Sosyal Medya

Politika

İngiltere’de Öne Çıkan Araştırma: Z Kuşağının İnançla İmtihanı

İngiltere’de yapılan bir gençlik araştırması, din ve inanç tartışmalarını yeniden ülke gündemine taşıdı. Araştırmaya göre 14-17 yaş aralığındaki birçok genç,…

İngiltere’de Öne Çıkan Araştırma: Z Kuşağının İnançla İmtihanı

İngiltere’de yapılan bir gençlik araştırması, din ve inanç tartışmalarını yeniden ülke gündemine taşıdı. Araştırmaya göre 14-17 yaş aralığındaki birçok genç, Hristiyanlığı ve özellikle de İsa figürünü “ilgi çekici” bulmadığını ifade ediyor.

Tepkilerin dili ise alışılmış eleştirilerden farklı: Bazı gençler İsa’nın “üstten konuştuğunu”, Tanrı’nın ise “agresif ve tepeden” bir karakter gibi algılandığını söylüyor. Bu tür yorumlar, yetişkinlerin alışkın olduğu din tartışmalarından daha çok günümüz gençliğinin otorite, güç ilişkisi ve kimlik konularına bakışıyla bağlantılı görünüyor.

Bu tablo, yalnızca “gençler dinden uzaklaşıyor” gibi basit bir cümleyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir fotoğraf sunuyor. Çünkü aynı kuşakta dine yönelen, geleneksel inancı daha güçlü savunan ve özellikle bazı mezheplere ilgi duyan gençlerin de arttığına dair gözlemler var. Yani mesele tek yönlü bir kopuş değil, daha çok kutuplaşmış bir arayış.

Gençlerin Dile Getirdiği Rahatsızlık Ne?

Araştırmada öne çıkan en dikkat çekici nokta, gençlerin kutsal metinlerdeki bazı sahneleri “güç dengesizliği” üzerinden okuması. Bazı katılımcılar, insan ile ilahi olan arasındaki ilişkinin doğası gereği eşitsiz olduğunu, bunun da “rıza”, “baskı” ve “otorite” gibi kavramları akla getirdiğini söylüyor. Hristiyan geleneğinde Tanrı, her şeyin yaratıcısı ve mutlak otorite olarak anlatılır. Ancak modern gençlik kültüründe otoriteye karşı refleks daha güçlü olabiliyor. Bu da metinlerin iyi niyetli mesajlarını bile “üstten buyuran bir dil” gibi algılamaya açık hale getirebiliyor.

Gençlerin kullandığı kavramlar, günlük hayattan geliyor: “Beni yargılıyor”, “bana emir veriyor”, “baskı kuruyor” gibi ifadeler, kutsal metinlerin içeriğinden çok, metnin genç zihinlerde uyandırdığı hissi anlatıyor.

‘Mansplaining’ ve ‘God Complex’ Gibi İfadeler Neden Çıkıyor?

Bazı gençlerin bu ifadeleri kullanması ilk bakışta alaycı bir ton gibi duruyor. Ancak bu ifadeler, günümüz gençlerinin dünyayı nasıl kategorize ettiğine dair ipucu veriyor. Sosyal medyada yaygın olan “psikolojik etiketler” ve “güç dili” gündelik konuşmanın parçası haline geldi. Gençler bir otorite figürü gördüklerinde, onu kolayca “baskıcı”, “kendini üstün gören” ya da “öğüt verip duran” bir karakter olarak kodlayabiliyor.

Bu yaklaşım, dini metinleri bir “hikâye anlatısı” gibi değil, bir “ilişki dinamiği” gibi okumaya yol açıyor. Yani gençler “ne söylüyor?” sorusundan önce “bunu kim söylüyor, kime söylüyor, hangi konumdan söylüyor?” sorusuna odaklanıyor.

Kuşak Meselesi: Dinden Uzaklaşma mı, Kutuplaşma mı?

Genç kuşaklar uzun zamandır dinle daha mesafeli olarak tarif ediliyor. Ancak son yıllarda tablo daha parçalı. Bir yanda sekülerleşme, kurumsal dine güvensizlik ve “beni kısıtlıyor” hissi güçlenirken; diğer yanda özellikle geleneksel ritüellere, net kurallara ve güçlü bir aidiyet duygusuna yönelen bir kesim de büyüyor.

Bu nedenle “Gençler Hristiyanlıktan soğudu” demek, gerçeğin sadece bir kısmını yakalıyor. Daha doğru ifade şu olabilir: Gençler ya tamamen uzaklaşıyor ya da daha bilinçli ve daha sert bir şekilde yakınlaşıyor. Ortada duran, “ılımlı ama ilgisiz” kitle ise giderek daralıyor. Bu kutuplaşma, sadece din alanında değil, siyaset ve kültürde de görülüyor.

Otorite, Kimlik ve ‘Güven’ Sorunu

Gençlerin dine bakışını belirleyen en büyük etkenlerden biri “güven”.

Din kurumları, aile, okul, devlet, medya… Genç kuşakta bu kurumların çoğuna karşı şüphe daha yüksek.

Skandallar, yanlış uygulamalar, sosyal medyanın sürekli ifşa kültürü ve genel hayal kırıklığı, “büyük anlatılar”a inancı zayıflatıyor. Din de bu büyük anlatıların en büyüğü olduğu için, ilk sorgulanan alanlardan biri oluyor.

Bunun yanında kimlik meselesi var. Modern gençlik kültürü, “kim olduğun” ve “nasıl hissettiğin” üzerinden şekilleniyor. Din ise çoğu zaman “ne yapmalısın” ve “nasıl yaşamalısın” üzerinden konuşuyor. Bu iki dil çarpıştığında, gençlerin bir kısmı dini “kısıtlayıcı” olarak algılayabiliyor. Özellikle cinsellik, beden, aile, toplumsal roller gibi başlıklarda gençlerin beklentisi ile geleneksel din dili arasında gerilim artıyor.

Kutsal Metinleri Okuma Biçimi Değişiyor

Araştırmada gençlerin belirli pasajlara verdiği tepkiler, metnin kendisinden çok okuma biçimindeki değişimi gösteriyor. Daha önce “müjde”, “umut”, “kurtuluş” gibi temalarla anlaşılan bölümler, bazı gençlerde “yargı”, “kontrol” ve “ceza” hissi uyandırabiliyor. Bu fark, teolojik bir tartışmadan ziyade kültürel bir tercüme problemi gibi duruyor: Aynı metin, farklı dönemlerde farklı duygular üretebiliyor.

Bir yetişkin, bir pasajı “iyiliğe çağrı” olarak okurken; bir genç, aynı pasajı “beni düzeltmeye çalışıyor” diye okuyabiliyor. Bu da din anlatımının sadece içerik değil, üslup ve bağlam sorunu olduğunu düşündürüyor.

Tartışmanın Siyasi Dili ve Sert Genellemeler

Bu tür araştırmalar gündeme geldiğinde, bazı yorumcular bunu yalnızca “sol ideoloji gençleri dinden koparıyor” şeklinde okuyor. Bazıları ise tam tersine “din zaten baskıcı, gençler haklı” diyerek meseleyi kapatıyor. Oysa araştırmanın işaret ettiği şey, tek bir ideolojiyle açıklanamayacak kadar çok katmanlı. Gençlerin dili, sosyal medyanın diliyle karışmış durumda; ahlaki çerçeveleri hak, rıza, güç ve kimlik üzerinden kuruluyor. Din dili ise çoğu zaman güncellenmeden kaldığı için, iki taraf birbirini anlamakta zorlanıyor.

Bu yüzden tartışma, “kim haklı?” yarışından çok “nasıl anlıyoruz?” sorusuna dönmeden çözülmüyor.

Ne Olacak: Uzaklaşma Devam mı, Yeni Bir Dönüş mü?

Önümüzdeki yıllarda dinle gençler arasındaki ilişki muhtemelen daha da çeşitlenecek. Bir kesim kurumsal dinden uzak duracak, inancı daha bireysel biçimde yaşayacak. Bir kesim ise tam tersine daha geleneksel ve disiplinli yapıları tercih edecek. Araştırmanın en önemli mesajı şu: Gençler artık dinle “alışkanlık” üzerinden değil, “sorgulama” üzerinden ilişki kuruyor. Bu da din kurumları ve dini anlatı üreten herkes için yeni bir iletişim dili ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Sonuç olarak İngiltere’deki bu bulgular, tek başına bir “inanç krizi” değil; kuşaklar arası bir “anlam dili krizi” olarak okunuyor. Gençler otoriteyi farklı algılıyor, kutsalı farklı okuyor ve itirazını yeni kavramlarla dile getiriyor. Bu değişim doğru anlaşılmadığında, tartışma daha da sertleşiyor; doğru okunduğunda ise yeni bir diyalog kapısı aralanabiliyor.

 

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler