Dolar/TL50,13
0.02%
Euro/TL55,93
0.43%
Gram Altın6.568,15
0.92%
BIST 10011.482,60
1.32%
Brent Petrol$98,32
0.03%
Gümüş/Ons$51,94
0.83%
Gedik Yatırım
Para-banka-finans

ANALİZ: YZ balonu yeni bir küresel finans krizini tetikleyebilir mi?

YZ yatırımları 1,2 trilyon dolara yaklaşırken Nasdaq'ta 2 trilyon dolar silindi. Uzmanlar, yüksek borç ve faizlerin kriz riskini artırdığını belirtiyor.

7 Kasım 2026

ANALİZ: YZ balonu yeni bir küresel finans krizini tetikleyebilir mi?

ÖZET: Küresel finans piyasalarında yüksek kamu borçları, artan faizler, İran savaşının yol açtığı enerji şoku ve ticaret gerilimleri nedeniyle riskler büyüyor. Son iki yılda Wall Street'i ve küresel büyümeyi destekleyen yapay zekâ (YZ) yatırımlarının sürdürülebilirliği ise giderek daha fazla sorgulanıyor. Ekim ayında Nasdaq 100 endeksinden 2 trilyon doların üzerinde piyasa değeri silinirken, büyük teknoloji şirketlerinin gelecek yıl YZ altyapısına yaklaşık 1,2 trilyon dolar yatırması bekleniyor. Eski Goldman Sachs Başekonomisti Jim O'Neill, eski ABD mevduat sigortası kurumu Başkanı Sheila Bair ve diğer uzmanlar, borçla finanse edilen YZ yatırımlarında yaşanabilecek bir krizin küresel finans sistemine yayılabileceği uyarısında bulunuyor.**

Küresel ekonomide yeni kriz endişesi: Bu kez merkezde YZ var

Küresel finans piyasaları, aynı anda birden fazla ekonomik ve jeopolitik riskin baskısı altında bulunuyor.

ABD'nin ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, İran savaşının enerji piyasalarında yarattığı şok, yüksek kamu borçları ve artan finansman maliyetleri, dünya ekonomisinin dayanıklılığını sınamaya devam ediyor.

Bu risklere son dönemde yeni bir unsur eklendi: Son iki yılda hisse senedi piyasalarını ve ekonomik büyümeyi destekleyen devasa yapay zekâ yatırım dalgasının sürdürülebilirliği.

Büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezlerine, gelişmiş işlemcilere, enerji altyapısına ve diğer YZ yatırımlarına ayırdığı kaynaklar trilyonlarca dolara ulaşıyor.

Ancak yatırımcılar, bu harcamaların yeterli ve sürdürülebilir getiri sağlayıp sağlamayacağını giderek daha fazla sorguluyor.

Küresel ekonominin bu yıl yaklaşık yüzde 3 büyüyeceği yönündeki beklentilerde YZ yatırımlarının önemli bir rol oynadığı belirtiliyor.

Dolayısıyla bu sektörde yaşanabilecek ciddi bir yavaşlamanın etkileri yalnızca teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmayabilir.

Jim O'Neill: Yüksek faizler zayıf halkaları ortaya çıkarır

Eski Goldman Sachs Başekonomisti ve eski İngiltere Hazine Bakanı Jim O'Neill, yükselen faizlerin ekonomik sistemdeki kırılganlıkları görünür hale getirdiğine dikkat çekiyor.

O'Neill'e göre faiz oranlarının yükselmesi, özellikle borç yükü ağır ülkeler ve şirketler açısından ciddi risk oluşturuyor.

Enflasyonun yüksek kalması halinde YZ yatırımlarının borçlanmayla finanse edilmesinden kaynaklanan sorunların daha belirgin hale gelebileceğini belirtiyor.

ABD Merkez Bankası Fed, enflasyon hedefini beş yılı aşkın süredir tutturamıyor.

Kaynak analizde Euro Bölgesi enflasyonu yüzde 3,8 olarak verilirken, Avrupa Merkez Bankasının hedefi yüzde 2 seviyesinde bulunuyor.

Enflasyonun hedeflerin üzerinde seyretmesi, merkez bankalarının para politikasını gevşetme alanını sınırlıyor.

O'Neill, YZ yatırım patlamasında şimdiye kadar daha büyük finansal aksaklıklar yaşanmamış olmasını şaşırtıcı bulduğunu da ifade ediyor.

Nasdaq 100'den bir ayda 2 trilyon dolar silindi

Finans piyasalarındaki kırılganlıklar Ekim ayında daha belirgin hale geldi.

Yatırımcıların YZ bağlantılı hisselerden uzaklaşarak daha güvenli varlıklara yönelmesi, teknoloji şirketlerinin piyasa değerlerinde büyük kayıplara yol açtı.

Nasdaq 100 endeksinin toplam piyasa değerinden Ekim ayında 2 trilyon doların üzerinde değer silindi.

Büyük teknoloji şirketlerinin güçlü bilanço açıklamaları da satış baskısını tamamen durduramadı.

Yatırımcıların temel endişesi, şirketlerin YZ altyapısına ayırdıkları devasa kaynakların ne kadar sürede gelir ve kâra dönüşeceği.

Baskı yalnızca hisse senedi fiyatlarıyla sınırlı kalmadı.

Bazı teknoloji şirketlerinin tahvillerine ilişkin kredi riskinden korunma maliyetleri yükseldi.

Bir dizi veri merkezi projesi finansman sağlamakta zorlandı.

ABD'nin yanı sıra Güney Kore ve Çin'deki teknoloji hisselerinde de kayıplar yaşandı.

Bu gelişmeler, YZ yatırımlarının finansmanı konusunda artan soru işaretlerini gündeme taşıdı.

ABD tahvil faizleri yüzde 5 civarında

Yatırımcıların güvenli varlıklara yönelmesi, devlet tahvillerine olan talebi artırarak getirilerin gerilemesine katkıda bulundu.

ABD'nin 10 yıllık Hazine tahvili faizi, 22 Ekim'de yaklaşık 20 baz puan düştü.

Bu hareket, 2023 başından bu yana görülen en büyük günlük düşüş olarak kaydedildi.

Buna rağmen 10 yıllık ABD tahvil faizi yaklaşık yüzde 5 seviyesinde bulunuyor.

Bu oran, dünya genelindeki borçlanma maliyetleri açısından önemli bir gösterge niteliğinde.

ABD tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi, şirketlerin ve hükümetlerin finansman maliyetleri üzerinde baskı yaratıyor.

Özellikle büyük yatırımlarını borçlanmayla finanse eden teknoloji şirketleri açısından yüksek faizler önemli bir risk oluşturuyor.

Fransa'da tahvil faizleri 2012 krizini hatırlatıyor

Finansal baskılar yalnızca ABD ve YZ sektöründe görülmüyor.

Fransa'da devlet tahvili faizleri, Euro Bölgesi borç krizinin yaşandığı 2012 yılından bu yana görülen seviyelere yükseldi.

Siyasi istikrarsızlık, bütçe sorunları ve toplumsal protestolar, Fransız hükümetinin ekonomik politikalarını uygulamasını zorlaştırıyor.

Yükselen borçlanma maliyetleri de hükümetin ekonomik ve toplumsal taleplere yanıt verebilmek için kullanabileceği mali alanı daraltıyor.

Fidelity International'ın portföy yöneticilerinden Mike Riddell, Fransa ve Avustralya dahil çeşitli ekonomilerde finansal stres belirtileri görüldüğünü belirtiyor.

Riddell, yatırımcıların güvenli varlık arayışında Almanya devlet tahvillerine daha fazla ilgi göstermesine de dikkat çekiyor.

Japonya'da 30 yılın en yüksek tahvil faizleri

Japonya ise farklı bir risk bileşimiyle karşı karşıya.

Enerji ithalatına bağımlı olan ülke, petrol fiyatlarındaki yükselişten doğrudan etkileniyor.

