ANALİZ: Türk Dünyası'nda birlik hayali ve jeopolitik gerçekler: Ankara Zirvesi'nde çatlak sesler
TDT Ankara Zirvesi'nde Tokayev'in askeri ittifaka mesafesi, Kazakça tartışması ve Aliyev'in yokluğu Türk dünyasındaki farklılıkları öne çıkardı.
2 Kasım 2026

Ankara'da düzenlenen 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi, ortak alfabe, yapay zekâ, ticaret ve ulaştırma alanlarında bütünleşme hedeflerini öne çıkarırken, üye ülkeler arasındaki siyasi ve kültürel farklılıkları da gündeme taşıdı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in askeri ittifaka karşı mesafeli tutumu, sosyal medyada yaşanan “Kazakça mı, Kazak Türkçesi mi?” tartışması ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in zirveye katılmaması, Türk dünyasında ekonomik iş birliği ile siyasi bütünleşmenin aynı anlama gelmediğini gösterdi.
Ankara Zirvesi: Türk dünyasında birlik arayışı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlenen 13. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi, Türk dünyasının geleceğine ilişkin önemli tartışmalara sahne oldu.
Zirvede ticaret, ulaştırma, teknoloji ve kültürel bütünleşme konuları öne çıkarken, üye ülkelerin güvenlik politikaları ve ulusal kimlikleri konusunda farklı önceliklere sahip oldukları da görüldü.
Toplantının kültürel gündeminde, İsmail Gaspıralı'nın ünlü “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışından hareketle ortak dil ve iletişim altyapısının güçlendirilmesi bulunuyordu.
Ancak zirve etrafında gelişen tartışmalar, ortak tarih ve dil köklerinin siyasi hedeflerde tam bir birlik anlamına gelmediğini ortaya koydu.
Türkiye açısından TDT, Orta Asya ile ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkileri güçlendiren önemli bir platform.
Orta Asya ülkeleri açısından ise teşkilat, Çin, Rusya ve Avrupa ile ilişkilerini çeşitlendirmeye yardımcı olan çok taraflı bir iş birliği mekanizması.
Bu iki yaklaşım birbirini dışlamıyor. Bununla birlikte, bütünleşmenin sınırları konusunda farklı beklentiler yaratabiliyor.
Tokayev'in mesajı: Ekonomik iş birliğine evet, askeri ittifaka hayır
Zirvede dikkat çeken açıklamalardan biri Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'den geldi.
Tokayev, Türk devletleri arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine ve ulaştırma bağlantılarının güçlendirilmesine destek verirken, TDT'nin askeri bir ittifaka dönüşmesi fikrine mesafeli yaklaştı.
Kazakistan Cumhurbaşkanı, üye ülkeler arasındaki ticaret hacminin yaklaşık 10 milyar dolara ulaşmasını ekonomik iş birliğinin gelişimi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirdi.
Özellikle Çin'i Hazar Denizi üzerinden Avrupa'ya bağlayan Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru'nun, diğer adıyla Orta Koridor'un, stratejik önemini vurguladı.
Ancak güvenlik alanında aynı ölçüde bütünleşme öngörmedi.
Tokayev'in yaklaşımında Kazakistan'ın coğrafi ve jeopolitik konumu belirleyici.
Ülke, Rusya ve Çin gibi iki büyük güçle uzun sınırlara sahip.
Moskova ve Pekin ile ilişkiler, Kazakistan'ın dış politika ve güvenlik stratejisinin temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu nedenle Astana, Türk devletleriyle yakınlaşmayı Rusya veya Çin'e karşı oluşturulmuş bir güvenlik ittifakının parçası olarak görmek istemiyor.
Tokayev'in TDT'nin askeri blok niteliği kazanmaması gerektiği yönündeki tutumu, Kazakistan'ın çok yönlü dış politika anlayışıyla uyumlu.
Kazak liderin Rusya'nın TDT+ benzeri genişletilmiş iş birliği modellerine veya gözlemci statüsüne dahil edilmesi fikrini gündeme getirmesi de bu yaklaşımın bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Böyle bir öneri, teşkilatın dışlayıcı bir jeopolitik blok yerine bölgesel iş birliğine açık bir platform olarak konumlandırılması düşüncesine dayanıyor.
Orta Koridor: Türk dünyasını birleştiren ekonomik çıkar
TDT ülkelerinin ortak çıkarlarının en belirgin olduğu alanlardan biri ulaştırma ve ticaret.
Çin'den başlayan, Orta Asya ve Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan ile Türkiye'ye ulaşan Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasındaki alternatif ticaret güzergâhlarından biri olarak önem kazanıyor.
Kazakistan açısından bu koridor, ihracat pazarlarını çeşitlendirme ve transit taşımacılıktan daha fazla gelir elde etme fırsatı sunuyor.
Türkiye açısından ise Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantılarda daha güçlü bir konum elde etme hedefiyle örtüşüyor.
Azerbaycan'ın Hazar Denizi limanları ve Güney Kafkasya'daki ulaştırma altyapısı da koridorun işleyişinde kritik rol oynuyor.
Bu nedenle TDT'nin ekonomik gündemi, üye ülkelerin farklı dış politika önceliklerine rağmen ortak projeler geliştirebildikleri bir alan oluşturuyor.
Ancak ekonomik çıkarların örtüşmesi, savunma ve dış politika alanlarında aynı derecede bütünleşmenin gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.
Sosyal medyada dil tartışması: Kazakça mı, Kazak Türkçesi mi?
Ankara Zirvesi'nin ardından sosyal medyada gündeme gelen bir başka tartışma, Kazak dilinin nasıl adlandırılması gerektiği üzerine yoğunlaştı.
Türkiye'de Türk dilleri üzerine çalışan bazı akademik geleneklerde ve kamuoyunda Kazak dili için “Kazak Türkçesi” ifadesi kullanılıyor.
Bu yaklaşım, Kazakçanın Türk dilleri ailesinin bir üyesi olmasına dayanıyor.
Ancak sosyal medyada bazı Kazak kullanıcılar, kendi dillerinin “Kazakça” olarak adlandırılması gerektiğini savunarak “Kazak Türkçesi” ifadesine tepki gösterdi.
Tartışmanın temelinde yalnızca dilbilimsel bir sınıflandırma bulunmuyor.
Kazakistan'daki bazı kullanıcılar açısından ulusal dilin ayrı bir isimle tanınması, bağımsız devlet kimliğinin ve kültürel egemenliğin korunmasıyla doğrudan ilişkili.
Bu bakış açısına göre Kazakçanın Türkiye Türkçesinin bir alt türüymüş gibi algılanması, Kazakistan'ın kendine özgü tarihini ve ulusal kimliğini gölgede bırakabiliyor.
Öte yandan, Türkiye'de “Kazak Türkçesi” ifadesini kullananların tamamının böyle bir hiyerarşi kurmayı amaçladığı söylenemez.
Bu terminoloji, Türk dillerinin ortak kökenine vurgu yapan dilbilimsel ve kültürel bir gelenekten de kaynaklanıyor.
Tartışmalarda daha uzlaşmacı görüşler dile getiren kullanıcılar ise ortak kökenin kabul edilmesi ile ayrı ulusal kimliklere saygı gösterilmesinin birbirine aykırı olmadığını savundu.
Karşılıklı saygı çağrıları yapılırken, sosyal medyadaki kışkırtıcı söylemlerin iki toplum arasındaki ilişkileri gereksiz yere gerdiği de belirtildi.
Ortak köken, tek ulusal kimlik anlamına gelmiyor
Dil tartışması, Türk dünyasının kültürel bütünleşmesinde karşılaşılan temel sorunlardan birine işaret ediyor.
Türkiye'de Türk dünyası kavramı sıklıkla ortak tarih, dil ve kültür üzerinden ele alınıyor.
Buna karşılık Orta Asya devletleri, bağımsızlıklarını kazandıkları 1991 yılından bu yana kendilerine özgü ulusal kimliklerini ve devlet kurumlarını güçlendirmeye öncelik veriyor.
Sovyet döneminin ardından ulusal dillerin kamusal hayattaki konumunun güçlendirilmesi, bu ülkelerin bağımsızlık süreçlerinin önemli unsurlarından biri oldu.
Dolayısıyla ortak Türk kökenine yapılan vurgu ile ayrı bir Kazak, Özbek veya Kırgız ulusal kimliğinin korunması arasında hassas bir denge bulunuyor.
Kazakistan örneğinde bu hassasiyet, dilin adlandırılmasından eğitim politikalarına ve kültürel temsil biçimlerine kadar uzanabiliyor.
Türk dilleri arasındaki akrabalık, dilbilimsel bir gerçeklik olmakla birlikte, bu dilleri konuşan toplumların tek bir siyasi veya ulusal kimliği benimsemesini gerektirmiyor.
Ankara Zirvesi çevresindeki tartışmalar da kültürel yakınlaşmanın karşılıklı eşitlik ve ulusal egemenliğe saygı ilkeleriyle birlikte yürütülmesi gerektiği yönündeki görüşleri gündeme taşıdı.
34 harfli ortak Türk alfabesi gündemde
Zirvenin kültürel bütünleşme başlıkları arasında 34 harfli Ortak Türk Alfabesi çalışmaları da yer aldı.
Ortak alfabe girişimi, Türk dillerinin farklı yazı sistemleri nedeniyle karşılaştığı iletişim ve yayıncılık sorunlarını azaltmayı hedefliyor.
Bugün Türk dünyasında Latin ve Kiril temelli farklı alfabeler kullanılıyor.
Bu çeşitlilik, özellikle kitapların, akademik yayınların ve dijital içeriklerin ülkeler arasında dolaşımında ek uyarlama ihtiyacı doğurabiliyor.
Ortak alfabe çalışmasının amacı, Türk dillerinin birbirinden farklı özelliklerini ortadan kaldırmak değil, ortak bir yazı çerçevesi oluşturarak iletişimi kolaylaştırmak.
Zirve gündeminde, Türk Akademisi tarafından hazırlanan ortak alfabe rehberlerinin edebî ve bilimsel yayınlarda kullanımının yaygınlaştırılması da yer aldı.
Ancak ortak alfabenin benimsenmesi, bütün ülkelerin aynı dili konuşacağı veya mevcut ulusal dillerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.
Uygulamanın kapsamı ve takvimi, üye devletlerin kendi eğitim, kültür ve dil politikalarına bağlı olmaya devam ediyor.
Erdoğan'dan ortak Türk dilleri YZ modeli önerisi
Zirvenin teknoloji gündeminde de dikkat çekici bir öneri bulunuyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk dillerini kapsayan ortak bir büyük dil modeli geliştirilmesini gündeme getirdi.
Yapay zekâ (YZ) temelli bu modelin, Türk dilleri ailesinin başlıca kollarını kapsaması hedefleniyor.
Bunlar arasında Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil grupları bulunuyor.
Türkiye Türkçesi ve Azerbaycanca Oğuz grubunda yer alırken, Kazakça ve Kırgızca Kıpçak grubuyla ilişkilendiriliyor. Özbekçe ise Karluk grubunun önemli temsilcileri arasında bulunuyor.
Ortak bir büyük dil modeli, farklı Türk dillerinde metin işleme, çeviri, bilgiye erişim ve dijital hizmetlerin geliştirilmesi açısından kullanılabilecek bir altyapı sağlayabilir.
Bu girişim, özellikle küresel YZ teknolojilerinde daha az temsil edilen dillerin dijital kapasitesinin artırılması bakımından önem taşıyor.
Ancak ortak modelin başarılı olabilmesi için farklı dillerin özgün yapılarının, kelime hazinelerinin ve yazı sistemlerinin korunması gerekiyor.
Bu açıdan YZ girişimi, kültürel bütünleşme ile dilsel çeşitliliğin birlikte ele alınabileceği bir alan sunuyor.
Ortak sözlük çalışmaları da ilerliyor
Zirvede gündeme gelen bir diğer başlık, Türk dilleri arasında ortak terminolojinin geliştirilmesi oldu.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in de desteklediği girişimler kapsamında ortak bir Türkçe kelimeler sözlüğü hazırlanması üzerinde duruldu.
Bu çalışmaların amacı, özellikle hukuk, ekonomi, siyaset, bilim ve teknoloji alanlarında kullanılan terimler arasındaki uyumu artırmak.
Ortak terminoloji geliştirilmesi, üye ülkeler arasında akademik iş birliğini ve kurumsal iletişimi kolaylaştırabilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.
Bununla birlikte, ortak sözlük oluşturulması da ulusal dillerin tek bir standart dile dönüştürülmesi anlamına gelmiyor.
Aliyev'in yokluğu Ankara-Bakü ilişkilerini gündeme taşıdı
Ankara Zirvesi'nin dikkat çeken siyasi gelişmelerinden biri de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılmaması oldu.
Azerbaycan'ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti.
Aliyev'in yokluğu, son dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşanan başörtüsü tartışmaları nedeniyle dikkat çekti.
Azerbaycan'daki okullarda başörtüsü kullanımına ilişkin kısıtlamalara Türkiye'den bazı siyasi isimlerin yönelttiği eleştiriler, Bakü'de tepkiyle karşılanmıştı.
Azerbaycan tarafında bu eleştiriler ülkenin iç işlerine müdahale olarak değerlendirilen açıklamalara yol açarken, iki ülke arasındaki tartışmanın büyümemesi için diplomatik temaslar gerçekleştirildi.
Ancak Aliyev'in zirveye katılmamasının doğrudan bu anlaşmazlıktan kaynaklandığı kesin olarak ortaya konmuş değil.
Dolayısıyla katılım kararını yalnızca başörtüsü gerilimiyle açıklamak doğru olmayacaktır.
Bununla birlikte gelişme, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakın stratejik ilişkilerin iki ülkenin bütün iç politika meselelerinde aynı tutumu benimsediği anlamına gelmediğini gösteriyor.
“Tek millet, iki devlet” söylemiyle tanımlanan ilişkilerde de ulusal egemenlik, laiklik ve iç politika tercihleri konusunda farklı yaklaşımlar bulunabiliyor.
Türkiye'nin beklentileri ile Orta Asya'nın öncelikleri farklı
Ankara Zirvesi'nin gündemi, TDT üyelerinin teşkilata farklı stratejik beklentilerle yaklaştığını ortaya koydu.
Türkiye açısından TDT, Orta Asya'daki ekonomik ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi, ulaştırma koridorlarının güçlendirilmesi ve kültürel iş birliğinin genişletilmesi açısından önemli.
Kazakistan ve diğer Orta Asya devletleri açısından ise teşkilat, mevcut çok yönlü dış politika ilişkilerine eklenen bir iş birliği platformu niteliği taşıyor.
Bu ülkeler Çin, Rusya, Avrupa Birliği ve diğer bölgesel aktörlerle ilişkilerini sürdürürken TDT içindeki ekonomik fırsatlardan da yararlanmak istiyor.
Dolayısıyla ticaret, ulaştırma ve teknoloji alanlarında iş birliğinin gelişmesi, üye ülkelerin ortak bir savunma veya dış politika çizgisine geçeceği anlamına gelmiyor.
Tokayev'in askeri ittifaka mesafeli yaklaşımı, bu farklılığın en belirgin örneklerinden biri oldu.
Dil ve ulusal kimlik konularındaki tartışmalar ise kültürel yakınlaşmanın da kendine özgü sınırları bulunduğunu hatırlattı.
Türk dünyasında bütünleşmenin sınırları
TDT Zirvesi, ekonomik ve kültürel iş birliğinin geliştirilmesine yönelik önemli girişimleri gündeme taşıdı.
Orta Koridor'un güçlendirilmesi, 34 harfli ortak alfabe, Türk dillerini kapsayan YZ modeli ve ortak terminoloji çalışmaları, üye ülkeler arasındaki bağlantıların artırılmasını hedefliyor.
Buna karşılık Kazakistan'ın güvenlik politikalarındaki hassasiyetleri, sosyal medyadaki dil tartışmaları ve Azerbaycan'ın zirvedeki temsil düzeyi, bütünleşmenin siyasi ve kültürel boyutlarında farklı beklentiler bulunduğunu ortaya koydu.
Ankara Zirvesi'nden çıkan temel tablo, Türk devletlerinin ticaret, ulaştırma ve teknoloji alanlarında ortak çıkarlar geliştirebildiği, ancak askeri ittifak, ulusal kimlik ve dış politika konularında bağımsız önceliklerini korumaya devam ettiği yönünde.
ParaAnaliz
Güldem Atabay ve Atilla Yeşilada tarafından kaleme alınan GADT Raporlarına abone olmak ister misiniz?
Bize e-mail atın: istanbulanalytics@gmail com
Raporlar ücretlidir, yatırım önerisi içermez.
Piyasalarda yalnız değilsiniz
Bu haberle ilgili detaylı rapor ve analizlere, uzman desteğiyle Akanak Insights'a ulaşın.




