Sosyal Medya

Dünya Ekonomisi

İklim şokları küresel ekonomiyi “çöküş” noktasına taşıyabilir — Türkiye’de fatura büyüyor

Uzmanlara göre, hükümetler ve finans kurumları tarafından kullanılan ekonomik modeller, iklim krizinin aşırı hava olayları ve geri dönüşsüz eşik risklerini yeterince hesaba katmıyor. Bu kör nokta, küresel ölçekte 2008’e benzer ama toparlanması çok daha zor bir finansal krizi tetikleyebilir.

İklim şokları küresel ekonomiyi “çöküş” noktasına taşıyabilir — Türkiye’de fatura büyüyor

Uzmanlara göre, hükümetler ve finans kurumları tarafından kullanılan ekonomik modeller, iklim krizinin aşırı hava olayları ve geri dönüşsüz eşik risklerini yeterince hesaba katmıyor. Bu kör nokta, küresel ölçekte 2008’e benzer ama toparlanması çok daha zor bir finansal krizi tetikleyebilir. Türkiye özelinde ise iklim kaynaklı ekonomik kayıpların 2050’ye kadar GSYH’nin %0,9–%2,26’sına ulaşabileceği, afet kaynaklı yıllık doğrudan kayıpların ise halihazırda yaklaşık %0,3 seviyesinde olduğu belirtiliyor.


“Sorun ortalama sıcaklık değil, şokların zincirleme etkisi”

University of Exeter araştırmacıları ve Carbon Tracker Initiative uzmanları, mevcut ekonomik modellerin iklim hasarını çoğunlukla ortalama sıcaklık artışına bağladığını; oysa ekonomiyi sarsan asıl etkinin aşırı sıcak dalgaları, sel, kuraklık gibi uç olayların birikimli ve birbirini tetikleyen etkileri olduğunu vurguluyor.

Araştırmacılara göre bu yaklaşım, “geleceğin geçmişe benzeyeceği” varsayımına dayanıyor. Ancak fosil yakıt kullanımı iklim sistemini “bilinmeyen bir alana” ittiği için, geçmiş verilerle kurulan modellerin büyük bir risk alanını görünmez kıldığı ifade ediliyor.

Çalışmada, kritik eşiklere örnek olarak Atlantik okyanus akıntı sisteminin zayıflaması/çökmesi veya Grönland buz tabakasının geri dönüşsüz erimesi gibi süreçler gösteriliyor. Bu tür eşikler, tetiklendiğinde sadece iklimi değil, tarımı, gıdayı, tedarik zincirlerini, sigortayı ve finansal sistemi aynı anda vurabilecek “çoklu kriz” senaryoları yaratıyor.


“2008 gibi ama bu kez dünyayı kurtaramazsınız”

Araştırmada yer alan değerlendirmelere göre, iklim şoklarının yaratacağı olası kriz, 2008 finansal çöküşüne benzetilse de toparlanma çok daha güç olabilir. Gerekçe net: Bankalar kurtarılabilir, ancak ekosistem çöküşü veya iklim sisteminin bozulması geri döndürülemez sonuçlar doğurabilir.

Uzmanlar ayrıca GSYH’nin iklim hasarını eksik yansıtabileceğini vurguluyor: Can kayıpları, sağlık sorunları, sosyal kırılma ve ekosistem bozulması GSYH’ye yeterince yansımıyor. Hatta bazı afetlerden sonra yeniden inşa harcamaları nedeniyle GSYH teknik olarak artabiliyor; ancak bu, refahın arttığı anlamına gelmiyor.

Bu nedenle rapor, “kusursuz model beklemek” yerine, uç risklere, finans sisteminin kırılganlıklarına ve düşük olasılıklı ama yüksek etkili senaryolara odaklanılması gerektiğini savunuyor.

Yeni Dünya Düzeni ya da Çöküş: Trump Sonrası Dünya’yı  Nasıl İnşa Edeceğiz?


Türkiye’de risk: su stresi, tarım, turizm ve bütçe baskısı

Türkiye açısından iklim riskinin ekonomik faturası; tarım, su kaynakları, turizm gelirleri, altyapı dayanıklılığı ve kamu maliyesi üzerinden büyüyor.

Makro düzeyde projeksiyonlar, iklim bağlantılı kayıpların 2050’ye kadar GSYH’nin %0,9–%2,26’sına çıkabileceğini; bugün doğal afet kaynaklı yıllık doğrudan kayıpların yaklaşık %0,3 düzeyinde olduğunu gösteriyor. Bu oranların, aşırı hava olaylarının artmasıyla yükselmesi bekleniyor.

Su stresi kritik başlıklar arasında. Kişi başına düşen su miktarının 2030’a kadar 1.000 m³ seviyesine inerek Türkiye’yi “su fakiri” sınıfına yaklaştıracağı öngörülüyor. Bu tablo; tarımsal üretim maliyetlerini, gıda arzını ve dolayısıyla gıda enflasyonunu kalıcı biçimde yukarı çekebilir.

Tarımda yüksek çözünürlüklü modelleme çalışmaları, 1°C’lik artışın Akdeniz kıyıları başta olmak üzere birçok bölgede verimlilik baskısı yaratacağını; 2°C artışın ise Aydın ve Osmaniye gibi kritik bölgelerde yıllık yağışta 100 mm (100 litre/m²) düşüşe yol açabileceğini öngörüyor. Başlıca ürünlerde 2050’ye kadar %3 ile %12,5 arasında verim kaybı beklentisi dikkat çekiyor.

Turizm tarafında yüksek emisyon senaryolarında, 2090’a doğru turizm talebinin 2024–2030 ortalamasına göre %5,1–%8 azalabileceği; en sert düşüşün güney kıyılarında görülebileceği tahmin ediliyor.


“Dayanıklılık” yatırımı pahalı ama gecikmek daha pahalı

İki metnin ortak mesajı şu: Krizi yönetmek yerine, krizi önlemek daha ucuz. Türkiye için de iklim taahhütleriyle uyumlu “Dayanıklı Net Sıfır Yol” senaryosunun (RNZP) 2022–2030 döneminde 68 milyar dolar ek yatırım gerektirdiği; bunun 2030’a kadar 15 milyar dolar, 2040’a kadar 146 milyar dolar net ekonomik kazanç üretebileceği belirtiliyor. Bu kazancın ana kanalları; azalan yakıt ithalatı ve hava kirliliğinin düşmesine bağlı sağlık faydaları.

Enerji dönüşümünde Türkiye’nin 2035’e kadar 120 GW yeni rüzgâr ve güneş kapasitesi hedefi bulunurken, bazı bağımsız değerlendirmeler 1,5°C uyumu için bunun 150 GW civarında olması gerektiğine işaret ediyor.

Ayrıca 2023 depremlerinin (iklim kaynaklı olmasa da) yarattığı dev yeniden inşa ihtiyacı, iklim uyumu ve altyapı dayanıklılığıyla kesişiyor: Resmi/çalışma tahminlerinde yeniden inşa ihtiyacının 81,5 milyar dolar mertebesinde olduğu, toplam mali yükün daha yüksek seviyelere ulaştığı konuşuluyor. Bu durum, aynı anda hem deprem hem iklim dayanıklılığı yatırımı gerektiren bir bütçe baskısı oluşturuyor.


Sonuç: “Model” hatası politika hatasına dönüşebilir

Uzmanlara göre, riskleri küçümseyen modeller sadece akademik bir sorun değil; yatırım kararlarını, sigorta fiyatlamasını, kamu bütçesini ve finansal istikrarı doğrudan etkileyen bir politika hatası. İklim şoklarının “nadir” değil, giderek daha sık görülen bir normal haline geldiği bir dönemde, Türkiye dahil tüm ülkeler için asıl soru, bu riskleri ne kadar erken fiyatlayıp yönetebileceği.

Çeşitli basın kaynakları

Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler