Dolar/TL49,83
0.10%
Euro/TL55,68
0.57%
Gram Altın6.528,51
0.68%
BIST 10011.165,44
0.13%
Brent Petrol$110,54
0.99%
Gümüş/Ons$54,03
0.67%
Gedik Yatırım
Dünya

Fransa Neden Yanıyor?

Yaman Alp Ungan

Yaman Alp Ungan

28 Ekim 2026

Fransa Neden Yanıyor?

Eylül başında Paris'in yoksul banliyölerinden Créteil'deki bir lisede öğretmenler, okulun 130'u aşkın kadrosundan üçünün boş kalmasını protesto etmek için greve çıktı. Ertesi gün öğrenciler de katıldı. Grev liseden liseye, Paris çevresinden bütün ülkeye, liselerden üniversitelere yayıldı. 13 Ekim'de gençlik sendikaları ülke genelinde 480 bin, İçişleri Bakanlığı 161.500 eylemci saydı. Öğrenciler okul binalarının onarılmasını, öğretmen alınmasını, üniversite yemekhanesinde yemeğin bir avroya inmesini ve polis şiddetinin son bulmasını istiyordu.

Sokaktaki gençler Fransa'da ister istemez Mayıs 1968'i hatırlatıyor. Bu benzetme yanıltıcı. 1968'in öğrencileri hürriyet istiyordu; otoriteyi ve yerleşik değerleri sorguluyor, arkalarındaki ideolojik çerçeveyle hareket ediyorlardı. Fikirlerine ister katılın ister katılmayın; onları ilerici bir hareket olarak görmek mümkündü.

Bugünkü hareketi ise birkaç hafta içinde yağmacılar ve lümpen kesimler devraldı. İlk günlerde gözaltına alınan 5.060 kişinin %87'si reşit olmayan öğrencilerdi. 17 Ekim hafta sonu ise 2.400'e yakın kişi gözaltına alındı, bin kadar polis ve jandarma yaralandı, ülkenin dört bir yanında dükkanlar yağmalandı. İçişleri Bakanlığı'nın 18-21 Ekim arasında tutuklanan 186 kişiyi inceleyen belgesine göre tutuklananların %46'sı yağma ve hırsızlıktan, %26'sı polise saldırıdan yargılanıyor.

Paris Başsavcısı, gözaltındakilerin büyük çoğunluğunun hiçbir siyasi talep dile getirmediğini söyledi. Lüks mağazalardan çanta, spor mağazalarından ayakkabı taşıyan bir kalabalık hürriyet aramıyor.

Bu iki yazılık dizide Fransa'yı sokağa dökenin ne okul bütçesi ne de bir hürriyet arayışı olduğunu savunacağız. Sorunun iki katmanı var. İktisadi katmanda, sayıca azalan genç kuşak, ücretinden kesilen Avrupa'nın en ağır vergi ve primleriyle gelişmiş dünyanın en cömert emekliliklerinden birini finanse ediyor. Yaşlılar sandıktaki ağırlıklarıyla bu düzeni koruyor ve gençlerin kazancının bir kısmını kendilerine aktarmaya devam ediyor. Demografik katmanda ise kendi nüfusunu yenileyemeyen Fransa, açığını kendi iş gücü ihtiyacına göre özenle seçmediği bir göçle kapattı ve gelenleri ortak bir millet paydasında birleştirmek yerine çok kültürlülüğe teslim oldu. Bu ilk yazıda iktisadi katmanı, ikincisinde ise demografik katmanı ele alacağız.

Türkiye de korkutucu bir benzerlikle; emeklilikte EYT ile, nüfus politikasında kontrolsüz göçle bu iki yanlışın pençesine düştü. Bu gidişle Türkiye otuz yıl sonra bugünkü Fransa'nın durumuna düşecek.

Sorun Para Değil

OECD'nin 2026 "Eğitime Bakış" raporuna göre Fransa öğrenci başına yılda 13.787 dolar harcıyor ve eğitime milli gelirinin %4,6'sını ayırıyor; iki rakam da OECD ortalamasının üzerinde. Sınıf mevcudunda, öğretmen açığında ve öğretmenlerin meslekten ayrılma oranında da Fransa OECD ortalamasından belirgin biçimde ayrışmıyor. İngiltere'de 700 bin öğrenci büyük onarım gerektiren binalarda okuyor, ama İngiliz liseleri yanmıyor.

Para var, ama sınıfa ulaşmıyor. Fransız hükümeti 2027 bütçesine eklediği raporda ilk kez her bakanlığın harcamasının ne kadarının emekli memur maaşlarına gittiğini gösterdi. Fransa'da devlet memurları için ayrı bir emeklilik kasası yok; emekli öğretmenin maaşı bugünkü okulun bütçesinden ödeniyor.

1000507418

Créteil'deki boş kadronun karşılığı bütçede bulunuyor; ancak o para emekli öğretmenin maaşına gidiyor, okuldaki eğitimcinin değil. Öğrencilerin kemer sıkma diye gördüğü şey, eğitim parasının emekliliğe ve yaşlılara kaydırılmasıdır.

Kuşaklararası Gasp

Fransa'da emeklilik sistemi, bugün çalışanın ödediği prim ve vergiyi bugünkü emeklinin maaşına aktaran dağıtım esasıyla işliyor. Kimse kendi emekliliği için birikim yapmıyor; her kuşağın emekliliğini kendisinden sonraki kuşak ödüyor. Bu düzen, ödeyen kuşak kalabalık ve zengin olduğu sürece ayakta kalıyor. Fransa'da ödeyen kuşak hem azalıyor hem yoksullaşıyor.

Fransa'nın emeklilik sistemini izleyen resmi kurul COR'a (Emeklilik Yönlendirme Konseyi) göre emeklilik harcaması 2025'te 422 milyar avroya ulaştı. Ülkede 17,2 milyon emekli var, yani nüfusun dörtte biri; bir emekliye 1,8 çalışan düşüyor.

1000507419

Emekli bu düzende iyi durumda. COR'a göre emeklilerin ortalama hayat standardı nüfus ortalamasıyla aynı; kira ödemedikleri evleri hesaba katılınca nüfus ortalamasının %6,5 üzerine çıkıyor ve çalışanlarla neredeyse başabaş. Gelişmiş ülkeler arasında bu bir istisna.

Gençler ise ağır bir yük altında. Fransa'da 15-24 yaş işsizliği bu yılın ikinci çeyreğinde %21,6'ya çıktı; her beş gençten biri işsiz. İş bulan genç de ücretinden Avrupa'nın en ağır kesintilerinden birini ödüyor.

1000507420

Vergi takozu, işverenin bir çalışana ödediği toplam maliyet ile çalışanın eline geçen net ücret arasındaki farktır; aradaki her kuruş vergi ve prim olarak devlete gidiyor. Fransa'da işverenin ödediği sosyal güvenlik primi tek başına işgücü maliyetinin %26,7'si; bu OECD'deki en yüksek pay. Maaşa gelen her zammın da %58'i devlete kalıyor.

Devletin kasasında da yer kalmadı. Kamu harcaması milli gelirin %57,2'si, kamu borcu %115,6'sı. Vergi ve prim kesintileri zaten Avrupa'nın en yüksekleri arasında olduğu için vergi arttırarak açığı kapatma imkanı da yok.

Sayıca daha az olan genç, daha ağır vergi ödeyerek, kendisinin hiçbir zaman göremeyeceği koşullarda emekli olmuş bir kuşağı finanse ediyor. COR'un projeksiyonlarına göre bugünün genci emekli olduğunda bugünün emeklisinin aldığını alamayacak. Yasal ama adı konmamış bir kuşaklararası hırsızlık bu.