Japon devlet tahvili faizlerinin son 30 yılın en yüksek seviyelerine ulaşması da ekonomik görünüm üzerindeki baskıyı artırıyor.

Yetkililer, faiz oranlarını daha hızlı yükseltme yönünde artan baskıyla karşı karşıya.

Ancak daha sıkı para politikası, hükümetin ek harcama planlarını zorlaştırabilir.

Japonya'daki faiz değişimleri, uluslararası sermaye akımları üzerinde de etkili olabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle Japon tahvil piyasasındaki hareketler yalnızca ülke ekonomisi açısından değil, küresel finans sistemi bakımından da izleniyor.

YZ yatırımları gelecek yıl 1,2 trilyon dolara ulaşabilir

Küresel piyasaların YZ sektörüne bağımlılığını gösteren en önemli verilerden biri, büyük teknoloji şirketlerinin yatırım planları.

Danske Bank'ın tahminlerine göre ABD'nin yaklaşık yarım düzine büyük teknoloji şirketinden oluşan ve hyperscaler olarak adlandırılan grubu, gelecek yıl YZ altyapısına yaklaşık 1,2 trilyon dolar yatıracak.

Bu tutar, Avrupa'daki bütün şirketlerin toplam yatırımlarıyla karşılaştırılabilecek büyüklükte.

Aynı şirketlerin bu yıl yaklaşık 900 milyar dolar yatırım yapması bekleniyor.

Dolayısıyla YZ altyapısına yönelik sermaye harcamalarının bir yıl içinde yaklaşık 300 milyar dolar artması öngörülüyor.

Bu yatırım programları, veri merkezleri ve teknoloji altyapısının yanı sıra enerji ve diğer bağlantılı sektörler için de önemli talep yaratıyor.

Ancak yatırımların az sayıda şirket tarafından gerçekleştirilmesi, ekonomik büyümenin ve piyasa beklentilerinin dar bir şirket grubuna bağımlı hale gelmesi riskini artırıyor.

S&P 500'ün yüzde 40'ından fazlası teknoloji ve YZ hisseleri

YZ sektörünün finans piyasalarındaki ağırlığı da son yıllarda önemli ölçüde arttı.

Teknoloji ve YZ bağlantılı şirketlerin S&P 500 endeksindeki payı yüzde 40'ı aşmış durumda.

Bu hisseler, endeksin son beş yılda kaydettiği yaklaşık yüzde 70'lik yükselişe önemli katkı sağladı.

Ancak yükselişin giderek daha az sayıda büyük şirkette yoğunlaşması, piyasanın genel dayanıklılığına ilişkin endişeleri artırıyor.

S&P 500 endeksi Ekim başındaki zirvesinden yaklaşık yüzde 3 geriledi.

Borçlanma maliyetlerine daha duyarlı küçük şirketleri izleyen Russell 2000 endeksi ise Ağustos zirvesinden yaklaşık yüzde 8 düştü.

Bu farklılaşma, büyük teknoloji şirketleri ile daha küçük işletmelerin finansal koşullardan farklı biçimlerde etkilendiğini gösteriyor.

Societe Generale: Borsa yükselişi çok az sayıda şirkete bağımlı

Societe Generale Küresel Stratejisti Albert Edwards, hisse senedi piyasalarındaki yükselişin dar bir şirket grubuna dayanmasından endişe duyuyor.

1997 Asya finans krizine ilişkin uyarılarıyla tanınan Edwards, piyasa kazançlarının olağan dışı ölçüde az sayıda büyük şirkette yoğunlaştığını savunuyor.

Bu yoğunlaşma, YZ bağlantılı büyük şirketlerin hisselerinde yaşanabilecek sert bir gerilemenin geniş piyasa endekslerini de önemli ölçüde etkileyebileceği anlamına geliyor.

Bazı analistler, YZ yatırımlarının ABD ekonomisinin resesyona girmesini önleyen önemli unsurlardan biri olduğu görüşünde.

Özellikle İran savaşının enerji fiyatlarını yükselttiği bir dönemde teknoloji yatırımlarının ekonomik faaliyetlere sağladığı destek dikkat çekiyor.

Ancak bu yatırımların yavaşlaması halinde büyüme üzerindeki olumlu etkinin de azalabileceği belirtiliyor.

2008 krizini yöneten Sheila Bair'den uyarı

ABD Federal Mevduat Sigorta Kurumunun (FDIC) 2008 küresel finans krizi sırasındaki başkanı Sheila Bair, mevcut finansal koşullarla 2008 öncesindeki dönem arasında benzerlikler görüyor.

Bair, özellikle finans sektörünün bazı bölümlerinde kredi hacminin hızla genişlemesine dikkat çekiyor.

YZ şirketlerinin büyük yatırım programlarını borçlanmayla finanse etmeye giderek daha fazla bağımlı hale gelmesi de Bair'in kaygıları arasında bulunuyor.

Yüksek faiz oranları, bu şirketlerin finansman modellerini zorlayabilir.

Gelir beklentilerinin gerçekleşmemesi veya yatırım projelerinin beklenenden daha düşük getiri sağlaması halinde borçların çevrilmesi güçleşebilir.

Bair ayrıca hükümetlerin yeni bir büyük finans krizine müdahale etme kapasitesinin geçmişe göre sınırlı olduğunu belirtiyor.

Bunun temel nedeni, kamu maliyesinin zaten yüksek borç yükü altında bulunması.

Paul Krugman da finansal kırılganlıklara dikkat çekiyor

ABD'li ekonomist Paul Krugman da kalıcı enflasyon, artan kamu borçlanma maliyetleri ve YZ yatırım patlamasındaki kırılganlıkların Amerikan ekonomisi açısından ciddi sorunlar yaratabileceği uyarısında bulundu.

Bu değerlendirmeler, YZ sektöründeki gelişmelerin artık yalnızca teknoloji şirketlerinin değerlemeleri üzerinden ele alınmadığını gösteriyor.

Ekonomistler, yüksek yatırım harcamalarının finansman yapısını, kamu borçlarıyla etkileşimini ve genel ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini de değerlendiriyor.

Bununla birlikte mevcut ekonomik görünüm bütünüyle olumsuz değil.

Son iki yılda yapılan resesyon uyarılarının önemli bir bölümü gerçekleşmedi.

Avrupa'daki bazı ekonomik göstergeler beklentilerden daha dayanıklı seyretti.

İşgücü piyasaları da genel olarak görece istikrarlı kaldı.

Şirket bilançoları açısından da olumlu veriler bulunuyor.

LSEG verilerine göre üçüncü çeyrek sonuçlarını açıklayan S&P 500 şirketlerinin yüzde 84'ü analist beklentilerini aştı.

Ancak güçlü şirket kârlarının, yüksek borçlanma maliyetleri ve büyük yatırım taahhütlerinden kaynaklanan bütün riskleri ortadan kaldırmadığı vurgulanıyor.

İran savaşı enerji krizini derinleştiriyor

Finansal riskleri artıran bir diğer önemli unsur İran savaşı.

Uzayan çatışmalar, petrol arzında kesintilere ve enerji fiyatlarında sert yükselişlere neden oldu.

Kaynak analizde petrol fiyatlarının varil başına yaklaşık 105 dolara ulaştığı ve yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 75 arttığı belirtiliyor.

Trump'ın ara seçimlerin ardından ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını yeniden başlatabileceğine işaret eden açıklamaları da enerji arzına ilişkin belirsizlikleri artırdı.

Yüksek petrol fiyatları, enerji ithalatçısı ülkelerin dış dengelerini ve enflasyon görünümünü olumsuz etkiliyor.

Bu gelişmeler, merkez bankalarının faiz politikaları üzerinde de baskı oluşturuyor.

Not: Petrol fiyatları ve piyasa seviyeleri, kaynak analizin hazırlandığı döneme ait verilerdir.

Gelişmekte olan ülkelerde kur baskısı artıyor

Enerji fiyatlarındaki yükselişin etkileri özellikle gelişmekte olan ülkelerde belirginleşiyor.

Endonezya ve Filipinler gibi petrol ithalatçısı ekonomilerin para birimleri rekor düşük seviyelere geriledi.

Yüksek enerji ithalat faturaları, bu ülkelerin dış finansman ihtiyaçlarını artırıyor.

Kur kayıpları ve ithal enflasyon baskısı nedeniyle merkez bankaları faiz artırmak zorunda kaldı.

Ancak yüksek faizler, ekonomik büyüme ve iç talep üzerinde ek baskı yaratıyor.

Bu nedenle enerji şoku, gelişmekte olan ülkeler açısından hem enflasyon hem de büyüme sorunu oluşturuyor.

İngiltere Merkez Bankası: Şoklar birbirini güçlendirebilir

İngiltere Merkez Bankası, temmuz ayında yayımladığı finansal istikrar raporunda uluslararası ortamın öngörülemez hale gelmesinin büyük küresel şokların olasılığını artırdığı uyarısında bulundu.

Banka, farklı ekonomik ve finansal şokların birbirleriyle etkileşime girebileceğine dikkat çekti.

Böyle bir durumda ortaya çıkan toplam etkinin, her bir şokun tek başına yaratacağı etkiden daha büyük olabileceği belirtildi.

YZ yatırımlarında yavaşlama, enerji fiyatlarında yeni bir yükseliş ve kamu borçlanma maliyetlerinde artışın aynı dönemde yaşanması, bu tür birleşik risklere örnek oluşturuyor.

Özellikle yüksek borç yükü nedeniyle hükümetlerin ekonomik destek sağlama kapasitesinin sınırlı olması, olası krizlerin yönetimini zorlaştırabilecek bir unsur.

Küresel borç 350 trilyon doları aştı

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verilerine göre küresel borç toplamı 350 trilyon doları aşarak rekor seviyeye ulaştı.

Bu tutar, dünya ekonomisinin yıllık üretiminin yaklaşık üç katına karşılık geliyor.

Yüksek borç stoku, faiz oranlarının yükseldiği bir dönemde hem kamu kesimi hem de özel sektör için önemli bir finansman yükü oluşturuyor.

Hükümetlerin mevcut borçlarını çevirmek için daha yüksek faiz ödemek zorunda kalması, bütçelerde diğer harcamalara ayrılabilecek kaynakları azaltıyor.

Aynı durum şirketler açısından da geçerli.

Borçlanma maliyetleri yükseldikçe yeni yatırımların finansmanı pahalılaşıyor.

YZ sektöründe planlanan büyük altyapı projeleri de bu finansal koşullardan etkileniyor.

Yeni bir 2008 krizinde uluslararası iş birliği zorlaşabilir

Fordham Global Foresight'ın kurucusu ve jeopolitik stratejisti Tina Fordham, geleneksel müttefikler arasındaki ilişkilerin zayıflamasının yeni bir küresel krizin yönetimini güçleştirebileceğini belirtiyor.

Fordham, 2008 finans krizinde büyük ekonomilerin ortak kurtarma programları ve parasal teşvikler üzerinde koordinasyon sağladığını hatırlatıyor.

Bu iş birliği, krizin etkilerini sınırlandırmak açısından önemli rol oynamıştı.

Ancak mevcut jeopolitik ortamda benzer ölçekte bir uluslararası koordinasyonun sağlanması daha zor olabilir.

Fordham'a göre büyük ekonomilerin ortak hareket edememesi halinde 2008 ölçeğinde yeni bir finansal krizin küresel ekonomi üzerindeki sonuçları daha ağır olabilir.

Yabancı yatırımcıların ABD piyasalarındaki riski büyüyor

YZ sektöründeki olası bir daralmanın dünya geneline yayılmasında uluslararası sermaye hareketleri önemli rol oynayabilir.

Yabancı yatırımcılar, ABD hisse senedi ve tahvil piyasalarında büyük miktarda varlık tutuyor.

