FÖŞ yazdı: Siyasette oyun sonu

Atilla Yeşilada
28 Eylül 2026

Türkiye komik bir ülke, politik gündem öyle hızlı değişiyor ki, bir gün önce tüm toplumun hararetle tartıştığı konuda sosyal konsensus sağlanmadan, yeni bir soru işareti doğuyor. Örnek? Fon skandalı politikaya sirayet etmeden önce hepimiz “Mansur Yavaş ne yapacak?” sorusuna cevap ararken, Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifası ve akabinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından mal varlığına tedbiren el koyma başvurusu, toplumun kafasında bir sıradaki soruya geçmemizi gerektirdi. “Erdoğan AKP’ye sıvaşan bu beladan nasıl kurtulacak?”
Bu makalede tabii ki bu soruya cevap bulacağım. Ama asıl derdim yaklaşan seçimler ki sizi temin ediyorum, bunlar 1Ç2028’den önce gerçekleşmez, Erdoğan yeniden kazanabilir mi sorusuna cevap bulmak.
Erdoğan’ın onu seçim zaferine götürecek yol haritası hazırdı:
· Önce, yeniden aday olma yolunu aç.
· 2027’de ekonomik performansı düzeltmek için ne gerekirse yap.
· Anketlerde sana zorluk çıkartacak iki isim olan Mansur Yavaş ve Özgür Özel’i Ekrem İmamoğlu gibi siyasetten ekarte et.
· Seçimlere birkaç ay kala bütçe harcamalarında gazı kökle.
· Eğer anketler yine de kazanamayacağını gösteriyorsa, İsrail’le ihtilafı bahane ederek TBMM’den seçimleri bir yıl erteleme kararı çıkart.
Bu planın uygulanması, benim kanaatime göre Erdoğan-Mansur Yavaş zirvesinde ikincisine yapılan teklifle başladı, TBMM açılınca, Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması için girişim başlatılacaktı.
Sonra ortaya fon skandalı çıktı ve Erdoğan’ın yol haritası değişti. Az değil, 455 bin mağdur var. Bunların hepsinin ailesinden bir reşit daha kızıp Erdoğan’a ve/veya Cumhur İttifakı’na oy vermese, 900 bin oy kaybı seçim dengelerini değiştirir. Üstelik, bence mağdur sayısı 455 binin çok üstünde, çünkü BİST-30 ve BİST-100’den okunmuyor, ama orta ve küçük piyasa kapitalizasyonlu hisselerde ağır değer kayıpları var, buralarda pozisyon alanları da mağdur saymak lazım.
Peki Erdoğan ne yapacak? SABAH yazarı Dilek Güngör’e göre, ekonomi bürokrasisiyle Salı günü toplanacak Erdoğan’ın katılım değeri TL1 milyon ve altında kalan küçük yatırımcıları hızla tazmin etmek için çözüm arayacağı yolunda. Şöyle yazıyor Güngör:
“Biliyorsunuz, fon şirketlerinin Takasbank'ta tutmak zorunda olduğu belirli miktarda teminat var. Tasfiyesine karar verilen para piyasası fonlarının da portföyünde devlet tahvili, hazine bonosu, repo, ters repo gibi enstrümanlar... Şimdi yetkililer bunların hesaplamasını yapıyor. MKK/Takasbank kayıtları Tera Portföy'ün tasfiyesini yürüten İş Bankası'na, diğer fonlarınki de Ziraat Bankası'na iletilmiş durumda. Yatırımcıların payları, hesapları, gerçekleşmemiş emirleri karşılaştırılıyor”.
Bu havuzda ne kadar fon birikti bilemem, ama eğer yetersiz kalırsa, Erdoğan gönülsüzce de olsa, mağdurları bütçeden tazmin edecek. Ardından da, AKP’ye bulaşan lekeyi silmek için Fatma Betül Sayan Kaya gibi birkaç ismi daha kurtlara feda edecek.
Eğer fon skandalı bu şekilde gündemden düşerse, sırada Mansur Yavaş ve Özgür Özel problemini çözmek var. Erdoğan için kötü haber, seçim 2028’de planlansa da, biraz geç kalmış olacağı. Önce, Mansur Yavaş’a bakalım. Erdoğan’la zirvesinde politika konuşulmadı dense de, ben inandırıcı bulmadım. Tamamen şahsi kanaatim olur, ama Erdoğan Yavaş’a ultimatom verdi:
· AKP’ye katıl.
· Cumhurbaşkanı adayı olmadığını kamuoyuna deklare et.
· Ya da bağımsız aday olarak yarışa gir ve muhalefet oylarını böl.
· Aksi halde? Akıbetin Ekrem İmamoğlu’ndan farklı olmaz.
Mansur Yavaş herhalde düşüneyim dedi. Bence Yavaş kesinlikle YENİ Parti’den aday olacak, ama hakkında soruşturma açılması ve belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılmasını geciktirmek için top çevirecek. Zaman hem Yavaş hem de Özel lehine çalışıyor. Çünkü siyasetten men edilmek için alt mahkeme kararı yetmiyor, Yargıtay belki de AYM onayı gerekli. Yargının külliyen Erdoğan’la koordineli hareket ettiği tezi kabul edilse dahi, bu hukuki süreç çok uzun sürüyor. En az bir yıl.
Yavaş-Özel operasyonları ile eş zamanlı olarak, Erdoğan’ın yeniden seçilme hakkını kazanması da şart. İki yolu var:
Ya Anayasa’da değişiklik yapılması ya da TBMM’de 360 milletvekilinin erken seçim kararı lehinde oy kullanması. Anayasa görüşmeleri başlayacak, ancak değişikliğin TBMM’de kabul edilmesi için gereken 400 oyun bulunması ihtimalini görmüyorum. Erdoğan ve Bahçeli, DEM Parti yönetimiyle bir anlaşmaya varsa bile, partinin arka sıralarındaki milletvekillerinden bazıları buna yanaşmayacaktır.
Son dönemdeki yorumlarımda da belirttiğim gibi Erdoğan, 360’a ulaşmak için ihtiyaç duyduğu yaklaşık 30 oyu tamamlamak amacıyla, elinde çek defteri (ya da hukuki dosyalar) ile saf değiştirmeye açık milletvekillerinin peşine düşmeye başladı.
Ancak Türk siyasetindeki düşük etik standartlar dikkate alındığında bile bu yol oldukça zaman alıcı. Hapse girmekten korkacak kadar ciddi bir suç işlemiş ya da para karşılığında siyasi görüşlerinden vazgeçmeye hazır 30 kişi bulmak hiç de kolay değil.
AKP-MHP’ye geçen milletvekillerinin sayısı 20’ye ulaşırsa, işte o zaman erken seçim ihtimali konusunda endişelenmeye başlarım. Ama Erdoğan açısından kaygım, bahsettiğim 30 MV’nin AKP’ye geçmeyi reddetmesi, o zaman Erdoğan ne yapacak? Herhalde seçim erteletmek için İsrail’e sembolik olarak savaş açmayı düşünebilir.
Son söz, eğer anketler bizi yanıltmıyorsa, Erdoğan Yavaş’a kaybeder. Hatta, Yavaş bağımsız aday olarak er meydanına çıksa bile, seçimi ikinci tura bırakıp zımnen muhalefetin tek adayı olarak Erdoğan’ı yenebilir.
Diyelim Erdoğan yine de kazandı, ama halihazırdaki oy dağılımına göre, Cumhur İttifakı (Cİ) %39 civarında oy alıyor. Geçen seçimde TBMM’yi %48 civarında bir oyla kazanmıştı. Anketlerin üstüne gönlümden Cİ’na 5 puan daha hediye etsem dahi, aritmetik tutmuyor. Üstelik, bizim anket ortalamamıza göre MHP %7,4’te, yani baraja takılmaya çok yakın. Yukarıda andığım gibi, Barış Süreci’ni başarıyla noktalayacak anayasa değişikliği girişimi kadük olur. Bu durumda MHP oyları da artmaz. MHP TBMM’ye giremez demiyorum, ama 20 MV dahi kaybetse, Cİ muhalefete düşer.
Özetle, Erdoğan görülen şartlarda rekabeti geçmesi ihtimali her gün yükselen bir seçimi göze alamaz. Hakikaten İsrail’e sembolik bir savaş ilan etmek ayyaş bir bunağın fantezisinden öte bir strateji olabilir mi?

