Sosyal Medya

Genel

Yavuz Baydar: Yörünge: Üç “Kahramaniçe” ve Soft Machine

Ajanlık var, istihbarat var, diplomasi var, devlet sırları var, bol miktarda da entrika var. Ama biraz daha yakından bakınca, aslında bu dizilerin merkezinde başka bir şey görüyoruz: Gücün içinde yaşayan kadınların kırılganlığı.

Yavuz Baydar:  Yörünge: Üç “Kahramaniçe” ve Soft Machine

Son dönemde üç dizi özellikle dikkatimi çekti, tesadüf müdür nedir, üçünü de peşpeşe izleyince adeta aydınlandım. HBO’dan “Eastern Gate”, Netflix’ten “The Asset” veya özgün adıyla “Legenden” ve The Diplomat’ın üçüncü sezonu.

İlk bakışta bunların her biri gerilim hikâyesi gibi duruyor. Ajanlık var, istihbarat var, diplomasi var, devlet sırları var, bol miktarda da entrika var. Ama biraz daha yakından bakınca, aslında bu dizilerin merkezinde başka bir şey görüyoruz: Gücün içinde yaşayan kadınların kırılganlığı.

Üç dizide de baş kahramanlar, veya kahramaniçeler, kadınlar.

KANITLANMIŞ SONUÇLAR%78.3 başarı · ort. %14.8
CCOLA4 Oca – 16 Şub+%38,16
GUBRF25 Oca – 11 Şub+%21,55
OYAKC4 Oca – 16 Şub+%20,56
TKFEN2 Mar – 11 Mar+%20,49
AFYON8 Mar – 16 Mar+%14,03
RAPORU İNCELE →

Bunlar sadece olayları sürükleyen silik, yüzeysel figürler değil. Aynı zamanda kendi iç labirentlerinde dolaşan kadınlar. Bir yandan kriz yönetiyorlar, diğer yandan kendi hayatlarının düğümlerini çözmeye çalışıyorlar.

Gitgide derinleşen The Diplomat’ın yeni sezonunda Kate Wyler, yine o tanıdık zekâsıyla sahnede. Odaya girdiği anda ağırlığını hissettiren, hızlı düşünen, sert manevralar yapabilen bir karakter. Ama üçüncü sezonda onu ilginç kılan şey, siyasi becerisinden çok duygusal yorgunluğu. Devletler arasında denge kurma maharetine sahip bir kadının, kendi yakın ilişkilerinde aynı dengeyi kurmakta zorlanması, tüm zaaflarının ortaya çıkması ve bunlarla yüzleşme çabası…

Bu hafta potansiyeli en yüksek · 5 HİSSE
GARAN ▲ Long
GirişNONEEE
T/P HedefNONEEE
S/L StopNONEEE
+ THYAO, ISCTR, SISE, META ve toplam 5 hisse bu hafta analiz edildi
🔒 Tüm seviyeleri görmek için raporu edinin
ÖRNEK RAPORU GÖR →
Yatırım tavsiyesi değildir. Detaylar için raporu inceleyiniz.

Dizinin en güçlü taraflarından biri de bu zaten: Kamusal güç ile özel hayatın kırılganlığı arasındaki mesafe.

Bizi doğu avrupanın hırpalanmış kentlerine, gri kırlarına götüren “Eastern Gate” ise karanlık, sınır hatlarında duran bir dünya kuruyor. Rus bölgesi Kaliningrad veya özgün adıyla Königsberg. Sonra, Varşova.

Ve siyasi mafyanın iktidara çöktüğü Belarus başkenti Minsk.

Nadya sadece kanlı ve riskli bir operasyonun, girift politik oyunların parçası değil, aynı zamanda aidiyet sorusuyla yaşayan bir ajan. Nerede durduğunu, kime ait olduğunu, hangi bedeli ne uğruna ödediğini sürekli tartan bir karakter. O yüzden “Eastern Gate”in gerilimi sadece dışarıda değil; karakterin içinde de işliyor. Her karar, her adım, her tercih, vicdanı zorluyor, ikilemi derinleştiriyor, yalnızlık hissi yüzünden adeta taşıyor.

The Asset de kişisel bir tonda ilerliyor. Kurnaz bir mafya liderinin ailesine sızması istenen polis ajanı Tea, adım adım ilerledikçe polis ve mafyanın acımasızlıkta benzeşen dünyasında kendisi ile yüzleşmek zorunda kalıyor.

Burada kadın karakterin asıl mücadelesi kime güveneceği kadar kendisine ne kadar güvenebileceğiyle ilgili. Geçmiş, görev, sadakat ve arzu birbirine karışıyor. Böyle olunca mesele sadece düz bir ajan hikâyesi olmaktan çıkıyor; kimliğin ne kadarının bize ait olduğu, ne kadarının bize giydirildiği sorusuna dönüşüyor.

