Dolar/TL47,90
0.08%
Euro/TL55,55
0.31%
Gram Altın6.860,77
0.48%
BIST 10014.082,10
0.64%
Brent Petrol$88,62
0.11%
Gümüş/Ons$65,86
1.16%
Gündem

Dünya ısınıyor, para pahalanıyor: İklim krizinin finansmanı giderek zorlaşıyor

Küresel faizler yükselirken gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı zorlaşıyor. 2035’te yıllık dış kaynak ihtiyacı 1,3 trilyon dolara ulaşabilir.

16 Eylül 2026

Dünya ısınıyor, para pahalanıyor: İklim krizinin finansmanı giderek zorlaşıyor

Avrupa ve Kuzey Amerika’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgaları iklim değişikliğinin ekonomik maliyetini giderek görünür hale getirirken, küresel faizlerdeki yükseliş iklim yatırımlarının finansmanını zorlaştırıyor. En büyük baskı ise iklim değişikliğine karşı en kırılgan olan gelişmekte olan ülkelerde hissediliyor. Bu ekonomilerin 2035’e kadar yılda yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık dış finansmana ihtiyaç duyabileceği hesaplanıyor.

Yaz boyunca Avrupa ve Kuzey Amerika’da peş peşe yaşanan sıcak hava dalgaları, küresel ısınma ve kuraklığın ekonomik sonuçlarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.

Kuruyan tarım alanları, zorlanan elektrik şebekeleri, düşen iş gücü verimliliği ve artan sigorta zararları iklim değişikliğinin maliyetinin artık geleceğe ilişkin soyut bir risk olmadığını gösteriyor.

Bazı bilim insanları gezegenin daha önce tahmin edilenden hızlı ısınabileceği konusunda da uyarıyor. Bu ortamda daha sıcak bir dünyaya uyum sağlamak giderek acil hale gelirken, harekete geçmenin ertelenmesinin maliyeti de büyüyor.

Ancak iklim krizinin ağırlaşmaya başladığı bir dönemde dünya ekonomisi başka bir sorunla karşı karşıya: Sermaye giderek pahalanıyor.

En büyük finansman açığı gelişmekte olan ülkelerde

İklim yatırımlarının finansmanında en büyük sorun gelişmekte olan ve düşük gelirli ekonomilerde ortaya çıkıyor.

Dünya nüfusunun büyük bölümünü barındıran ve küresel nüfus artışının tamamına yakınının gerçekleşeceği bu ülkelerde yurtiçi tasarruflar, hem karbon emisyonlarını azaltmak hem de iklim değişikliğinin sonuçlarına uyum sağlamak için gereken yatırımları finanse etmekte yetersiz kalıyor.

Üstelik küresel ısınmanın en ağır sonuçlarından bazıları da bu ekonomilerde görülebilir.

Ürün kayıpları, su sıkıntısı ve kitlesel göç artık uzak geleceğe ait senaryolar olmaktan çıkıyor.

Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin bugünün zengin ekonomilerinin geçmişte izlediği fosil yakıt ağırlıklı kalkınma modelini tekrarlamaması gerekiyor.

Mevcut eğilimlerin sürmesi halinde gelişmekte olan ekonomilerin küresel sera gazı emisyonlarındaki payının bugünkü yaklaşık %42’den yüzyılın ortasında %53’e yükselmesi bekleniyor.

Böyle bir gelişme, küresel iklim hedeflerine ulaşılmasını çok daha zor hale getirebilir.

2035’e kadar yılda 1,3 trilyon dolar gerekiyor

Yurtiçi tasarrufların iklim yatırımlarını karşılamaya yetmemesi nedeniyle gözler giderek dış finansmana çevriliyor.

BM İklim Değişikliği konferansları kapsamında kabul edilen Bakü-Belém yol haritasına göre gelişmekte olan ekonomilerin, kendi kaynaklarıyla sağlayabilecekleri finansman hesaba katıldıktan sonra bile, 2035 itibarıyla yılda yaklaşık 1,3 trilyon dolar dış finansmana ihtiyaç duyabileceği tahmin ediliyor.

Bu hedef küresel faizlerdeki son yükselişten önce bile oldukça iddialı görünüyordu.

Şimdi ise finansman koşulları daha da zorlaşıyor.

Zengin ülkelerin borçlanması sermayeyi pahalandırıyor

Son haftalarda küresel tahvil piyasalarında uzun vadeli faizler sert biçimde yükseldi.

Bu hareketin arkasında birçok neden bulunurken, yatırımcıların özellikle gelişmiş ekonomilerin kamu maliyesinin uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda giderek daha fazla endişe duyduğu görülüyor.

Zengin ülkelerde kamu borcunun milli gelire oranı, yüzyılın başında %70’in altındayken bugün %110’a yaklaşmış durumda.

Üstelik mali baskının önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Yaşlanan nüfus bütçeler üzerindeki yükü artıracak. YZ (yapay zekâ) kullanımının yaygınlaşması ise ağırlıklı olarak emek gelirlerine dayanan vergi tabanlarını aşındırma potansiyeli taşıyor.

Sorunun en belirgin olduğu ekonomilerden biri ABD.

