FÖŞ KEHANETLERİ: 2026-2027 Türkiye Ekonomisi

Atilla Yeşilada
3 Kasım 2026

Kasım ayına girdiğimize göre, birçok bireyin ve her türlü kuruluşun başlıca meşgalesi, ekonominin yılı nasıl kapatacağını ve 2027'de nasıl bir dünyayla karşılaşacağımızı düşünmek oluyor. Buna bütçe-planlama faaliyetleri de diyoruz. Naçiz kulunuz da bu makalede takipçilerine yol göstermeye çalışacak.
Bir parantez: Bu makaleyi yazmak için 10 gün bekledim. Dahil olduğum Global Source Partners Araştırma Ekibi olarak 2026-2027 tahminlerimizi o gün yenilemiştik. Velakin, Fon Krizi ekonomiye nasıl ve ne boyutta yansır sorusuna kendimi tatmin eden bir cevap bulamamıştım.
Görüştüğüm gazeteciler ve iş insanları piyasada gerçek bir korku ve daralmadan bahsediyor, sosyal medya fenomenleri ve hocalar da krizin ekonomiyi bunalıma sürükleyeceğini öne sürüyordu. Benim elimde bu görüşleri doğrulayacak yeterli veri yoktu. Bekledim.
Pazartesi günü Bloomberg HT Ekim tüketici güveni ve İSO-S&P Global imalat sanayi PMI verilerini açıkladı. İlkinde Fon Krizi'nin etkisi önemsenmeyecek düzeyde kayda geçerken, ikincisinde iş dünyasından bu konuda yorum gelmesi bilmeceyi çözdü.
Fon Krizi ekonomiye olumsuz etki yapacak kıvama gelmemişti. Bence gelmeyecek de. Noel gelmeden Sevgili Reis'im, "Herkesin parasını bütçeden ödeyin, bu konu kapansın" talimatını verecek, yoksa seçim kazanma umutları toptan suya düşer.
Özetle, aşağıda size sunacağım tahminlerde Fon Krizi'nden kaynaklanan ek bir yavaşlama senaryosu yer almıyor.
Evet, bu uzun girizgâhtan sonra sadede gelelim.
Global Source Partners Çeyreklik Raporu'na büyüme ile başladık. Ekonomik faaliyetteki durgunluğun devam etmesini, büyümenin yılı %2,5 seviyesinde tamamlamasını ve 2027'de ılımlı bir toparlanma göstermesini bekliyoruz. Enflasyonun ise yılı %30'un hemen altında tamamlayacağını öngörüyoruz.
Gelelim detaylara.
Büyüme: 2027'de güçlü bir toparlanma beklemiyoruz
Öncü göstergelere göre, 3Ç, 2Ç'ye nazaran daha durağan bir ekonomik performansa sahne oldu. 4Ç'de ise durağanlığın çeyreklik bazda daralmaya dönüşmesi çok olası. Çünkü tüketim harcamalarını destekleyecek harcanabilir gelir enflasyona mağlup olurken, net dış âlem gelirlerinin de büyümeye katkı yapması çok zor.
Son olarak ise Türkiye'nin içinde bulunduğu ve Fon Skandalı'nın dışında birçok nedene de bağlı olan genel karamsarlığın özel sabit sermaye yatırımlarını da frenleyeceğini varsayıyoruz.
Bizce erken seçim yapılacaksa, 2027 sonundan önce gerçekleşmeyecek. Dolayısıyla 2027 büyüme tahminimizde seçim harcamaları çok cüzi bir rol oynuyor.
Para politikası, hafif gerileyen enflasyona paralel olarak görece sıkı kalmaya mahkûm. Çünkü ne Erdoğan ne de TCMB dolarizasyona müsaade edebilir.
2027 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarı bir miktar canlansa da diğer önemli pazarlarımız AB, Rusya ve Irak-Suriye-İran üçlüsü çok fazla ithalat talebi üretmeyecek.
Enerji fiyatlarının en azından 2027'nin ilk yarısında hâlihazırdakine yakın düzeyde seyretmesi de net dış âlem gelirlerinin GSYH'ye katkı yapmasına engel.
Bu şartlarda, genelde ihracata dönük bir nedensellik içeren özel sektör sabit sermaye yatırımlarından da kayda değer bir katkı zor.
En önemlisi ise hanehalkı tüketim furyası artık bitti. 2027'de seçim olmayacağına göre, yılbaşında reel harcanabilir geliri artıracak zamlar beklememek lazım.
Enflasyonun kısmen düşmesi ve 12 ay sonrası beklentilerle manşet enflasyon arasındaki makasın daralması da kredi kullanımı veya taksit vasıtasıyla tüketimin öne çekilmesi davranışını törpüler.
Son olarak ise para ve bütçe politikası kısmen gevşese de harcanabilir gelire kayda değer bir katkı çok zor.
Enflasyon: 2027 sonunda %25-26 bekliyoruz
Ekim ayı enflasyon verisi cesaret vericiydi. Yıllık enflasyon beş yıl aradan sonra ikinci kez %30'un altında kaldı.
Önümüzdeki dönemde buna benzer birkaç olumlu veri daha görebiliriz. Ancak bütün bunların kalıcı bir dezenflasyon eğilimine dönüşüp dönüşmeyeceği ayrı bir soru.
Gelecek yıl enflasyonun, hem TCMB'nin hem de piyasa konsensüsünün tahminlerinden daha yüksek olan %25-26 civarında tamamlanacağını öngörüyoruz.
TCMB: Faiz indirimleri sürecek ama alan dar
Koşulların tam olgunlaşmamasına karşın TCMB, Eylül ayındaki olumlu enflasyon verisini dikkate alarak politika faizini 100 baz puan indirip %36'ya çekti.
Bu karar çok şaşırtıcı olmasa da bize göre yine erken alınmış bir karardı. Pek çok nedenle beklemek neredeyse kesinlikle daha ihtiyatlı bir yaklaşım olurdu.
Yıl sonundan önce 100 baz puanlık bir faiz indiriminin daha yapılmasını oldukça olası görüyoruz.
Rezervler yeterli düzeyde kaldığı sürece faiz indirimlerinin devam etmesini de bekliyoruz.
Ancak para politikasında gevşeme için fazla alan bulunduğunu düşünmüyoruz. Özellikle piyasa konsensüsünün yıl sonu için öngördüğü %28'lik politika faizine ulaşacak kadar geniş bir alan olduğunu kesinlikle düşünmüyoruz.
İşsizlik: Manşet oran yanıltıcı, atıl işgücü %30 civarında
İşgücü piyasası, manşet işsizlik oranı açısından dayanıklılığını koruyor. Ancak sık sık vurguladığımız gibi, altta yatan dinamikler en az iki açıdan zayıf kalmaya devam ediyor.
İlk olarak, istihdam artışı yaklaşık son iki yıldır durgun seyrediyor. Dolayısıyla işsizlik oranındaki istikrar esas olarak işgücüne katılım oranının düşmesinden kaynaklanıyor.
İkinci olarak, geniş tanımlı işsizlik oranı ya da zamana bağlı eksik istihdamı ve iş aramaktan vazgeçmiş kişileri de kapsayan işgücünün atıl kullanımına ilişkin bileşik gösterge, %30 civarında seyretmeye devam ediyor.
2027 yılına ilişkin zayıf büyüme tahminimizi ve işgücüne katılım oranında daha fazla düşüş yaşanmayacağı varsayımımızı dikkate alarak, işsizlik oranının gelecek yıl boyunca yükselmesini bekliyoruz.
Bununla birlikte artışın görece sınırlı kalacağını ve işsizlik oranının bu yılın son çeyreğindeki %8,2 seviyesinden 2027'nin son çeyreğinde %8,6'ya çıkacağını öngörüyoruz.
Bütçe: Mali disiplin yeniden zayıflıyor
Merkezi yönetim bütçe açığı, geçen yıl gerçekleştirilen güçlü mali uyumun ardından son aylarda hem tahakkuk hem de nakit bazında yeniden kötüleşmeye başladı.
Geçen yılki mali uyum, harcamaların sınırlandırılması (deprem harcamalarındaki azalmanın da katkısıyla) ve gelir artırıcı çabaların birleşimi sayesinde sağlanmıştı.
Nakit bütçe açığından başlayacak olursak, 2025 başlarında GSYH'nin %5'i ile zirveye ulaşan açık, bu yılın ilk yarısı boyunca düzenli biçimde gerileyerek %2,6'ya kadar düşmüştü. Ancak üçüncü çeyrekte yeniden genişleyerek tahminlerimize göre GSYH'nin %3'üne yükseldi.
Tahakkuk bazlı bütçe açığı da genel olarak benzer bir seyir izledi. Faiz dışı fazlanın azalmaya başlamasına karşılık faiz ödemelerinin artmaya devam etmesi nedeniyle, yılın önceki döneminde görülen %2,3'lük düşük seviyeden tahminlerimize göre GSYH'nin %3,1'ine yükseldi.
Bununla birlikte, Orta Vadeli Program'ın (OVP) yıl sonu için belirlediği GSYH'nin %3,1'i düzeyindeki bütçe açığı hedefinin ulaşılabilir olduğunu düşünüyoruz.
Başlangıç bütçesinde %3,5 olan bu hedef, büyük ölçüde nominal GSYH etkisinin daha yüksek olması sayesinde aşağı çekilmişti.
Mevcut gelir ve harcama eğilimleri altında, yılın son çeyreğinde harcamalarda bir miktar kısıtlamaya gidilmesi koşuluyla hedefin tutturulabileceğini öngörüyoruz.
2027 bütçesi: Gelir hedefleri fazla iyimser olabilir
Aralık ayında oylanması beklenen 2027 yılı merkezi yönetim bütçe teklifi, bütçe açığının bu yıl için tahmin edilen yaklaşık 2,6 trilyon TL'den (GSYH'nin %3,1'i) yaklaşık 3,9 trilyon TL'ye (GSYH'nin %3,5'i) yükselmesini öngörüyor.
Bu tahmin, faiz giderlerinin bu yıl için öngörülen GSYH'nin %3,3'ünden %3,6'sına yükselmesine ve faiz dışı fazlanın bu yıl tahmin edilen %0,2'den %0,1'e hafifçe gerilemesine dayanıyor.
Faiz dışı fazlaya ilişkin bu varsayım, faiz dışı harcamaların GSYH'ye oranında 1,2 yüzde puanlık artışın, büyük ölçüde daha yüksek gelirlerle dengelenmesini öngörüyor.
Vergi gelirlerinin GSYH'ye oranının bu yıl için tahmin edilen %17'den %17,8'e yükselmesi bekleniyor.
Bize göre hükümetin gelecek yıl için belirlediği %3,5'lik bütçe açığı hedefi açısından riskler tam da bu varsayımlarda yatıyor.
Ekonominin zayıfladığı bir ortamda gelirlerin GSYH'ye oranını yaklaşık bir tam yüzde puan artırmak zor olabilir. Nitekim geçen yıl da bu mümkün olmamıştı.
Ayrıca seçimler yaklaştıkça harcama baskıları daha da artabilir.
Bu durum, özellikle Türkiye'nin merkezi yönetim borcunun düşük seviyesi dikkate alındığında, kendi başına çok büyük bir sorun oluşturmuyor. Ancak 2027 yılında dezenflasyon sürecinin maliye politikasından herhangi bir destek almasının pek olası olmadığı anlamına geliyor.
Kamu borcu: GSYH'ye oranı düşük kalmaya devam edecek
Merkezi yönetim borç stoku nominal olarak önemli ölçüde arttı ve 2025 sonundaki 13,7 trilyon TL'den Eylül 2026'da 16,2 trilyon TL'ye yükseldi.
Bununla birlikte, hesaplamalarımıza göre borcun GSYH'ye oranı aynı dönemde %21,6'dan %20,5'e geriledi.
2027 yılı bütçe açığı hedefinin tutturulacağı varsayımıyla, kamu borcunun GSYH'ye oranının 2026 sonu için tahmin ettiğimiz %20,9 seviyesinden 2027 sonunda hafifçe yükselerek %21,3'e ulaşacağını öngörüyoruz.
2027'nin asıl meselesi: Dolar/TL ve döviz talebi
2027 yılının belirleyici makroekonomik sorunu, seçimler yaklaşırken USD/TL kurunu ya da daha spesifik olarak döviz talebini yönetmek olacak.
Faiz oranları yüksek kaldığı ve önümüzdeki birkaç ay içinde USD/TL kurundaki değer kaybı hızı az çok sabit kaldığı sürece, rezervlere yönelik bir hücumdan kaçınılabileceğini düşünüyoruz.
Bu arada, 2027 yılı boyunca ödemeler dengesinin yakından izlenmesi gerekecek.
Cari işlemler açığının bu yılı tahminlerden daha iyi bir seviyede, 42,5 milyar dolar veya GSYH'nin %2,3'ü düzeyinde tamamlamasının ardından, 2027'de de yaklaşık bu seviyelerde kalmasını bekliyoruz.
40-45 milyar dolar civarında bir cari açık kendi başına özellikle büyük sayılmaz. Ancak mevcut küresel ve siyasi ortamda bu açığın finansmanı hiç de kolay olmayabilir.
Cari açık: 2026'da 42,5 milyar dolar, 2027'de hafif genişleme
Ağustos ayında 12 aylık kümülatif cari işlemler açığı, temmuz ayındaki 41,5 milyar dolardan 42,1 milyar dolara yükseldi.
Ancak eylül ayında açığın yeniden yaklaşık 1,5-2 milyar dolar daralarak 40 milyar doların biraz üzerine gerileyeceğini tahmin ediyoruz.
12 aylık kümülatif cari açıktaki genişleme — aynı zamanda geçen yılın aynı dönemine kıyasla görülen artış — enerji açığındaki yükselişten ve daha sınırlı ölçüde çekirdek cari işlemler fazlasındaki daralmadan kaynaklanıyor.
Bu etkiler, altın açığındaki keskin düşüşle kısmen dengeleniyor.
Yılın tamamına baktığımızda, ekim ayında bir kez daha cari fazla verilmesinin ardından, mevsimsel faktörlerin etkisiyle kasım ve aralık aylarında cari işlemler dengesinin yeniden açığa dönmesini bekliyoruz.
Bununla birlikte, yılın yaklaşık 42,5 milyar dolar veya GSYH'nin %2,3'ü düzeyinde bir cari açıkla tamamlanacağını öngörüyoruz.
Bu rakam, piyasa konsensüsü tahminlerinin oldukça altında bulunuyor.
2027 yılında ise cari işlemler açığında hafif bir genişleme bekliyoruz.
Bu artışın temel olarak daha yüksek enerji faturasından kaynaklanacağını, çekirdek dış ticaret açığı ile net turizm gelirlerinde ise önemli bir değişiklik olmayacağını düşünüyoruz.
Çekirdek dış ticaret açığındaki genel istikrar beklentimiz, zayıf iç talep nedeniyle ithalat hacmindeki artışın sınırlı kalacağı, buna karşılık ihracat hacminin görece dayanıklı seyredeceği varsayımına dayanıyor.
Sonuç: Kriz yok, ama daha kötüsü var!
Özetle, 2026-2027'de, hatta çok rekabetçi ve hasmane bir seçime gitsek de ekonomide kriz yok!
Ama daha kötüsü var.
Yaşlılık ve kötü alışkanlıklarından dolayı sürekli güç kaybeden ve hatalarından ders almayan bir ekonomi.
Akıbetimiz kalp krizi değil, tekerlekli sandalye.
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Videosu da burada:

