Reel Sektör
Ne oldu bizim nadir toprak cevherlerine?
Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Gerçeği: Büyük Rezerv, Büyük Hedef… Ama Yol Uzun ABD’nin Çin’e bağımlılığı azaltmak için Orta Asya’da agresif…
Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Gerçeği: Büyük Rezerv, Büyük Hedef… Ama Yol Uzun
ABD’nin Çin’e bağımlılığı azaltmak için Orta Asya’da agresif adımlar attığı bir dönemde, Türkiye nadir toprak elementleri (NTE) alanında jeolojik olarak güçlü fakat teknolojik ve diplomatik açıdan temkinli bir pozisyonda bulunuyor. Fakat, ABD-Türkiye arasında bu konuda temas yok. Erdoğan’ın Trump’ın nadir dostlarında bir olduğu göz önüne alınca, ABD’nin Türkiye’deki rezervlerle ilgilenmemesi adeta imkansız. Bizim rezervler balon mu? Hayır, ama Ankara’da henüz gerekli irade oluşmadı.
Eskişehir Beylikova sahası büyük bir potansiyel barındırsa da, magnet (mıknatıs) kalitesinde üretim için gerekli rafinasyon teknolojisi henüz mevcut değil. 2026 yılı, Türkiye’nin “rezerv ülkesi” olmaktan çıkıp “yüksek katma değerli üretici” olup olamayacağının test edileceği bir eşik olabilir.
ABD–Türkiye Arasında “Stratejik Sürtünme”
ABD, Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyetini kırmak amacıyla 2026’da 12 milyar dolarlık “Project Vault” stratejik rezerv girişimini başlatırken, Critical Minerals Ministerial toplantılarıyla da alternatif tedarik zincirleri inşa etmeye çalışıyor.
Ancak Türkiye bu çerçevede henüz Washington ile ikili bir “kritik mineraller anlaşması” imzalamış değil.
“ABD’ye satış söz konusu değil”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2025 sonu ve 2026 Ocak ayında yaptığı açıklamalarda “Nadir toprak elementlerini ABD’ye satmak söz konusu değil” ifadesini kullandı. Türkiye’nin stratejik rezervlerinin Eti Maden eliyle kamu kontrolünde işletileceği vurgulandı.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin ham madde ihracatçısı değil, işlenmiş ürün üreticisi olma hedefiyle uyumlu.
Çin Faktörü
Türkiye’nin 2024 yılında Çin ile imzaladığı madencilik iş birliği mutabakatı ise Washington açısından diplomatik bir pürüz yaratıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio liderliğinde yürütülen “America First” mineraller politikası, Çin etkisinin tedarik zincirlerinden çıkarılmasını hedefliyor.
Türkiye ise iki büyük güç arasında denge politikası izliyor.
Beylikova Gerçeği: Rezerv Büyük, Teknoloji Eksik
Rezervin Ölçeği
Eskişehir’in Beylikova sahası sık sık “dünyanın ikinci büyük nadir toprak rezervi” olarak lanse ediliyor. Tahmini 694 milyon ton kompleks cevher içerdiği belirtiliyor.
Ancak kritik nokta şu:
Bu rakam toplam cevher miktarıdır, saf nadir toprak oksit (REO) miktarı değildir.
Bağımsız analizler cevher tenörünün yaklaşık %1 civarında olduğunu gösteriyor. Bu oran önemli olmakla birlikte küresel ölçekte sıra dışı değil.
Saflık Sorunu: %93 Yetmiyor
Türkiye pilot tesis ölçeğinde %92–93 saflık seviyesine ulaşmış durumda.
Ancak ticari mıknatıs üretimi için gereken saflık seviyesi %99,9 ve üzeri. Aradaki yaklaşık %7’lik fark küçük görünse de kimyasal ayrıştırma teknolojisi açısından büyük bir teknik engel anlamına geliyor.
Nadir toprak zincirinde asıl katma değer:
-
Solvent ekstraksiyon sistemlerinde
-
Saflaştırma kimyasında
-
Alaşım üretiminde
-
Mıknatıs ve MLCC kalitesinde nihai ürün geliştirmede
oluşuyor.
Türkiye henüz bu aşamada değil.
570 Bin Tonluk Hedef Ne Anlama Geliyor?
2023’te devreye alınan pilot tesis yıllık 1.200 ton cevher işleme kapasitesine sahip. Resmi açıklamalara göre tam ölçekli tesisin yıllık 570 bin ton cevher işleyebileceği öngörülüyor.
Bu kapasitenin yaklaşık 10 bin ton nadir toprak oksidi üretmesi hedefleniyor.
Devlet medyasına göre potansiyel yıllık gelir 220 milyon dolar civarında olabilir.
Ancak burada üç kritik soru var:
-
Hangi element karışımı üretilecek? (Hafif mi ağır mı?)
-
Metal ve alaşım üretimi yapılacak mı?
-
Magnet kalitesine ne zaman ulaşılacak?
Bu soruların net cevapları henüz açıklanmış değil.
Hafif mi, Ağır mı? Asıl Değer Nerede?
Beylikova sahasının daha çok hafif nadir toprak elementleri (lantan, seryum) içerdiği belirtiliyor. Oysa küresel piyasada en yüksek stratejik değer:
-
Neodimyum
-
Praseodimyum
gibi mıknatıs üretiminde kullanılan elementlerde yoğunlaşıyor.
Ayrıca cevherin baryum ve florit gibi minerallerle iç içe olması ve toryum içermesi, çevresel ve teknik zorlukları artırıyor.
Bor: Türkiye’nin Stratejik Kalkanı
Türkiye dünya bor rezervlerinin yaklaşık %70’ini kontrol ediyor. 2026 itibarıyla bor, Ankara tarafından jeostratejik bir kaldıraç olarak konumlandırılıyor.
ABD’li şirketler Türkiye’nin bor hakimiyetini “tedarik zinciri riski” olarak değerlendirirken, Türkiye bu üstünlüğü teknoloji transferi için pazarlık unsuru olarak kullanmak istiyor.
2026: Ayrışma Yılı mı?
Türkiye madencilik sektöründe 2026’da 10 milyar dolar ihracat hedefliyor.
Ancak uzmanlara göre:
-
Rafine ürün, ham cevhere göre 10–15 kat daha fazla katma değer yaratıyor.
-
Ayrıştırma teknolojisi olmadan Türkiye cevher ihracatçısı konumunda kalabilir.
-
Ulusal Kritik Mineraller Otoritesi kurulması yönünde Ankara’da güçlü bir tartışma yürütülüyor.
Bu yapı kurulursa Enerji, Sanayi ve Savunma bakanlıkları arasında koordinasyon sağlanarak uluslararası ortaklıklar hızlanabilir.
Siyasi İyimserlik mi, Endüstriyel Gerçek mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Bayraktar projeyi Türkiye’nin Avrupa’ya dönük bir nadir toprak merkezi haline gelebileceği yönünde çerçeveliyor.
Ancak nadir toprak sektöründe başarı:
-
Cevher tonajıyla değil,
-
Ayrıştırma kimyasıyla,
-
Tedarik zinciri entegrasyonuyla,
-
Uzun vadeli sermaye yatırımıyla
ölçülüyor.
Çin bu süreci onlarca yılda tamamladı.
Türkiye ise henüz yolun başında.
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]