Mevcut politikaların sürmesi halinde ABD Kongre Bütçe Ofisi, federal kamu borcunun milli gelire oranının 2050’lerin ortasında %190’a ulaşabileceğini tahmin ediyor.

Artan borç stoku daha yüksek faiz giderlerini beraberinde getirirken, yükselen faiz maliyetleri de bütçe dengelerini daha fazla bozuyor.

Bu kısır döngü gelişmiş ülkeler açısından ciddi bir sorun yaratırken, gelişmekte olan ülkeler üzerindeki dolaylı etkisi çok daha ağır olabilir.

ABD tahvil faizi yükselince gelişmekte olan ülkeler daha fazla ödüyor

Küresel faizlerdeki yükseliş, gelişmekte olan ülkelerin iklim yatırımları için ihtiyaç duyduğu sermayeyi çekmesini zorlaştırıyor.

Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) bir çalışması bu ilişkinin boyutunu ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre ABD Hazine tahvillerindeki vade priminin 1 puan yükselmesi, tarihsel olarak gelişmekte olan ülkelerde yerel para cinsinden tahvil getirilerinin yaklaşık 1,5 puan artmasıyla ilişkilendiriliyor.

Aynı şok gelişmekte olan ülke para birimlerinde yaklaşık %6 değer kaybı ve tahvil ile hisse fonlarında toplam net varlıkların yaklaşık %8’i büyüklüğünde çıkışla bağlantılı.

Ortaya çıkan paradoks oldukça çarpıcı:

Gelişmekte olan ülkelerin iklim yatırımlarına en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde, bu yatırımların finansmanı giderek daha pahalı hale geliyor.

Üstelik bu maliyet artışının önemli nedenlerinden biri, zengin ülkelerdeki yüksek kamu açıkları ve hızla artan borçlanma ihtiyacı.

Gözler Antalya’daki COP31’e çevriliyor

Bu nedenle Antalya’da düzenlenecek bir sonraki BM iklim zirvesi COP31’in en kritik gündemlerinden birinin iklim finansmanı olması bekleniyor.

Ancak mevcut finansman kanalları ihtiyacın büyüklüğünü karşılamaktan uzak.

Çok taraflı kalkınma bankalarının bilançoları sınırlı. İkili kalkınma yardımlarının da gerekli trilyonlarca dolarlık kaynağı tek başına sağlaması mümkün görünmüyor.

Dolayısıyla yeni finansman modellerinin devreye sokulması gerekiyor.

Karbon vergisi, IMF kaynakları ve “dayanışma vergileri”

Tartışılan seçeneklerden biri karbon vergilerinin daha geniş kullanılması.

Karbon vergileri bir taraftan sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik ekonomik teşvik yaratırken, diğer taraftan iklim yatırımlarında kullanılabilecek kamu geliri sağlayabilir.

Bir başka seçenek ise IMF’nin Özel Çekme Haklarının (SDR) iklim yatırımlarına yönelik yeni ve hedefli tahsisleri.

SDR kaynakları borç ödemelerinde kullanılabildiği gibi dolar, euro ve diğer rezerv para birimlerine çevrilerek gelişmekte olan ülkelere ek likidite sağlayabiliyor.

Tartışılan bir diğer yöntem ise küreselleşmeden yoğun biçimde faydalanan sektörlere uygulanabilecek “dayanışma vergileri.”

Deniz taşımacılığı, havacılık veya finansal işlemler üzerinden alınabilecek bu tür vergiler iklim finansmanına aktarılabilecek yeni kaynaklar yaratabilir.

Gelecekte yapılacak resmi kalkınma yardımlarının menkul kıymetleştirilerek bugünden finansman sağlanması da gündemdeki alternatiflerden biri.

Bu araçların hiçbiri tek başına 1,3 trilyon dolarlık finansman sorununu çözmeye yeterli değil. Ancak birlikte kullanıldıklarında daha gerçekçi bir finansman paketinin parçalarını oluşturabilirler.

Asıl maliyet harekete geçmemek olabilir

Gelişmekte olan ekonomilerin 2035 itibarıyla yılda 1,3 trilyon dolar dış iklim finansmanına ihtiyaç duyacağı tahmini son derece iddialı.

En büyük risklerden biri, iklim finansmanının kısa vadeli siyasi önceliklerin kurbanı olması.

Ancak bu yaz yaşanan aşırı sıcaklıklar gecikmenin de ciddi bir ekonomik maliyeti olduğunu gösteriyor.

Dünyanın önündeki tercih, iklim değişikliği için para harcamak veya harcamamak arasında değil.

Asıl tercih, bugün emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum için ödeme yapmak ile gelecekte doğal afetler, yeniden inşa, gıda güvensizliği ve kitlesel göç için çok daha yüksek faturalar ödemek arasında.

Küresel faizlerin yükseldiği ve kamu borçlarının hızla arttığı bir dönemde geleneksel finansman yöntemleri giderek yetersiz kalıyor.

Bu nedenle yenilikçi iklim finansmanı araçları artık teknik bir politika tartışması olmaktan çıkıp ekonomik bir zorunluluğa dönüşüyor.

FT

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş