'Metastaz...'

Yavuz Baydar
26 Eylül 2026

Her gün suyüzüne vuran krizler, skandallar, yağmalama örnekleri, sadece iktidarı değil, tüm toplumu anlamaya yarayan olgular. Sorunların kökünde “kültür kanseri” var...
Fon skandalı, buzdağının tepesi. Ne “münferit” olarak ele alınabilir, ne sadece bir rejimin çevresine kümelenmiş olanlara mal edilebilir, ne de ideolojilerin mücadelesinin dar kılıfına sığdırılabilir.
Ortalığa saçılan analizler genel olarak ya hukuk kavramları üzerinden ya da bulanık siyasi merceklerden yapılmakta.
Iskalanan bir boyut var, ki sistemi krize sürükleyen, Türkiye’yi ortalama 10 ila 20 yılda bir “tilt” eden esas etken odur: Kültür.
Buzdağını bir piramit olarak düşünün.
Bugün tepeden aşağı kangren gibi yayılmış çürüme gözlere batıyor.
Her köşesinden cerahat fışkırıyor.
Ve toplumun elit kesimi birtakım eğlencelerle, umursamazlıkla, kimliklerine ait buluşmalarla toplu inkar halinde, gün dolduruyor.

Sorular geliyor akla:
Sosyal dokuya bu kadar derin metastaz söz konusu olduğu ve görüldüğü halde neden bir ses çıkmıyor? İktidarı veya muhalefetiyle, kokuşmuş siyaset sınıfını destekleyen kutuplaşmış yurttaşlar neden sadece of çekerek yaşamayı, vozurdanarak nefes almayı tercih ediyor?
Herkes şu veya bu şekilde suç ortaklığına bulaştığı veya bulaşmak zorunda bırakıldığı için mi?
Bu düzenin kirli sellerinden ben de odun kaparım belki diye bekleme odasında oturma tercihinden mi?
Toplumun son 15 yıldır (kamu ihale yasalarının avanta ve menfaat peşindeki İslamcı veya “Laik” iş alemi kesimlerinin kuşatması ve baskısı altında eğilip bükülmesi bir başlangıç noktası sayılabilir) geldiği nokta, maalesef birbirine karşıt mevzilenmiş kesimlerde renk ayrımına veya ahlaki tasnife imkan bırakmıyor.
İktidar çevresinde semirmiş olanların icraatı yıllardır gözler önünde. Ama ya ötekiler? Görmek gerekmez mi, muhalefet belediyelerinde —yerel seçimlerin yarattığı aşırı özgüven ve iştahla — işler tertemiz mi? Hepsini bir yana bırakın, şu Bolu belediyesinde olanlara bakın, yeter. Yeni Parti bir umut ışığı gibi sinyal verir gibiyken, etrafına doluşan kimi çürümüşlere bakın, yeter.
Oynanan oyun, ortak bir oyun haline geleli uzun zaman geçti. Sadece kılıfların ismi, renkleri ve aktörleri farklı.
Gökçer Tahincioğlu yazmış:
“Türkiye gerçekten ahlaki bir çöküntü yaşıyor. Artık kimse kimin nasıl bu serveti edinmiş olduğuna bakmıyor zira herkes hangi yöntemle olursa olsun benzer bir zenginliğe ulaşma arzusu taşıyor.”
Güldem Atabay, ülkenin makus talihi olan kültürün “lidere tapınma” boyutunu gündeme taşımış:
“Tüm ülkeyi tek kişiye bağlamanın doğal sonucu… yaşananlar. Mevcut tek adam sisteminin sonuçlarını bu fon vurgunundan daha iyi temsil edecek bir olay yok.”
Mahfi Eğilmez de sebep-sonuç ilişkisine mercek tutarken, kök sebebin esasen siyaset kültürü olduğunu ima etmek istemiş:
“Türkiye’nin temel sorunu çoğu zaman kural eksikliği değil, kuralların uygulanmasındaki ihmal, eşitsizlik ve öngörülemezliktir.
Kalıcı çözüm, yalnızca piyasaya günü kurtaracak müdahalelerde bulunmakla sınırlı kalmamalı. Türkiye’nin ihtiyacı, güveni yeniden tesis edecek kapsamlı bir yapısal reform sürecidir.
…iki temel meselemiz var: (1) Siyasi otorite teknik denetim ve uygulama süreçlerine müdahale etmemeli. (2) Hukukun en üst düzeyden en alta kadar istisnasız ve eşit uygulanmasını sağlayacak bir yapı kurulmalı.”
Tüm bu alıntılar saygıdeğer, ama ben hala şu soruların cevabının inatla aranmasını tercih ederim:
Bu denli yoğun madrabazlık, sahtekarlık, dolandırıcılık, kaçakçılık, kara para düşkünlüğü, sistemi kırma şehveti, kural tanımama, organize karanlık iş bitirme ve kendi kuralını empoze etme tutkusu, vergi kaçırma alışkanlığı, kapkaççılık, doğa düşmanlığı başka ülkelerde bu denli yaygın değil de, neden Türkiye’de her 10-20 yılda çöp yığını gibi patlıyor?
Yönetici, bürokrat, siyasetçi, şu veya bu meslek erbabı, yurttaş bu ülkeyi neden talan edilecek, yağmalanacak bir mağaza gibi görüyor?
Bunca onyıl, böylesi suç zincirleri, faillerin yanına neden kar kalıyor?
Buraya odaklanmak gerekir.

Fon skandalı muazzam, ama sadece hukuki önlemlerle sonsuza dek yok edilebilecek bir şey değil. Öyle olsa, Kemal Derviş’in 2000’lerin başında düzene soktuğu ekonomik sistem bugüne dek gelişerek işler Türkiye belki de G10 içine bile girerdi.
Fon krizi ve aklınızdan geçen her türlü kuralsızlık, örgütlü yağma, tekrarlayan bir örüntünün halkaları. Bu sarmalları anlamak için ykriz ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiyi kuramsallaştıran uluslararası sosyoloji literatürüne bakmamız gerekir.
Biraz karıştırınca karşıma Robert K Merton’un “kültürel kanser” üzerine yazdıkları çıktı. Merton bu kavramı Amerikan toplumu üzerinden geliştirmişti: Dayatılan başarı hedefleri (zenginlik, statü) ile bu hedeflere ulaşmak için sunulan yasal/meşru araçlar arasındaki uyumsuzluğun sapma davranışını ürettiğini savundu. ,
Merton’a göre bir toplum, herkesi yüksek maddi hedeflere teşvik edip aynı zamanda bu hedeflere meşru yollarla ulaşma fırsatlarını sistematik biçimde kısıtladığında, kayırmacılık yaygınlaştıkça, ”antisosyal davranış geniş ölçekte ortaya çıkar”. Bu bakış açısı önemli, çünkü fon skandalındaki gibi olguları bireysel veya grupsal ahlaksızlık eylşemleri değil, toplumun kendi değer sisteminin ürettiği yapısal bir sonuç olarak okumayı sağlıyor, anlamayı kolaylaştırıyor.
Kurumların felç veya imha edildiği, özerk devlet yapılarının (SPK, YSK, HSK gibi) iktidara yaslanmış çıkar gruplarınca ele geçirildiği, yerel düzlemde ise mikro güç odaklarının (belediyeler) asalak zihniyeti yarattığı, kuralların ve kurallara saygının ortadan kalktığı süreçler tek seferlik bir arızayı değil, sürekli yeniden üretilen yapısal çöküntüyü ifade ediyor.
Sonuç olarak, şu: Tüm bu yaşananları basit bir “İslamcıların işi” veya “işte neo-liberalizmin yüzünden” vs diye açıklamak, kolaycılık gibi geliyor bana. SSCB gibi liberal ekonomiyi reddetmiş ülkelerde de muazzam sistem çöküntüsü, metastaz ile sona ermiş ahlaki krizler yaşanmadı mı?
Yoksa —ne acıdır— Türkiye gibi ülkelerin makus talihi, ceberrut liderlerin acımasız tahakkümü altında, bir kargaşadan ötekine sürüklenmekten mi ibaret?
Kural tanımamak, irili-ufaklı suçla ömür tüketmek her bir yurttaşın zihninde nefes alıp veriyorsa, buna bir kültür devrimi ile son verecek siyasi alternatif kimsenin aslında işine gelmiyorsa, ne yapılabilir ki?
Yavuz BAYDAR