Bu üç kadının ortak tarafı şu: Hepsi güçlü, ama güçleri onları özgürleştirmiyor. Hepsi karar alıyor — ağır, geri dönüşü olmayan kararlar. Kurumların baskısı var, sevdikleri insanların beklentileri var. Ama asıl baskı içeriden geliyor.

Kimlik meselesi üçünde de derin bir iz bırakıyor. Kate Amerikan diplomatik kimliğiyle kişisel ahlâkı arasında gidip geliyor. Nadia kültürel kökleriyle mesleki zorunlulukları arasında. Tea ise tamamen farklı bir şey soruyor: Devlet için şekillendirilen bir kimlik, gerçek kimliği eriten bir asit midir?”

Kişisel ilişkiler? Kırılganlık orada saklı. Kate’in eşiyle sahneleri, söylenmeyenlerin müziğiyle dolu. Nadia’nın oğluyla telefon konuşmaları, dizinin en sert dakikaları. Tea’nın polis meslektaşıyla yüzleşmesi ise hem af dileme hem de veda.

Güzel olan şu: Artık ekranda sadece “güçlü kadın” klişesini değil; yorulan, çelişen, seven, saklayan, yanlış yapan ama yine de yoluna devam eden kadınları izliyoruz. Yani kusursuz kahramanları değil, karmaşık karakterleri.

Ve, işte sıra Yörünge’de.

Yerçekimsiz müzik seyahati için aşağıya tıklayabilirsiniz

Soft Machine. 1960’ların zihinsel devrim günlerinde Pink Floyd ve King Crimson’ı üçleyen efsanevi grup, tam altmış yaşında ve yepyeni bir albümle aramıza yeniden katılmış durumda. Elbette ki, hala varlık sürdüren Rolling Stones’dan kat be kat önemli onların müzik serüveni.

Blues olmasaydı Stones diye bir grup olmayacaktı.

Ama tabii ki o üç grup olacaktı; çünkü onların müziğe katkısı, özgünlüğü, dünyalara bedel.

1966’da Canterbury’de kuruldular. Kevin Ayers, Robert Wyatt ve Mike Ratledge tarafından. Önce psycheledic rock: Londra underground sahnesinde, özellikle UFO Club çevresinde öne çıktılar. Peşinden progressive rock, ardından da caz ve rock köprüsü kurma yolunda, her biri sadece sayı ile adlandırılmış albümler.

Grubun adını Ayers önerdi. Benim de edebi gurularım arasında saydığım beat yazarı William Burroughs’un 1961 tarihli çığır açıcı romanının ismini transfer ettiler. Soft Machine (Yumuşak Makine), Burroughs lugatında “insan”ı tanımlar.

Şöyle bir cümleyle açılan bu metin okunmaz mı? “Seni aramızda görmek güzel, ey yolcu, ama unutma: bu metronun yalnızca tek bir kaptanı var.”

1960 ve 70’lerde elden ele gezmişti bu kitap. (Unutmadan ekleyeyim: “Heavy Metal” kavramının patenti de öteki gibi Burroughs’un bu romanına aittir.)

Neyse, döneyim gruba: 1968 tarihli ilk albümleri The Soft Machine (1968) bir psychedelic denemeydi. “Two*” ile daha deneysel bir kulvara girdiler. Third ve Fourth, caz-rock ve progresif müzik tarihinde kilometre taşı oldu.

Bir okul gibiydi bu grup: Police gitaristi Andy Summers, erken ölen gitar virtüözü Allan Holdsworth, davulcu John Marshall… hepsi bu tedrisattan geçti.

Ama aynı zamanda bir horoz dövüşü mekanıydı da. Birbirinden güçlü ve öncü müzisyenlerdi bu bünyeye sığamayamlşar. Dördüncü albümden itibaren kavga gürültü, görüş ayrılıkları, kopmalar birbirini izledi.

Yeni albümleri Thirteen, grubun eskilerinden, gitarist John Etheridge ile Theo Travis, Fred Thelonious Baker ve Asaf Sirkis’i bir araya getirdi. Dinlemeye değer mi? Kuşkusuz.

 

 

Yavuz Baydar’ın bloglarını okumak için tıklayın

HAFTALIK RAPOR
Haftalık quant yatırım raporuna erişin
AI model tahminleri
Hisse giriş seviyeleri
Hedef fiyatlar
Makro piyasa analizi
Detaylı analizi gör
KANITLANMIŞ SONUÇLAR %78.3 başarı
CCOLA 4 Oca – 16 Şub +%38,16
GUBRF 25 Oca – 11 Şub +%21,55
OYAKC 4 Oca – 16 Şub +%20,56
TKFEN 2 Mar – 11 Mar +%20,49
AFYON 8 Mar – 16 Mar +%14,03
16 işlemde ort. %14.8 getiri
RAPORU İNCELE →

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler