FÖŞ yazdı: ABD-Çin rekabeti nasıl sonlanacak?

Atilla Yeşilada
29 Eylül 2026

Siz bu satırları okurken, Trump kariyerinin en gerzek kararlarından birini alıp ABD’nin dizel ihracatını yasaklamış olabilir. Bu senaryoda, dünyanın her yanında dizel fiyatları çift haneli artışlar gösterecek ve küresel enflasyon şirazesinden çıkacak. Bu örnekle başlayarak halen bize çok uzak gelen amansız ABD-Çin rekabetinin her adımda bizi nasıl etkilediğini ve rekabetin oyun sonunu anlatmak istedim.
Türkiye’nin pozisyonuna uzun uzun değinemeyeceğim, onu bir sonraki makaleye bıraktım, ama şöyle bir ipucu vereyim. En kötü senaryoda dahi, Hindistan, Brezilya, GAC gibi birçok dev Gelişmekte Olan Ülke bu rekabette tarafsız kalma lüksüne sahip olacak, ya da rekabetin getireceği ekonomik kutuplaşmanın olumsuz etkilerini asgariye indirmek için dosya bazında iki taraftan biriyle işbirliği yapacaklar. Türkiye, Rusya’yla Batı arasında bir sınır ülkesi olduğu için bu lükse sahip değil. Taraf seçmeye zorlanacağız, ya da bölgesel gücümüz azalacak ve ekonomik kalkınma iyice yavaşlayacak.
Tabii, ABD-Çin rekabeti sadece bu iki ülke arasında da değil. Çin yanına Rusya, İran ve Kuzey Kore’yi aldı bile. Stratejisi ekonomik destek vaadiyle “Bağımsız Güney’de” yeni müttefikler elde etmek. ABD’nin doğal müttefiği ise AB ve Asya’da Çin karşıtı ülkeler demeti, yani Japonya, Tayvan, G. Kore ve Avustralya. Trump şu anda bu müttefikleri kaçırmak için elinden geleni yapsa da, bu ABD politikası değil, Trump gidince, eski ittifaklar eskiye nazaran daha güçlü teşekkül edecek. Çünkü iki taraf da tek başına ötekini yenecek güç ve doğal kaynaklara/sanayi kapasitesine sahip değil.
Trump-Xi zirvesinde $60 milyarlık ticarette vergileri azaltması ve Ticaret Barışı’nı 2 ay daha uzatma gibi bir takım olumlu kararlar çıksa da, bunlar rekabetin temel ihtilaf kaynaklarına çözüm değil. Nedir temel ihtilaf? Hatırlayalım, birinci Soğuk Savaş komünizm ve kapitalizmin, ya da Amerikan tabiriyle demokrasinin mücadelesiydi. İki taraf da birbirini varoluşsal düşman olarak tanımlıyordu, bu kez de mesele aynı. ABD fırsat verilirse, Çin’in onu Asya-Pasifik’ten kovacağını ve ekonomisini boğacak ölçüde endüstriyel gücünü geliştireceğine inanıyor. Çin ise ihracat özgürlüğünü kaybedip, Güney Çin Denizi’ne kıstırılmış bir kara gücüne dönüşmekten.
Bu rekabet alıştığımız anlamda bir sıcak savaşa dönüşmez, eğer Xi Jinping Tayvan’ı ilhak etmek gibi bir aptallığa kapılmazsa tabii. Velakin ticaret, finans, teknoloji boyutlarında gittikçe şiddetlenen bir yarış göreceğiz. Yapay Zekâ’nın uzmanları dahi şaşırtan hızlı inkişafı rekabete çok acil ve vahim bir boyut ekledi. YZ yarışını kaybeden, sömürge haline gelebilir.
Trump sonrası dönemde kim başkan seçilirse seçilsin, ABD’nin Çin’e teknoloji transferini ve Çin’den sabit sermaye yatırımlarını neredeyse tamamen kısıtladığını göreceğiz. Çin ise teknoloji açısından kritik olmayan bütün ABD şirketlerini kovacak ve global tedarik zincirindeki hakimiyetini pekiştirerek, ABD ve AB’yi ekonomik anlamda kendine mahkum pozisyona düşürmeye çalışacak.
Rekabet çeşitli aşamalardan geçecek. Jeopolitik uzmanlar, tarihçiler ve uluslararası ilişkiler teorisyenleri arasındaki genel görüş, ABD-Çin rekabetinin yakın zamanda sona ermeyeceği ve mücadelenin taraflardan birinin açık ve kesin zaferiyle sonuçlanmasının beklenmediği yönünde. Eylül 2026’daki kritik Trump-Xi Zirvesi’nin de ortaya koyduğu üzere, iki ülke “yapıcı stratejik istikrar” ya da “yönetilen gerilim” olarak tanımlanabilecek bir döneme girmiş durumda. İki süper güç de diğerini kökten dönüştürmeyi ya da ortadan kaldırmayı beklemiyor; bunun yerine süresiz devam edebilecek bir çekişmeyi yönetmeye odaklanıyor.
Jeopolitik analistler, bu uzun vadeli sistemik rekabetin nasıl gelişebileceği veya zaman içinde nasıl hafifleyebileceği konusunda genel olarak üç temel senaryo üzerinde duruyor:
1. “Süper Güç Kilitlenmesi” — Yönetilen Birlikte Yaşama
En olası senaryo, rekabetin gerçekte hiçbir zaman “sona ermemesi”, bunun yerine küresel siyasetin kalıcı bir özelliğine dönüşmesi. Bu düzen, Soğuk Savaş’ın çok daha kurumsallaşmış ve ekonomik açıdan çok daha iç içe geçmiş bir versiyonuna benzeyebilir.
ABD ile Sovyetler Birliği’nden farklı olarak ABD ve Çin, “düşman ama birbirine bağlı” iki güç. Küresel tedarik zincirleri, finans piyasaları ve imalat sanayii üzerinden iki ekonomi derin biçimde birbirine entegre olmuş durumda.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) gibi kuruluşlardan uzmanlara göre ilişkiler bir tür “taktik otomatik pilot” üzerinde ilerleyebilir. İki ülke sürekli olarak düşük yoğunluklu ticaret anlaşmazlıkları, teknoloji kısıtlamaları ve vekâlet rekabetleri yaşayacak. Ancak aynı zamanda topyekûn bir askeri krizi önlemek amacıyla kritik diplomatik güvenlik mekanizmalarını, kısa vadeli ateşkesleri ve acil iletişim hatlarını koruyacak.
2. İç Tükenme veya Önceliklerin Değişmesi
Tarihsel olarak büyük uluslararası rekabetler her zaman bir ülkenin diğerini savaş meydanında yenmesiyle sona ermiyor. Bazen iç ekonomik ve siyasi baskılar ülkeleri önceliklerini değiştirmeye zorluyor.
Çin’in iç sorunları: Çin, hızla yaşlanan nüfus ve küçülen işgücü dahil ciddi demografik sorunlarla karşı karşıya. Bunlara yapısal ekonomik yavaşlama da eşlik ediyor. Eğer iç istikrarın korunması veya ekonomik reformlar Pekin’in bütün dikkatini gerektirirse, Çin’in dış politikadaki iddialı genişleme politikası doğal olarak yavaşlayabilir.
ABD’de siyasi ve ekonomik değişim: ABD ise derin siyasi kutuplaşma, yükselen kamu borcu ve küresel hegemonyayı sürdürmek yerine altyapının yenilenmesi ve yerelleştirilmiş tedarik zincirlerinin oluşturulmasına ağırlık verilmesi yönündeki iç baskılarla karşı karşıya.
Her iki tarafın da uzun süre iç sorunlarına yoğunlaşması, ABD-Çin rekabetinin zaman içinde yoğunluğunu kaybetmesine neden olabilir.
3. İki Teknolojik Bloka Ayrışma — “Decoupling”
Rekabet, tek bir küreselleşmiş ekonomi yerine dünyayı birbirinden ayrı ve rekabet halindeki iki etki alanına bölebilir. Bu senaryo genellikle “ikiye bölünmüş dünya” olarak tanımlanıyor.
Böyle bir gelişme, hiper-küreselleşme döneminin de sonunu getirebilir.
Teknolojik ayrışma: Rekabetin merkez üssü artık klasik ticaretten ileri teknolojilere kayıyor. Yapay zekâ (YZ), yarı iletkenler, ileri imalat teknolojileri ve yeşil teknolojiler iki ülke arasındaki mücadelenin başlıca alanlarına dönüşüyor.
Süreçte, ABD, ileri teknoloji şirketlerinin Çin’e yatırım yapmasını kısıtlamaya devam ederken Çin kendi kendine yeterli tedarik zincirleri oluşturmaya çalışacak.
Bunun sonucunda ülkelerin Amerikan veya Çin teknoloji altyapısı, telekomünikasyon sistemleri ve finansal takas sistemleri arasında tercih yapmak zorunda kaldığı bir dünya ortaya çıkabilir.
ABD-Çin rekabetinin bitip global koordinasyon çağının geri gelmesi de mümkün. Bunun nedeni global ısınmanın hızlanarak insanlığın geleceğine sıradan seçmenin dahi rahatlıkla görebileceği bir tehdit konumuna evrilmesi. Global ısınma ancak global işbirliği ile çözülebileceği için, “can derdine düşen” iki dev el sıkışıp ortak mücadele kararı alabilir.
Makale uzadı, ama bu rekabetin ekonomik boyutunu da kısaca anlatayım: Zaten ininden çıkan global enflasyon her sene yükselecek, global büyüme ise gittikçe yavaşlayacak.