ABD Hazine Bakanlığının uluslararası sermaye hareketleri verilerine göre yabancı yatırımcıların ABD menkul kıymetlerindeki net alımları Ağustos ayında yaklaşık 280 milyar dolara ulaştı.

Bu rakam, aylık bazda kaydedilen en yüksek net alım olarak belirtildi.

ABD piyasalarına yönelik bu büyüklükteki sermaye akımları, küresel yatırımcıların Amerikan finansal varlıklarına yüksek düzeyde maruz kaldığını gösteriyor.

YZ yatırımlarının kârlılığına ilişkin beklentilerin bozulması halinde ABD teknoloji hisselerinde yaşanacak değer kayıpları, yabancı yatırımcıların portföylerini de etkileyebilir.

Böylece ABD'de başlayan bir piyasa düzeltmesi, uluslararası finans sistemi üzerinden başka ülkelere yayılabilir.

Warren Buffett'ın uyarısı: Deniz çekilince kimin çıplak yüzdüğü görülür

Tina Fordham, mevcut finansal koşulları değerlendirirken Warren Buffett'ın ünlü benzetmesine başvuruyor.

Buffett'ın ifadesiyle deniz çekildiğinde kimin çıplak yüzdüğü ortaya çıkar.

Fordham'a göre mevcut piyasa koşullarında denizin yükselmesini sağlayan başlıca unsurlardan biri YZ yatırımları.

Büyük teknoloji şirketlerinin harcamaları, hisse senedi değerlemelerini ve küresel büyümeye ilişkin iyimserliği destekliyor.

Ancak yatırımların beklenen getirileri sağlayamaması halinde, yüksek piyasa değerlemeleri ve borçla finanse edilen projelerdeki kırılganlıklar daha görünür hale gelebilir.

Bu nedenle YZ yatırım patlamasının sürdürülebilirliği, finansal istikrar tartışmalarında giderek daha fazla önem kazanıyor.

YZ yatırımları küresel finans krizine dönüşür mü?

Kaynak analizde, küresel ekonominin bugüne kadar savaşlar, ticaret gerilimleri, yüksek kamu borçları ve enflasyon baskılarına rağmen büyük bir finansal çöküş yaşamadan ilerlediği vurgulanıyor.

Ancak finans piyasalarının az sayıda teknoloji şirketine giderek daha fazla bağımlı hale gelmesi ve hükümetlerin krizlere müdahale kapasitesinin sınırlanması, yeni şokların yönetimini zorlaştırabilecek unsurlar arasında bulunuyor.

Uzmanların dikkat çektiği temel riskler şöyle özetleniyor:

  • YZ yatırımlarının beklenen getirileri sağlayamaması.

  • Büyük teknoloji şirketlerinin borçlanma maliyetlerinin yükselmesi.

  • YZ hisselerinde yaşanabilecek sert değer kayıplarının diğer piyasalara yayılması.

  • Yüksek kamu borçları nedeniyle hükümetlerin mali destek kapasitesinin sınırlı kalması.

  • İran savaşı ve ticaret gerilimlerinin enflasyon baskısını artırması.

  • Uluslararası siyasi anlaşmazlıkların ortak kriz yönetimini zorlaştırması.

Bununla birlikte mevcut veriler, yeni bir küresel finans krizinin kaçınılmaz olduğunu göstermiyor.

Şirket kârlarının beklentileri aşması, işgücü piyasalarının dayanıklılığını koruması ve YZ altyapı yatırımlarının devam etmesi olumlu unsurlar arasında bulunuyor.

Analizde öne çıkan temel soru, trilyonlarca dolarlık YZ yatırımlarının yüksek borçlanma maliyetleri ve jeopolitik şoklar karşısında sürdürülebilir getiriler üretip üretemeyeceği.

Bu sorunun yanıtı, yalnızca teknoloji şirketlerinin geleceğini değil, küresel finans piyasalarının ve ekonomik büyümenin seyrini de etkileyebilir.

Modern Diplomacy

Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?

Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com

Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.

Piyasalarda yalnız değilsiniz

Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.

Uzman Desteğine Göz Atın
Paylaş

İlgili Haberler