Sorun yalnızca Fransa'nın uygulamasında değil, sosyal devlet fikrinin kendisinde. Bu düzen sürekli büyüyen bir nüfus ve ekonomi varsayımıyla kuruldu. Piyasanın ve demografinin gerçekleri bu varsayımı çoktan geçersiz kıldı. Geriye, dayanışma adı altında çalışanın kazancından zorla alınıp seçmen gücü yüksek yaşlı kesime aktarılan gelir kaldı. İrrasyonel sosyal devlet iyimserliğinin dayattığı anti-meritokratik düzen, gençten alıp yaşlıya veren bir el koyma mekanizmasına dönüştü.

Gençler Adına, Gençlere Karşı

Gerontokrasi, yaşlıların siyasi ağırlığının kamu kaynaklarının nasıl bölüşüleceğini belirlediği düzenin adı. Fransa'da 65 yaş ve üstündekiler nüfusun %22'sini oluşturuyor ve sayıca 20 yaş altındakilere neredeyse eşit. Yaşlı seçmen gençten daha düzenli sandığa gidiyor; seçilmek isteyen siyasetçi emekliliğe dokunmuyor.

Macron'un emeklilik yaşını 62'den 64'e çıkaran 2023 reformu, Meclis'te oylanmadan, hükümete oylamasız yasa geçirme imkanı veren anayasanın 49.3 maddesiyle çıkarılmıştı. Ekim 2025'te Başbakan Sébastien Lecornu, azınlık hükümetini ayakta tutmak için Sosyalist Parti'nin desteği karşılığında reformu dondurdu ve emeklilik yaşının Ocak 2028'e dek artmayacağını açıkladı. Fransa'nın son on yıldaki tek ciddi yapısal reformu, bir hükümetin birkaç ay daha yaşaması uğruna harcandı.

Sokaktaki gençleri sahiplenen sendikalar ve partiler, gençlerin sırtındaki yükü hafifletecek tek bir talep dile getirmiyor. Fransa'nın en büyük sendikalarından CGT, öğrencilere destek verirken ücret artışının yanında daha yüksek emekli maaşı da istedi. Aşırı sol parti LFI (Boyun Eğmeyen Fransa) hem eğitime hem emekliliğe daha fazla para istiyor ve bunun zenginlerden alınacak vergiyle ödeneceğini söylüyor. Oysa vergi ve prim kesintileri zaten Avrupa'nın en yüksekleri arasında olan bir ülkede bu yük, eninde sonunda çalışan gencin maaşından kesiliyor.

Fransız gençleri, kendi sırtlarındaki yükü büyütecek taleplerin piyadesi oluyor. Gençliğin öfkesini Nisan 2027 cumhurbaşkanlığı seçimine taşımak isteyen siyaset, gençlere sorunun kaynağı yerine zenginleri, polisi ve kemer sıkmayı hedef olarak gösteriyor. Kaynak ise gencin maaşından kesilip emekliye aktarılan paranın kendisi.

Türkiye'de de tehlike çanları çalmaya başladı; işiten olup olmadığı ise meçhul. EYT, yaş şartını kaldırarak kırklı yaşlarındaki milyonlarca kişiyi emekli etti ve yükü bugün prim ödeyen gençlerin sırtına bıraktı. Seçim öncesi emeklilere verilen ikramiyeler, art arda çıkarılan prim afları ve emekliliği öne çeken her vaat aynı yöne işliyor ve bugünün oyu için yarının çalışanını borçlandırıyor. Bu kararları alan siyaset, iktidarıyla muhalefetiyle, kısa vadeli siyasi hesaplar uğruna ülkenin geleceğini harcıyor.

Fransa'daki yangının iktisadi kökü okul bütçesindeki açık değil; gençlerinin kazancını, sandıktaki ağırlıkları uğruna yaşlılara aktaran bir devlet düzeni. Bu düzen gençlerin öfkesini açıklasa da sokağı kimlerin doldurduğunu ve bu insanların bir bölümünün neden kendilerini Fransız milletinin parçası saymadığını açıklamıyor. Dizinin ikinci yazısında Fransa'nın demografik sorununu, seçmediği göçü ve çok kültürlülüğü ele alacağız; Türkiye'nin her iki yanlışta bugün nerede durduğunu da orada tartışacağız.

Paylaş