“Tekno-faşizm artık burada”: YZ, Büyük Teknoloji ve yeni otoriterlik tartışması
Prof. Mark Coeckelbergh, YZ, kitlesel gözetim ve Big Tech'in artan siyasi gücünün yeni bir otoriter yönetim modeli yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
12 Eylül 2026

Teknoloji felsefecisi Prof. Mark Coeckelbergh, YZ ve dijital gözetim teknolojilerinin devletler ile büyük teknoloji şirketlerine daha önce görülmemiş bir güç sağladığını savunuyor. Coeckelbergh’e göre Silikon Vadisi'nde güçlenen demokrasi karşıtı düşünceler, askeri teknolojiler, kitlesel gözetim ve devlet-Big Tech işbirliği yeni bir “tekno-faşizm” tehlikesi yaratıyor. Palantir, Peter Thiel ve Alex Karp'ın düşüncelerini bu dönüşümün önemli örnekleri arasında gösteren akademisyen, asıl riskin güvenlik adına vatandaşların özgürlüklerinin giderek daraltılması olduğunu söylüyor.
YZ (yapay zekâ) yarışının hızlanması yalnızca teknoloji şirketlerinin geleceğini değil, demokrasi ile devlet arasındaki ilişkinin geleceğini de tartışmaya açıyor.
Teknoloji felsefecisi Prof. Mark Coeckelbergh, son çalışmasında Büyük Teknoloji şirketlerinin artan siyasi gücü ile YZ tabanlı gözetim sistemlerinin birleşmesinin yeni bir otoriter yönetim modelinin altyapısını oluşturabileceğini savunuyor.
Coeckelbergh, 2026 yılında AI & Society dergisinde yayımlanan “Technofascism: AI, Big Tech, and the New Authoritarianism” başlıklı makalesinde özellikle Palantir'in kurucu ortağı Peter Thiel ile şirketin CEO'su Alex Karp'ın temsil ettiğini düşündüğü siyasi ve teknolojik yaklaşımı inceliyor.
Akademisyene göre ortaya çıkan yeni model klasik faşizmin birebir tekrarı değil. Farkı, YZ ve dijital teknolojilerin sağladığı çok daha kapsamlı gözetim ve kontrol kapasitesinde yatıyor.
“Vatandaş gözetlendiğini bile bilmeyebilir”
Coeckelbergh, “tekno-faşizm” kavramının gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Kendisinin kavramı belirli bir akademik anlamda kullandığını söyleyen Coeckelbergh'e göre yeni teknolojiler, geçmişteki otoriter rejimlerin sahip olmadığı araçları devletlerin ve şirketlerin kullanımına sunuyor.
Bunların başında kitlesel dijital gözetim geliyor.
YZ sayesinde devletler vatandaşların davranışlarını, iletişimini ve hareketlerini çok daha büyük ölçekte izleyebilirken, algoritmalar bu verileri otomatik olarak analiz edebiliyor.
Coeckelbergh bunu “algoritmik yönetimsellik” kavramıyla açıklıyor.
En önemli farklardan biri ise vatandaşların çoğu zaman gözetlendiklerinin farkında dahi olmaması.
Bu nedenle YZ destekli otoriterlik, geçmişteki baskı sistemlerinden daha görünmez ve kapsamlı hale gelebilir.
Silikon Vadisi'nde demokrasi karşıtı fikirler
Coeckelbergh'e göre meselenin ikinci boyutunu Silikon Vadisi'nde etkili olan bazı teknoloji yöneticilerinin siyasi düşünceleri oluşturuyor.
Akademisyen özellikle Peter Thiel'in demokrasiye yönelik eleştirilerine ve teknoloji elitlerinin siyasi sistemde daha fazla söz sahibi olması gerektiğini savunan yaklaşımlara dikkat çekiyor.
Coeckelbergh, Palantir çevresinde şekillenen düşüncelerde de güçlü demokrasi karşıtı unsurlar gördüğünü söylüyor.
Bunun yanında savaşın ve askeri üstünlüğün yüceltilmesi, dünyayı dostlar ve düşmanlar arasında bölen bir yaklaşım ve güçlü liderlik vurgusunun öne çıktığını savunuyor.
Coeckelbergh'e göre bütün bunların birleşmesi, teknoloji şirketlerinin yalnızca ekonomik değil siyasi güç merkezleri haline gelmesi riskini beraberinde getiriyor.
Big Tech ile devlet arasındaki sınır bulanıklaşıyor
Tartışmanın en önemli boyutlarından biri Büyük Teknoloji şirketleri ile devletler arasındaki giderek yakınlaşan ilişki.
Palantir gibi şirketler güvenlik, istihbarat ve savunma alanlarında çok sayıda hükümete teknoloji sağlıyor.
Coeckelbergh'e göre bu ilişki şirketlere sıradan teknoloji tedarikçilerinin çok ötesinde bir güç kazandırabilir.
Klasik faşist sistemlerde devlet ile büyük şirketler arasında yakın ilişkiler bulunduğunu hatırlatan akademisyen, bugün bunun yeni bir biçiminin ortaya çıkabileceğini savunuyor.
Onun tanımladığı olası “post-demokratik” modelde, teknoloji şirketlerinin CEO'ları ve küçük bir teknoloji eliti kamu politikalarının belirlenmesinde giderek daha büyük rol üstleniyor.
Coeckelbergh, ABD'de teknoloji şirketleri ile Trump yönetimi arasındaki işbirliğini bu eğilimin güncel örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.
Peter Thiel nasıl bir toplum istiyor?
Coeckelbergh'in en sert eleştirilerinin hedefinde Peter Thiel bulunuyor.
Akademisyene göre Thiel'in düşüncesinin merkezinde küçük bir teknoloji elitinin toplumu yönlendirmesi gerektiği fikri var.
Coeckelbergh bunu şöyle tanımlıyor:
“Küçük bir elitin, teknoloji elitinin yönettiği otoriter bir toplum kurmaya çalışıyor.”
Coeckelbergh'in yorumuna göre bu dünya görüşünde demokrasi teknolojik ve toplumsal ilerlemenin önündeki bir engel olarak görülüyor.
Akademisyen, Thiel gibi isimlerin yalnızca ABD'de değil Avrupa'daki siyasi karar alıcılar üzerinde de artan etkisinden endişe duyduğunu belirtiyor.
Alex Karp'ın Frankfurt'tan Palantir'e uzanan yolculuğu
Palantir CEO'su Alex Karp'ın entelektüel geçmişi ise bu tartışmayı daha ilginç hale getiriyor.
Karp, akademik hayatının bir bölümünde Frankfurt Okulu'nun düşünsel çevresine yakınlaştı ve Jürgen Habermas'ın fikirleriyle ilgilendi.
Coeckelbergh'e göre Karp sosyal ve siyasi teoriye ilgisini korudu, fakat zaman içinde liberal ve sol eğilimli bir düşünsel ortamdan sağcı ve reaksiyoner olarak nitelendirdiği bir siyasi çizgiye yöneldi.
Coeckelbergh açısından önemli olan yalnızca Karp'ın kişisel siyasi görüşleri değil.
Palantir'in teknolojilerinin Batılı hükümetler tarafından yaygın biçimde kullanılması, şirketin güvenlik ve gözetim anlayışının da daha geniş bir coğrafyaya yayılması anlamına geliyor.
Akademisyen bu nedenle Palantir'in etkisini yalnızca bir şirketin ticari başarısı olarak değerlendirmiyor.
“Güvenlik için daha fazla kontrol” anlayışı
Palantir kendisini askerler, işçiler ve sıradan vatandaşların güvenliğine hizmet eden bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyor.
Coeckelbergh ise şirketin söyleminin merkezinde farklı bir denklem bulunduğunu savunuyor:
Daha fazla güvenlik için daha fazla teknoloji, daha fazla militarizasyon ve daha fazla kontrol.
Bu yaklaşım kısa vadede kamuoyuna cazip gelebilir.
Ancak akademisyene göre problem, güvenlik amacıyla geliştirilen aynı teknolojilerin ilerleyen aşamalarda vatandaşları gözetlemek ve kontrol etmek için de kullanılabilecek olması.
Coeckelbergh, güvenlik teknolojisinin satışını kolaylaştıran siyasi söylemin aynı zamanda daha militarize bir toplum modelini normalleştirebileceğini düşünüyor.
YZ silahlanma yarışı
Palantir CEO'su Karp'ın önemli argümanlarından biri, demokratik ülkelerin rakipleri karşısında teknolojik üstünlük sağlaması gerektiği.
Coeckelbergh ise bu yaklaşımın dünyayı dostlar ve düşmanlar şeklinde ikiye bölen bir zihniyete dayanmasından endişeli.
ABD açısından Çin ve Rusya gibi ülkelerin YZ yarışında stratejik rakip olarak görülmesi, teknolojik üstünlüğü ulusal güvenliğin temel unsurlarından birine dönüştürüyor.
Böylece YZ yalnızca ekonomik verimlilik sağlayacak bir teknoloji olmaktan çıkarak küresel güç mücadelesinin temel silahlarından biri haline geliyor.
Coeckelbergh'e göre bu yaklaşım ülkeleri sürekli olarak rakiplerinden daha güçlü teknolojiler geliştirmeye teşvik ederek YZ silahlanma yarışını hızlandırabilir.
YZ merkezi iktidarın en güçlü aracı olabilir
Teknoloji ile siyasi iktidar arasındaki ilişki elbette yeni değil.
Coeckelbergh, tarihte teknolojik gelişmelerin sıklıkla savaşlar ve askeri ihtiyaçlar tarafından hızlandırıldığına dikkat çekiyor.
Roma İmparatorluğu'ndan modern devletlere kadar teknoloji merkezi iktidarın güçlenmesinde önemli rol oynadı.
Ancak YZ bu ilişkiyi yeni bir seviyeye taşıyabilir.
Çünkü YZ yalnızca silah geliştirmek için kullanılmıyor.
Aynı zamanda milyonlarca insan hakkında veri toplayabiliyor, bu verileri analiz edebiliyor, davranış kalıpları çıkarabiliyor ve vatandaşların gelecekteki hareketleri konusunda tahminler üretebiliyor.
Bu kapasite devletler ve büyük şirketler açısından tarihte görülmemiş bir bilgi avantajı yaratıyor.
“Devlet her şeyi biliyorsa özgürlük ne kadar mümkün?”
Coeckelbergh'e göre temel siyasi sorun burada başlıyor.
Bir devlet veya şirket vatandaş hakkında giderek daha fazla bilgi topladığında, bilgi aynı zamanda güç anlamına geliyor.
Böyle bir sistemde insanlar söyledikleri, yaptıkları veya internetteki davranışları nedeniyle gelecekte sorun yaşayabilecekleri düşüncesiyle hareket etmeye başlayabilir.
Gözetim böylece doğrudan müdahale olmadan bile insanların davranışlarını değiştirebilir.
Coeckelbergh bunun paradoksal biçimde güvenliği artırmak yerine bireylerde yeni bir güvensizlik duygusu yaratabileceğini düşünüyor.
Devlet daha güvenli hale gelirken vatandaş kendisini daha az özgür hissedebilir.
Özgürlük yalnızca teknoloji elitleri için mi?
Coeckelbergh'in eleştirisinin merkezindeki en önemli çelişkilerden biri de özgürlük kavramı.
Silikon Vadisi'ndeki bazı teknoloji çevreleri kendilerini özgürlükçü veya libertaryen olarak tanımlıyor.
Ancak Coeckelbergh'e göre bu özgürlük anlayışı toplumun tamamına eşit biçimde uygulanmayabilir.
Akademisyen, teknoloji elitlerinin kendileri için maksimum ekonomik ve siyasi özgürlük isterken sıradan vatandaşların daha fazla gözetim ve kontrole tabi tutulabileceği bir sistemin ortaya çıkmasından endişe ediyor.
Bu durumda teknolojiyi geliştiren ve kontrol eden küçük bir grup geniş hareket alanına sahip olurken toplumun geri kalanı giderek daha ayrıntılı dijital denetim mekanizmaları altında yaşayabilir.
Asıl tartışma YZ'nin kimin elinde olduğu
Coeckelbergh'in yaklaşımı, YZ tartışmasını teknolojinin ne kadar gelişeceği sorusundan farklı bir noktaya taşıyor.
Mesele yalnızca makinelerin ne kadar akıllı hale geleceği değil.
Bu teknolojilerin kimin kontrolünde olacağı, hangi amaçlarla kullanılacağı ve vatandaşların bu kararlar üzerinde ne kadar söz sahibi olacağı da giderek önem kazanıyor.
YZ savunma, istihbarat ve kamu yönetiminin temel altyapılarından biri haline geldikçe teknoloji şirketleri ile devlet arasındaki sınırların daha da bulanıklaşması mümkün.
Coeckelbergh bu nedenle teknolojik gelişmenin durdurulmasını değil, daha demokratik bir dijital düzen kurulmasını savunuyor.
Bunu “sessiz devrim” ve dijital hümanizm kavramlarıyla tanımlıyor.
Bu yaklaşımın merkezinde eğitim, daha güçlü demokratik kurumlar ve vatandaşların teknoloji hakkında daha yüksek bilgi düzeyine sahip olması bulunuyor.
Coeckelbergh'in uyarısının özünde ise basit fakat giderek daha önemli hale gelen bir soru var:
YZ insanları daha özgür kılacak bir araç mı olacak, yoksa onları izlemek ve yönetmek için tarihin gördüğü en güçlü teknolojiye mi dönüşecek?
Tehran Times
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.



