Dolar/TL50,04
0.04%
Euro/TL56,26
0.02%
Gram Altın6.671,24
1.84%
BIST 10011.457,20
3.93%
Brent Petrol$96,38
1.86%
Gümüş/Ons$52,91
1.20%
Gedik Yatırım
Dünya

Güldem Atabay yazdı: Trump’ın büyük yenilgisi: Washington’dan Ankara’ya daralan iktidar alanı

Güldem Atabay

Güldem Atabay

5 Kasım 2026

Güldem Atabay yazdı: Trump’ın büyük yenilgisi: Washington’dan Ankara’ya daralan iktidar alanı

ABD’de 3 Kasım ara seçimlerinden çıkan mavi dalga, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin siyasi zeminini sarstı. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da çoğunluğu kazandı; Texas ve Kansas gibi Cumhuriyetçi kalelerdeki kayıplar, yenilginin sıradan bir ara seçim gerilemesini aştığını gösterdi. Sandalye dağılımının son ayrıntıları henüz kesinleşmese de sonuç açık: Trump, Kongre’nin desteğine dayanarak yönettiği dönemi geride bırakıyor.

Piyasalar bu sonucu ilk aşamada savaşın ve ekonomik keyfiliğin sınırlandırılabileceği beklentisiyle karşıladı. S&P 500 %1,6, Avrupa’nın Stoxx 600 endeksi %1,9 yükseldi. Brent petrol %8,7 düşerek 94,62 dolara, Amerikan tipi ham petrol yaklaşık 88 dolara geriledi. Tahvil fiyatları yükselirken getiriler düştü; dolar zayıfladı.

Ancak her sektör aynı yönde hareket etmedi. Asya’da çip üreticileri baskı altında kalırken otomotiv, tüketim ve seyahat şirketlerine para girişi oldu. Yatırımcılar, Demokratların veri merkezlerine yönelik itirazlarının yapay zekâ yatırımlarını yavaşlatabileceğini, petrolün ucuzlamasının ve gümrük baskısının hafiflemesi ihtimalinin ise tüketimi destekleyebileceğini fiyatladı. ABD’de mevcut altyapısı güçlü bazı teknoloji devlerinin yükselmesi de tepkinin bütün teknoloji sektörüne yönelmediğini gösterdi.

Bu, gerçekleşmiş bir barışın veya kaldırılmış gümrük vergilerinin kutlaması değil. Piyasalar şimdilik Trump’ın hareket alanının daralmasını satın alıyor. Önümüzdeki iki yılın temel sorusu da burada: Gücü sınırlanan bir başkan daha uzlaşmacı mı olacak, yoksa kalan yetkilerini daha saldırgan mı kullanacak?

Cumhuriyetçiler neden bu kadar ağır kaybetti?

Trump’ın yenilgisinin merkezinde, seçmene verdiği sözlerle seçmenin yaşadığı hayat arasındaki mesafe var. Savaşları bitireceğini ve hayatı ucuzlatacağını söyleyerek döndüğü Beyaz Saray’da, kendi tercihleriyle iki sorunu da ağırlaştırdı.

Seçmenin faturası birkaç başlıkta birikti:

•       İran savaşı: Yeni “sonsuz” dış savaşlara karşı çıkan bir seçmen koalisyonunu, aylarca süren ve enerji maliyetlerini yükselten bir çatışmanın arkasında tutmaya çalıştı. Savaş karşıtlığı ile ekonomik hoşnutsuzluk aynı noktada buluştu.

•       Gümrük vergileri: Yabancı ülkelere ödetileceği söylenen bedelin önemli bölümü ithalatçılar, üreticiler ve tüketiciler üzerinden Amerikan ekonomisine döndü. Misillemeler de ihracata bağımlı kesimleri vurdu.

•       Geçim maliyeti: Benzin ve market alışverişine sağlık, kira, konut kredisi ve elektrik giderleri eklendi. Ekonominin büyümesi, ücretinin satın alma gücü gerileyen seçmeni ikna etmedi.

•       Kayırmacılık ve çıkar çatışmaları: Halktan fedakârlık beklenirken başkanın ailesinin ve yakın çevresinin zenginleştiğine ilişkin iddialar, “düzeni temizleme” vaadini aşındırdı.

