Fehim Taştekin: Hamas, İsrail sınırını nasıl aşabildi; Aksa Tufanı’nın sonuçları neler olabilir?
Mısır’ın 1973’te başlattığı askeri harekattan bu yana Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı ilan ettiği Aksa Tufanı kadar ciddi bir meydan okuma görülmedi.
8 Ekim 2023

Mısır’ın 1973’te başlattığı askeri harekattan bu yana Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı ilan ettiği Aksa Tufanı kadar ciddi bir meydan okuma görülmedi.
Roket salvosunun büyüklüğü, Gazze’yi açık hapishaneye çeviren demir parmaklıkların motorlu savaşçılar tarafından aşılması ve İsrail kentlerine motorlu paraşütçülerin gönderilmesi savaşta ciddi bir ölçek ve taktik değişimine işaret ediyor.
Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grupların 2014’te 50 gün süren savaşta kullandığı roketlerin 4 bin civarında olduğu düşünülürse Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın başlarken fırlattığı 5 bin roket, “Caydırıcı olabiliriz, İsrail’in önüne bir sınır çizebiliriz” diyen Filistinlileri artık dikkate almayı gerektiriyor.
Mısır tarafında Refah’a çıkan tüneller kapatıldığı halde Filistinli grupların silah kapasitesi gerilemedi aksine kendi yeraltı tesislerinde boşalan depoları daha iyileriyle doldurmaya devam ettiler.
Aksa Tufanı’na İslami Cihat ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) silahlı kanadı Ebu Ali Mustafa Tugayları da katılıyor. İsrail 2021’de Gazze’ye yönelik operasyonu "Surların Muhafızı" olarak adlandırmıştı. 2023’te o surlar delinmiş oldu. Bu hem İsrail için hem de İsrail dışındakiler için büyük bir şok.
Hamas saldırının Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerine yanıt olduğunu söylüyor.
Yom Kippur gibi dini bayramlar vesilesiyle Yahudilerin Ağlama Duvarı'nda dua etmeleri öncesinde İsrail güçleri Mescid-i Aksa'yı basmayı bir gelenek haline getirdi.
Aksa Tufanı’nı olgunlaştıran koşullar Harem’uş Şerif’te Filistinlilerin maruz kaldıklarını söyledikleri zorbalıklardan ibaret değil.
Gazze’nin açık hapishaneden farksız durumu, Batı Şeria’daki yasadışı işgalin her geçen gün genişlemesi, Filistinlilere hayatı dar eden yerleşimci şiddeti, Doğu Kudüs’te bitmeyen baskılar ve Filistinlilerin sıklıkla kayıplar vermesi bu olgunlaşmada tetikleyici iç faktörler olarak sıralanabilir. Sadece Batı Şeria'da Ocak’tan bu yana 172 Filistinli öldürüldü.
Filistin’in kayıp parçaları fiziki kopukluklara rağmen birbirinin sancısını hissedebiliyor. Gazze Şeridi dörtte üçü 1948’de Yafa ve Hayfa gibi sahil şehirlerden sürülmüş Filistinliler ve onların çocuklarından oluşuyor. Aralarında Kudüslüler de var.
2021'de Mescid-i Aksa’daki baskınlar üzerine Hamas'ın İsrail'i roket yağmuruna tuttuğunda 1948 ve 1967 sınırlarında kalmış Filistinliler de tetiklenmişti. Halbuki Lod, Ramle ve Akka gibi şehirlerde yaşayan İsrail vatandaşı Filistinlilerin, Filistin davasına dair refleksleri ölmüş sayılıyordu.
İsrail’in çok boyutlu imha, baskı ve bunaltma stratejisine ilaveten Filistin özerk yönetiminin otoritesizliği ve El Fetih’in Filistinlileri baskılama aparatı olarak biçimlendirilmesi Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te silahlı direniş hücrelerinin genişlemesine yaradı.
Muhtemelen Aksa Tufanı’nı kurgulayanlar İsrail’i daha içeriden vuracak yapıları da hesaba katıyor.
Hamas bunu nasıl yapabildi?
Cenin’de İslami Cihad, El Halil’de Hamas, Nablus’ta FHKC öne çıkıyor. El Fetih’te merkezin biçtiği ‘polislik’ misyonunun dışına çıkan direniş unsurları da var. Buralar artık Gazze ölçeğinde olmasa da İsrail’e karşı küçük cepheler açma potansiyeli taşıyor.
İsrail, Cenin Mülteci Kampı’nı işgal ederek buradaki silahlı varlığa son vermek istedi ama operasyonu yarıda kesti.
Birkaç ay önce eski Nablus’a da giremedi. Bütün Filistinli örgütlerin bulunduğu Tulkarim de İsrail’i tehdit etme potansiyeli taşıyor.
İsrail, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı silahları toplaması yönünde sıkıştırdı ama bu onu da aşan bir mesele. Filistinli esir ve tutsakların bırakılması konusunda yürütülen görüşmelerin çökmesi de bu tırmanışın altında yatan bir diğer faktör olabilir.



