiliyor muyum? Eski ben ve yeni ben; hangimiz daha haklı, dürüst, çağdaş ve doğru yoldadır? Hangimiz daha samimi veya daha az inançlı veya daha az “dindar”, daha dengeli veya gerçekçidir? Eski ben mi yoksa yenisi mi? Tutarlı olma kaygısından, kendimi anlama isteğinden, rastlantıların sonucu olma korkusundan doğan bir metin...”
Anı konusunda kısaca şunu söylemek isterim: Yıllarca sonra kaleme alınanlar anı değil, aklımızda kalmasını istediğimizdir. Bilinçli yapmayız bunu, ama hoşa gitmeyenleri “unuturuz” da. Geçmişi yeniden kurgularız. Gerçek anılar günlüklerdedir. Ben de bu ikilemin karşısında şaşırdım aslında. Eskiden yazdıklarım sanki benim görüşlerim değilmiş gibi çarpıcı geldi. Ve iki kitap bir araya geldi, içiçe: eskiden yazdıklarım ve şimdi gördüklerim. Eski metin var olmasaydı herhalde farklı bir “anı” çıkacaktı. Sonunda epeyce değişmiş olduğum çıktı ortaya.
“...insanlık mı gelir önce yoksa askerlik mi?” Bu soru size bir komutan tarafından soruluyor. Ama arka planda o komutanın orrduda hayli yaygın olan sadizm icraatı var. Bir er feci dayak yiyince Demir’in de iısrarıya alay komutanına çıkıyorsunuz. Ama ondan ağzınızın payını da alıyorsunuz. Kitapta bu hikayeyi anlattıktan sonra Sonunda başımıza bir bela gelmedi. Komşu bölükte de “...dayak devam etmedi. Ancak bunun askerlik süresince yaptığım en gereksiz ve düşüncesiz davranış olduğuna eminim. Acaba neden düşüncesiz davranmıştım? “ diye yazıyorsun.
Neden böyle düşünüyorsun bugün?
Çok riskli bir davranıştı. Askerlik kurallarını çiğnedik ve bedeli daha uzun askerlik yapmak olabilirdi. Ceza almamamızın neden bir subayın kural dışı eylemini ortaya çıkarmamızdı. Aslında subayı korudular, “olay olsun” istemediler. Ama ceza alabilirdik. Neden yaptım? Çünkü Demir’in karşısında korkak görünmek istemedim. Demir’in ise o günlerde morali çok bozuktu, epey yanlış kararlar da almıştı.
İlginç portreler var anlatıda. Örneğin Arman Vartaryan. Nişantaşı’lı seçkin bir Ermeni ailesi çocuğu. Casusluktan hücrede yatmış, sonra askere gönderilmiş. En sert selamı o veriyor ama kan ve barut kokjan marşları söylemiyor, sorulunca da komutana “tiksiniyorum” diyor. Sence o deli rolünü mü benimsemişti? Onunla tehcir/soykırım konularını hiç konuştunuz muydu? O sırada Ermeni meselesi hakkında ne düşünüyordunuz Demir ve sen?
Yanlış anlaşılmasın. Arman çakı gibi selam verirken aşırılığa kayarak o selam verme şekli ile alay ederdi! Evet deli rolü oynardı. Aslında ölüme mahkum olmuştu, sonra ömür boyu hapse mahkum oldu. On yıl sonra çıkabildi.
İdamı beklemek nasıl bir durumdur dıye sormuş bu konuyu konuşmuştuk. Arman o “bekleyişten” sonra herşey ile alay ederdi, hiç bir şeyden korkmaz olmuştu. Ölümü, özellikle idamlı ölümü yaşamış bir insan herhalde hayata bizden farklı bakar. Bizim alayda dramatik geçmişi olan gençler vardı. Anılarımda onlardan söz ettim epeyce, özellikle çocuk yaşta kan davası yüzünden katil olanları.
Yeni kuşaklar belki buna şaşacak ama 1960’lı yıllarda Ermeniler, hatta Kürt sorumu pek konuşulmazdı. Bu konular “gündemde” değildi. Özellikle o yıllara kadar Kürtlerin varlığı bile sorgulanırdı. Yoktu Kürtler! O yıllarda kullandığım Türk Dil Kurumun sözlüğünde Kürt tanımı “bozuk farsça konuşan dağ Türkleri” derdi.
Kaldı ki o yıllardaki sol içinde etnik konular pek gündeme getirilmezdi, ağırlık “sınıfsal” alandaydı.

“Bu iki yıllık askerlik süresinde bol bol kendimi yokladım, bol bol okudum“ diyorsun. Yaşadıkların senin için bir “uyanma” veya “aydınlanma” dönemeci olmuş. Sonda şu satırların şöyle: Topluma bakış açım Marksizme dayanıyordu: her şeyi sınıfsal yorumluyordum. “Mutlaka” yeni bir düzenin kurulacağına inancım vardı. Bu görüşlerin hepsinin altına imza atamam şimdi.””
Bu anılar genç Herkül ile şimdiki yaşlı Herkül’ü yanyana diziyor veya karşı karşıya getiriyor. Ne öğrendin o tecrübeden, Türkiye ile, dostluklarla, Türk solu ile, değişim inancı ile ilgili olarak?
Cevabım şu “Ben Marksist İken” başlığını taşıyan anılarımı yazdım, şu anda bir yayıncının elinde. Benim ilgili deneyimim Türkiye ve Yunanistan’dan. Bir kitapçık oluşturacak kadar.
Prof Millas’ın başlıca kitapları:
Yunan Ulusunun Doğuşu (İletişim Yayınları, 1994)
Tencere Dibin Kara: Türk-Yunan İlişkilerine Bir Bakış (Amaç Yayınları, 1989)
Ayvalık ve Venezis: Yunan Edebiyatında Türk İmajı** (İletişim Yayınları, 1998)
‘Türk Romanı ve ‘Öteki’: Ulusal Kimlikte Öteki Reeskontu (Sabancı Üniversitesi Yayınevi, 2000)
Daha İyi Türk-Yunan İlişkileri İçin Yap-Yapma Kılavuzu (Do’s and Don’ts for Better Greek-Turkish Relations, 2002)
Geçmişten Bugüne Yunanlılar: Dil, Din ve Kimlikleri** (İletişim Yayınları, 2005
Türk ve Yunan Romanlarında “Öteki” ve Kimlik** (İletişim Yayınları, 2005)
Yunanistan’da Milli Mitoslar (İletişim Yayınları, 2012)
Türkçe-Yunanca Ortak Kelimeler, Deyimler ve Atasözleri
Yavuz BAYDAR