•       Lidere sadakati esas alan adaylar: Trump’ın desteğiyle öne çıkan bazı Cumhuriyetçi adaylar, partinin çekirdek tabanının dışına ulaşamadı. Liderle özdeşleşmek, onun popülerliği düşünce siyasi yük hâline geldi.

Göç politikalarının da ekonomik ve toplumsal bir karşılığı oluştu. Göçmen emeğine bağımlı tarım, gıda ve inşaat faaliyetlerinin aksaması, sınır güvenliği söyleminin seçmene günlük hayatında neye mal olduğunu görünür kıldı.

Trump’ın 2024’te kurduğu koalisyonun kalıcı bir ideolojik dönüşüm olduğu varsayımı böylece ağır darbe aldı. Latin kökenli ve siyah seçmenlerden aldığı desteğin bir bölümü geri çekildi; bağımsızlar Demokratlara yöneldi. Farklı katılım düzeylerine sahip başkanlık ve ara seçim sonuçları bire bir karşılaştırılamasa da ortaya çıkan tablo, iki yıl önce verilen desteğin koşulsuz olmadığını gösterdi.

Trump’ın kişiselleştirdiği yönetim biçimi de bu faturayı büyüttü. Seksen yaşındaki başkanın eleştiriye tahammülsüzlüğü, kendisini sürekli gündemin merkezine koyması ve değişken kararları, ekonomik sıkıntı döneminde güç gösterisi olmaktan çıkıp yönetim zaafı olarak okunmaya başladı. Seçmen, liderin gösterisiyle kendi hayatı arasındaki bağı kuramadı.

Cumhuriyetçilerde Trump sonrası mücadele

Trump’ın asıl güç kaybı, Demokratların karşısında olmasından çok kendi partisinin artık ona itaat etmeyi seçim kazanmanın koşulu saymamasından doğabilir. Ara seçimler, lidere sadakatin güvenli sandalyeleri bile koruyamadığını gösterdi. Cumhuriyetçi siyasetçiler bundan sonra hem Trump’ın tabanını küstürmemek hem de onun mirasının altında kalmamak zorunda.

Vance’in yenilgiyi İran savaşına bağlaması bu ikili hesabın ilk işaretlerinden biri. Başkan yardımcısı, yönetimin sorumluluğunu paylaşırken gelecekteki adaylığını savaşın faturasından ayırmaya çalışabilir. Ancak “savaşı bitirelim” demek, gümrük vergileri, sağlık giderleri ve milyarderlerle kurulan ittifak hakkında cevap vermeye yetmiyor. Trump’tan kişisel uzaklaşmanın ötesinde, seçmenin reddettiği politikaların hangilerinden vazgeçileceği belirleyici olacak.

Bu çatlak, Demokratlara bazı dosyalarda Cumhuriyetçi ortaklar bulma imkânı verebilir. Yine de Trump’ın parti tabanı, bağışçıları ve ön seçimler üzerindeki etkisi sürüyor. Seçim yenilgisi parti içi kopuşun önünü açtı; henüz kopuşun gerçekleştiği anlamına gelmiyor.

Demokratlar yalnızca Trump karşıtlığıyla kazanmadı

Demokratların başarısı, öfkenin kendiliğinden sandığa akmasından ibaret değil. Partinin etkili adayları, Trump karşıtlığını somut bir geçim gündemine bağladı.

Demokrasinin tehlikede olduğunu anlatırken seçmene sağlık hizmetinin neden pahalandığını, elektrik faturasının neden yükseldiğini, kamu kaynaklarından kimlerin yararlandığını da sordular. Böylece kurumsal çürüme ile ekonomik eşitsizlik arasındaki ilişkiyi görünür kıldılar.

Kampanyanın güçlü tarafı, farklı eyaletlerde aynı aday tipini dayatmamasıydı. Michigan’da herkese sağlık hizmetini, servetin vergilendirilmesini ve İsrail’e koşulsuz desteğin sona ermesini savunan Abdul El-Sayed ABD’nin ilk Müslüman Senatörü olarak kazanırken, daha muhafazakâr seçmenlere farklı bir dil kurabilen adaylar da başarı sağladı. Ortak zemin, çalışanların geçimi ve siyasetin zengin bağışçıların kontrolünden çıkarılmasıydı.

Bu sonuçtan “Demokratlar bütünüyle sola kayarak kazandı” hükmü çıkarmak da “yalnızca merkeze dönerek kazandı” demek de eksik kalır. Seçmen, yaşadığı sorunu tanıyan, bulunduğu yere uygun konuşan ve iktidarın kimler için çalıştığını sorgulayan adaylara karşılık verdi.

Yapay zekâ tartışması bunun çarpıcı örneği oldu. Veri merkezleri, soyut bir teknoloji meselesinden çıkarak elektrik, su, arazi kullanımı ve istihdam güvencesi meselesine dönüştü. Şirketlerin büyümesiyle hanelerin refahı arasında otomatik bir bağ bulunmadığı anlatılabildi.

Demokratlar şimdi aynı sınavın iktidar tarafına geçiyor. Trump’ı cezalandırmak için kendilerine oy veren seçmenin, bütün programlarını onayladığını varsayarlarsa bu geniş koalisyonu hızla kaybedebilirler.

Kongreyi kazananlar geçim sınavından kaçamaz

Demokratların önündeki siyasi tuzak, yetkileriyle seçmen beklentisinin aynı ölçüde büyümemesi. Sağlık giderlerini azaltma, konutu erişilebilir kılma ve kamu hizmetlerini güçlendirme vaatleri Trump’ın vetosuna veya Senato’daki engellere takılırsa, seçmen bu kurumsal ayrıntılarla ilgilenmez. “Sizi seçtik, hayatımız neden değişmedi?” sorusu 2028’de onların da karşısına çıkabilir.

Bu nedenle soruşturmaların yanında, gündelik hayata dokunan ve mümkün olduğunda iki partiden destek bulabilen sınırlı kazanımlar üretmeleri gerekiyor. Trump’ın engellediği adımlarda da hangi maliyetin kimin tercihiyle sürdüğünü somutlaştırmaları önemli. Kongre’nin denetim yetkisini görünür hizmete ve güvene çeviremezlerse, zafer bir sonraki seçimin yüküne dönüşebilir.

Servet vergisi: Gündemden düşmeyecek

Seçim, milyarderlerin ekonomik ve siyasi gücünün sorgulanmasına alan açtı. Ancak bu tepki, her servet vergisi önerisinin seçmenden onay alacağı anlamına gelmiyor.

California’da milyarderlere tek seferlik %5 vergi getirmeyi amaçlayan teklifin, sayım sürerken reddedilme yönünde ilerlemesi bu ayrımı gösteriyor. Ulusal ölçekte Demokratlara yönelen seçmen, aynı anda belirli bir verginin tasarımına, kaynakların nasıl harcanacağına veya sermaye kaçışı ihtimaline itiraz edebiliyor. Demokratlar da bu konuda birleşmiş değil.

Küresel ölçekte her ülkede konu teknoloji milyarderleri olmasa da, derinleşmesi beklenen tartışma yalnızca servet vergisi etrafında dönmeyecek. Büyük şirketlerin vergi yükü, sermaye gelirleri, miras, vergi kaçınma yolları ve sağlık harcamalarının finansmanı birlikte gündeme gelecek.

Kongre çoğunluğu Demokratlara bu tartışmanın gündemini belirleme imkânı veriyor. Trump’ın karşı çıkacağı kapsamlı bir federal vergi değişikliğini yürürlüğe koymak ise başka bir mesele. Önce siyasi talebi somut, uygulanabilir ve seçmenin güveneceği bir programa dönüştürmeleri gerekecek.

Trump kararnameyle ne kadar yönetebilir?

Trump başkanlığı kaybetmedi. Ocak 2029’a kadar yürütmenin başında kalacak. Demokratların yeni Kongre’deki çoğunluğu ise 3 Ocak 2027’de göreve başlayacak. Dolayısıyla seçim gecesi oluşan siyasi sonuç ile kurumsal yetki değişimi arasında bir geçiş dönemi var.

Yeni dönemde Trump’ın başkanlık kararnamelerine daha fazla başvurması beklenebilir. Ancak kararname, Kongre’ye ihtiyaç duymadan her istediğini yapabileceği bir yetki belgesi değil. Hukuki gücünü Anayasa’dan veya mevcut bir yasadan almak zorunda. Başkanlık kararnamelerinin hukuki çerçevesi bu sınırı açıkça koyuyor.

Trump, mevcut yetkileri içinde:

•       Federal kurumların uygulama ve denetim önceliklerini değiştirmeye çalışabilir.

•       Göç, enerji, çevre ve ticaret alanlarında idari düzenlemelere yönelebilir.

•       Yasaların tanıdığı ölçüde yaptırım, ihracat kontrolü ve gümrük araçlarını kullanabilir.

•       Diplomatik pazarlıkları, bazı askerî kararları ve dış politika girişimlerini sürdürebilir.

Fakat kararnameyle bir yasayı hükümsüz kılamaz, yeni bir federal vergiyi kendi başına koyamaz veya Kongre’nin vermediği sınırsız bir harcama yetkisi yaratamaz. Yetki aşımı iddiaları mahkemelere taşınabilir. Yüksek bütçe açığı ve borçlanma ihtiyacı nedeniyle önümüzdeki bütçe ve harcama görüşmeleri, bu güç mücadelesinin en önemli sahalarından biri olacak.

Demokratların elindeki araçlar da yalnızca yeni yasa çıkarmakla sınırlı değil. Bütçe görüşmeleri, harcama koşulları, komisyon soruşturmaları, belge talepleri ve yetkililerin ifade vermeye çağrılması, yönetimin siyasi maliyetini yükseltebilir. Senato’daki çoğunluk, onaya tabi atamalarda ayrıca önem taşıyacak.

Bununla birlikte Kongre’yi kazanmak, bütün engelleri kaldırmıyor. Senato’da birçok düzenlemede tartışmayı bitirip oylamaya geçebilmek için genellikle 60 oy gerekiyor. Trump’ın vetosunu aşmak içinse her iki kanatta üçte iki çoğunluk gerekli. Önümüzdeki dönem, tarafların birbirini sınırlandırabildiği, fakat kendi programını kolayca uygulayamadığı bir mücadeleye dönüşebilir.

Üçüncü azil girişimi: Hesap sormakla siyasi tuzak arasındaki çizgi

Demokratların en hassas tercihlerinden biri, Trump hakkında üçüncü kez azil süreci başlatıp başlatmamak olacak.

Temsilciler Meclisi’nde suçlama kararını geçirmek ile başkanı görevden almak aynı şey değil. Görevden alma için Senato’da hazır bulunan senatörlerin üçte ikisinin mahkûmiyet yönünde oy kullanması gerekiyor. Demokratların çoğunluğu, ciddi sayıda Cumhuriyetçinin desteği olmadan buna yetmiyor. Azil usulü bu iki aşamayı birbirinden ayırıyor.

Önceki süreçlerden sonra yaşananlar otomatik bir siyasi sonuç olmadığını gösteriyor. Belirleyici olan, suçlamaların ağırlığı, kanıtların gücü ve kamuoyunun süreci nasıl değerlendireceği.

Yine de başarısızlığı baştan belli, ekonomik gündemi aylarca geri plana iten bir girişim Trump’a mağduriyet üretme fırsatı verebilir. Kendisinden uzaklaşan Cumhuriyetçileri yeniden etrafında toplamasını kolaylaştırabilir.

Demokratlar açısından daha sağlam yol, soruşturmaları önceden ilan edilmiş bir azil sonucuna bağlamadan yürütmek.Kamu kaynakları, aile çıkarları, savaş kararları ve yetki ihlalleri konusunda kanıt toplamak; ortaya çıkanları kamuoyuna açıklamak; hukuki ve siyasi sorumluluğu buna göre belirlemek.

Ortadoğu: Barış baskısı artıyor, tehlike sürüyor

Petrolün sert düşüşü, seçim sonucunun Ortadoğu’ya ilişkin ilk beklentisini özetliyor: İran savaşını sürdürmenin Washington’daki siyasi maliyeti yükseldi.

Başkan Yardımcısı Vance’in yenilgiyi açıkça savaşa bağlaması, bu baskının yalnızca Demokratlardan gelmediğini gösterdi. Cumhuriyetçilerin 2028’i düşünen kesimleri de savaşın ekonomik ve siyasi yükünden kurtulmak isteyecek.

Bu, müzakere ihtimalini güçlendiriyor. Kongre’de savaş harcamalarının daha sert sorgulanması, yeni kaynak taleplerinin zorlaşması ve yönetimin kararlarının kamuoyu önünde incelenmesi beklenebilir. Ancak savaşın bir kararla hemen durdurulabileceği varsayımı gerçekçi değil. Mevcut kaynaklar, başkanın askerî yetkileri ve veto imkânı, süreci karmaşıklaştırıyor.

Trump’ın önünde iki farklı siyasi yol var. Müzakereyle sağlanacak bir anlaşmayı kendi barış zaferi olarak sunabilir. Ya da iç politikadaki yenilgiyi dışarıda sert bir hamleyle telafi etmeye çalışabilir. Aynı başkan, bu iki eğilim arasında gidip de gelebilir.

Petrolün ucuzlaması ise kalıcı bir arz rahatlamasına bağlı. Körfez’den sevkiyatın önündeki engeller ve yüksek lojistik maliyetleri sürerse, ilk barış iyimserliği kolayca tersine dönebilir.

ABD–İsrail ilişkisinde koşulsuz desteğin sınırları

İsrail’e desteğin Amerikan iç siyasetindeki maliyeti artık daha açık tartışılıyor. Gazze’deki yıkım, İran savaşı ve savaşın geçim maliyetine etkisi aynı siyasi zeminde buluştu. Ancak bunlar seçmen için bütünüyle aynı mesele değil: savaşa karşı çıkmak, İsrail’le ittifaka veya bütün askerî desteğe karşı olmak anlamına gelmiyor.

Vance’in seçim sonrasında İsrail’le ilişkinin değiştirilmesini de gündeme getirmesi, sorgulamanın Demokratların ilerici kanadıyla sınırlı kalmadığını gösterdi. Sağdaki müdahale karşıtlığı ile soldaki insan hakları itirazı, bazı oylamalarda aynı sonuca yönelebilir.Fakat bu yakınlaşma, amaçlarının ve Filistin meselesine bakışlarının aynı olduğu anlamına gelmez.

Trump’ın seçim günü yıllık askerî yardımı sona erdireceğini söylemesi de ilişkinin siyasi baskı altında olduğunu gösteriyor. Açıklama henüz uygulanmış bir kesinti değil; mevcut bütçe kararları ve Kongre’nin yetkileri dikkate alınmak zorunda. Üstelik yardımın kesilmesi, silah satışlarının veya diplomatik korumanın sona ermesiyle aynı şey değil. Önümüzdeki dönemde bu üç alanı ayrı izlemek gerekecek.

Netanyahu’nun ABD’de giderek Cumhuriyetçilerle özdeşleşmesinin bedeli de ağırlaşabilir. Kendi ülkesindeki 27 Ekim seçiminde yönetim çoğunluğunu kaybetmiş, hükümet kurma pazarlıklarıyla karşı karşıya kalmış bir liderin Washington’da da daha zor bir denklemle karşılaşması söz konusu. Trump İran’la anlaşmayı kendi siyasi toparlanmasının aracı olarak görürse, İsrail’deki güvenlik ve koalisyon hesaplarıyla ayrışabilir. İki liderin yakınlığı, çıkarlarının her dosyada örtüşmesini garanti etmiyor.

Küresel ekonomi ve sağ popülist dalga

Trump’ın yenilgisi, ekonomik milliyetçiliğin seçmene refah getirdiği iddiasını zayıflattı. Gümrük tehdidiyle yatırım sözü alınan ülkeler, artık Beyaz Saray’ın taleplerinin uygulanabilirliğini ve ömrünü daha fazla sorgulayabilir. Ticaret ortakları zaman kazanmak ve Kongre’deki yeni dengeleri kullanmak isteyecek.

Bunun otomatik bir serbest ticaret dönüşüne yol açması beklenmemeli. Çin’le rekabet, sanayi politikası ve stratejik sektörlerin korunması, Demokratlar içinde de destek buluyor. Değişebilecek olan, korumacılığın bütünü kadar onun uygulanma biçimi: kişisel tehditlerle yürüyen pazarlıkların yerini daha kurumsal ve müttefiklerle eşgüdümlü yöntemler alabilir.

Finansal piyasalardaki ilk rahatlama da kalıcı istikrar garantisi vermiyor. Bütçe, borçlanma ve harcamalar üzerindeki çatışmalar, zaten zorlaşan makroekonomik dengelere yeni belirsizlikler ekleyebilir.

Siyasi bakımdan ise Trump’ın yenilgisi, küresel otoriter sağın en güçlü başarı hikâyelerinden birini aşındırdı. Kurumları zayıflatan, siyaseti lidere bağlılığa indirgeyen ve seçmenini kültürel tehditler etrafında seferber eden yönetimlerin sandıkta cezalandırılabildiğini gösteriyor.

Ancak sağ popülizmin sona erdiği hükmü erken. Konut sorunu, eşitsizlik, göç kaygısı ve temsil krizi yerinde duruyor. Seçmen bugün iktidardaki sağ popülisti geçim sıkıntısı nedeniyle cezalandırırken başka bir ülkede aynı gerekçeyle muhalefetteki radikal sağa yönelebilir.

Üstelik hareket, liderinin yenilgisinden ders çıkararak değişebilir. Daha fazla sosyal koruma vadeden, milyarderlerle arasına mesafe koyan ve dış savaşlara karşı çıkan bir sağ popülizm yeniden güç toplayabilir.

Demokratların karşısındaki mesele, Trump’ın yenilgisini aşan ekonomik güvensizliğe cevap üretmek.

Avrupa rahatladı ama Amerika eski yerine dönmedi

Avrupa açısından sonuç, Washington’da yeniden güçlü bir muhatap kazanmak anlamına geliyor. Ukrayna’ya yardım, Rusya yaptırımları ve NATO’nun geleceği konusunda Kongre’yle daha yakın çalışılabilir. Gümrük baskısına karşı Amerikan ekonomisindeki maliyetleri öne çıkaran bir işbirliği zemini de oluşabilir.

Ancak bu rahatlama, ABD’nin güvenlik taahhütlerinin seçim öncesindeki belirsizlikten kurtulduğu anlamına gelmiyor. Bir kriz anında başkanın tavrı, kuvvet kullanımı ve diplomatik tercihler belirleyici kalacak. Avrupa’nın Kongre’yle yakınlaşmasını kendi otoritesine meydan okuma olarak gören Trump, müttefiklerine daha sert de davranabilir. Yeni denge bazı kararları frenlerken başka alanlarda gerilimi artırabilir.

Dolayısıyla Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirme ihtiyacı ortadan kalkmadı. Savunma harcamaları, enerji güvenliği ve kritik teknolojilerde bağımlılığı azaltma arayışı sürecek.

Ankara açısından da Avrupa’yla savunma işbirliği daha fazla önem kazanabilir. Fakat bu işbirliğinin sağladığı stratejik değer, Türkiye’deki hukuk devleti sorunlarını kendiliğinden gündemden düşürmez.

Trump–Putin hattında zayıflık yeni taviz üretir mi?

Putin açısından seçim sonucu iki zıt ihtimal yaratıyor. Demokratların Kongre’deki gücü, Ukrayna’ya desteğin ve Rusya yaptırımlarının korunması yönündeki baskıyı artırabilir. Buna karşılık içeride başarı üretmekte zorlanan Trump, Moskova’yla bir anlaşmayı siyasi mirasının merkezine yerleştirmeye daha fazla ihtiyaç duyabilir. Bu da Kremlin’in pazarlıkta daha çok istemesine yol açabilir.

Trump’ın enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla Rusya’yla geliştirdiği dizel anlaşması, bu gerilimin somut örneklerinden biri. Amerikan tüketicisine kısa vadeli rahatlama sağlama arayışı, Rusya’ya gelir kazandıran ve yaptırım baskısını aşındıran bir tercihle birleşebiliyor. Yeni Kongre, bu tür anlaşmaların şartlarını ve uygulamasını daha yakından inceleyebilir.

Ukrayna bakımından kritik ayrım, ateşkes ile kalıcı güvenlik arasındaki fark. Trump’ın hızla ilan edebileceği bir anlaşma arayışı, Ukrayna’nın egemenliği ve gelecekte yeniden saldırıya uğramasını önleyecek güvencelerle çatışabilir. Demokratların güçlenmesi Kiev’e siyasi dayanak sunar; fakat savaşın sonucunu veya Washington’ın bütün kararlarını tek başına değiştirmez.

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

Paylaş
Güldem Atabay yazdı: Trump’ın büyük yenilgisi: Washington’dan Ankara’ya daralan iktidar alanı — ParaAnaliz.com