'Gerçeklik elden kaçarsa...'

Çetin Ünsalan
21 Ekim 2026

Gözler Merkez Bankası’nın açıklayacağı faiz kararında… Aslında enflasyon / faiz farkına bakarsanız, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ne olursa olsun, faiz indirmek için yeterli marj var. Bu nedenle hiçbir gerekçe ya da bahane üretilemez.
Hatta bu konuda piyasa beklentilerine bakarsanız 100 baz puanlık bir indirim bekliyorlar. Peki ama o zaman şu soruyu sormak gerekmiyor mu? Neredeyse arada yüzde 8’lik bir fark var. D zaman neye göre 100 baz puanlık bir indirim beklentisi söz konusu? İşte bunun da yanıtı yok.
Faiz kararından bir gün önce ihracatçının çıkışı da gündeme damgasını vurdu. Bilhassa rekabet edemediklerini dile getiren TİM Başkanı Mustafa Gültepe, enflasyonla uyumlu olması gereken bir kura atıf yapıp, 10 puanlık bir fark olduğunu ve bunun da ayakta kalmak zorunluluğu olan ihracatçıyı, dönüşüm gibi zorunluluklara konsantre olamaz hale getirdiğini belirtti.
Yine sormak gerekiyor: Neye göre 10 puanlık bir farktan söz ediyorsunuz? İşte tam olarak bunun da yanıtının olmadığını biliyoruz. Emeklilerin maaşlarında düzenlemeden söz ediliyor. Ben bunun da yüksek ihtimalle yine aynı oyalama taktiği olduğunu düşünüyorum.
Zira hemen 90 bin TL’ye varan banka promosyonları haber olarak servis edilmeye başlandıysa, emeklinin bu yılbaşında da nasihat alacağı çok net belli oluyor. Nitekim aynı şeyi, asgari ücretli için de söylemek mümkün.
Tüm bunları alt alta koyduğumuzda tartışmaların, çelişkilerin, suskunlukların, söylenmek istenip de söylenmeyenlerin temelinde ne var? Enflasyon… Bu nedenle işin başında rasyonelleşme diye çıkan Bakan Şimşek’e ‘enflasyon rakamında rasyonelliği yakalamadan, gerisini değerine oturamayacağını, bu nedenle de bu rakamın gerçekliğe kavuşmasının önemli olduğunu’ dile getiren bir yazı yazmış, programlarda anlatmıştım.
Elbette ekonomi yönetimi bildiğini okudu. Kimsenin inanmadığı ve hızla da inancını yitirirken, öngörülemezliği arttıran bir faktör haline dönüşen enflasyon rakamı şimdi tartışmaların konuşulmayan yanını ve gerçek yanıtını oluşturuyor.
Bir an için açıklanan enflasyon rakamlarının doğru olduğunu düşünelim. Hayatın gerçeğiyle uyuşmadığı gün gibi ortada olmasına karşın, bir an için gerçekten rakamların rasyonel olduğunu kabul edelim.
Bu durumda da bile, sokağa çıktığınızda tüketicisinden üreticisine kadar yüzünüze söylenemese de, arkadan kimsenin inanmadığı gerçeği dile getiriliyorsa ve herkes bunun farkındaysa, yani bu kanaat oluştuysa sonuç almanız mümkün değildir.
Türkiye’de ekonomi yönetiminin temel sorunu gerçekliğini yitirmiş olmasıdır. Ne rakamlarla ilgili genel bir kabulleniş var, ne ekonomi yaklaşımlarıyla ilgili genel bir onaylama söz konusu. Hepsini bir araya getirdiğinizde de son derece haklı çekinceler olduğu açık.
Çünkü temelde gerçekliğini yitiren, hayatın gerçekleriyle uyuşmayan ne rakam, ne söylem anlamlı olmaya devam edemez. Bu nedenle ekonomi yönetimi gerçeklerin, sahanın sesinin ve bunu akıl, bilim yoluyla yönetmenin çaresini bulmak zorunda. Ben dedim oldu, olmuyor.

