Sosyal Medya

Ekonomi

3 Şubat Öncesi Türkiye’nin Kritik Enflasyon Virajı

3 Şubat Öncesi %4,13’lük Ocak Enflasyonu Korkusu ve Makroekonomik Yol Ayrımı

3 Şubat Öncesi Türkiye’nin Kritik Enflasyon Virajı

Türkiye’nin Kritik Enflasyon Virajı: 3 Şubat Öncesi %4,13’lük Ocak Enflasyonu Korkusu ve Makroekonomik Yol Ayrımı

Türkiye ekonomisi, 2026 yılının ilk çeyreğinde dezenflasyon sürecinin sürdürülebilirliğini test edecek en kritik makroekonomik dönemeçlerden birine yaklaşmaktadır. 3 Şubat 2026 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından kamuoyuna duyurulacak olan Ocak ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verileri, piyasa aktörleri, politika yapıcılar ve hanehalkı için bir istatistiksel veriden öte, yılın geri kalanına dair fiyatlama davranışlarını ve para politikası rotasını belirleyecek bir “çapa” niteliği taşımaktadır.

Piyasalarda oluşan %4,13’lük aylık enflasyon korkusu, dezenflasyon sürecinin bu keskin virajda alabileceği olası bir darbeyi işaret ederken, ekonomi yönetiminin “tek haneli enflasyon” ve “istikrarlı düşüş” hedefleri üzerindeki baskıyı artırmaktadır. 72 saatlik geri sayım başlarken, makroekonomik veriler, saha gözlemleri ve finansal anketler, dezenflasyon patikasının karşı karşıya olduğu riskleri ve bu risklerin yapısal kökenlerini tüm derinliğiyle ortaya koymaktadır.

Enflasyon Beklentilerinin Anatomisi: Anketler ve Piyasa Psikolojisi

Ocak ayı enflasyonu, Türkiye ekonomisinin tarihsel döngüsünde her zaman mevsimsellikten arındırılmamış verilerde bir sıçrama noktası olarak kaydedilmiştir. Ancak 2026 yılının ilk verisi, hem baz etkisinin yönetimi hem de asgari ücret ve vergi güncellemelerinin etkisiyle çok daha karmaşık bir beklenti seti oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları, kurumsal beklentilerin bir önceki aya göre belirgin bir yukarı yönlü revizyon geçirdiğini göstermektedir. Geçen ay yüzde 3,44 seviyesinde olan Ocak ayı TÜFE artış beklentisi, son anket döneminde yüzde 3,76’ya yükselmiştir. Bu revizyon, piyasa profesyonellerinin maliyet artışlarını ve yönetilen fiyatlardaki güncellemeleri tahminlerine daha agresif bir şekilde dahil etmeye başladığının somut bir kanıtıdır.

Finansal kurumların kendi bünyelerinde gerçekleştirdiği daha dar kapsamlı ve güncel anketler ise çok daha yüksek rakamlara işaret etmektedir. Bloomberg HT tarafından 16 kurumun katılımıyla gerçekleştirilen enflasyon anketi, medyan beklentinin yüzde 4,28 seviyesine kadar tırmandığını ortaya koymaktadır. Bu anket çerçevesinde ekonomistlerin sunduğu en düşük tahmin yüzde 3,90 iken, en yüksek beklentinin yüzde 4,70 seviyesine ulaşması, piyasadaki “enflasyon korkusunun” temelsiz olmadığını, aksine güçlü bir veri setiyle desteklendiğini kanıtlamaktadır. ForInvest Haber tarafından gerçekleştirilen ankette ise medyan beklenti yüzde 4,1 olarak ölçülmüş, bu durum piyasa konsensüsünün psikolojik sınır olan yüzde 4 barajının üzerine yerleştiğini göstermiştir.

Anket ve Kaynak Aylık Enflasyon Beklentisi (%) Yıllık Enflasyon Öngörüsü (%) 2026 Yıl Sonu Beklentisi (%)
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi 3,76 29,70 – 30,20 23,23
Bloomberg HT Ekonomist Anketi 4,28 30,00 23,45
ForInvest Haber Anketi 4,10 29,70 23,50
Piyasa Uç Tahminleri (Max) 4,70 39,40 25,00

Bu tahminlerin ima ettiği yıllık enflasyon patikası, 2025 yılını yüzde 30,89 ile kapatan Türkiye ekonomisi için Ocak ayında yıllık bazda bir miktar gerileme (baz etkisiyle) yaşansa dahi, aylık bazdaki ana eğilimin hala hedeflerin çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Özellikle Aralık ayındaki yüzde 0,89’luk düşük gerçekleşmenin ardından Ocak ayında beklenen bu dört katlık sıçrama, dezenflasyon sürecinin “kalıcı bir iyileşme” mi yoksa “geçici bir baz etkisi” mi olduğu tartışmalarını alevlendirmektedir.

İşgücü Maliyetleri ve Asgari Ücretin Domino Etkisi

Ocak ayı enflasyon korkusunun merkezinde, 2026 yılı için belirlenen yeni asgari ücret ve bu ücretin mal ve hizmet fiyatları üzerindeki geçişkenliği yer almaktadır. 2026 yılı için asgari ücret, yüzde 27 oranında bir artışla net 28.075 TL olarak belirlenmiştir. Brüt ücretin 40.000 TL sınırını zorlaması ve işverene verilen asgari ücret desteğinin 1.270 TL ile sınırlı kalması, özellikle emek-yoğun sektörlerde maliyet baskılarını zirveye taşımıştır.

Asgari ücret artışının enflasyon üzerindeki etkisi iki ana kanaldan gerçekleşmektedir. Birinci kanal, doğrudan maliyet artışıdır. Sanayi ve özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmalar, artan ücret yükünü kar marjlarını korumak amacıyla anında nihai ürün fiyatlarına yansıtmaktadır. İkinci kanal ise “nominal talep” etkisidir. Ücret artışlarının yarattığı harcanabilir gelir artışı, dezenflasyon sürecinde arzulanan talep daralmasını sınırlamakta ve fiyatların yukarı yönlü esnekliğini artırmaktadır. Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’deki açlık sınırının 29.828 TL ve yoksulluk sınırının 97.159 TL olduğu bir ortamda, yapılan artışın alım gücünü iade etme çabası olduğunu ancak bunun fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı tetikleme riski taşıdığını belirtmektedir.

Asgari ücretin 28.075 TL’ye çıkarılmasının ardından, Ocak ayı boyunca lokanta, otel, özel eğitim ve sağlık gibi hizmet kalemlerinde yapılan güncellemelerin yüzde 20 ile yüzde 40 arasında değiştiği gözlemlenmektedir. Bu durum, TÜFE sepetinin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturan hizmet grubunda “katılık” (inertia) yaratmakta ve aylık enflasyonun piyasa beklentisi olan yüzde 4,13 seviyesine yaklaşmasına neden olmaktadır.

Kamu Maliyesi ve Yeniden Değerleme Oranı Çelişkisi

Enflasyonla mücadelenin bir diğer ayağı olan kamu maliyesi, Ocak ayında “yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar” kanalıyla dezenflasyon sürecine hem destek hem de engel teşkil eden bir paradoks sunmaktadır. Ekim ayı enflasyon verileriyle netleşen Yeniden Değerleme Oranı (YDO) normal şartlarda yüzde 25,49 olarak hesaplanmış, bu oran 1 Ocak 2026’dan itibaren tüm vergi, harç ve cezalara uygulanacak artışın tavanını belirlemiştir. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı, dezenflasyon hedeflerini korumak adına Cumhurbaşkanlığı yetkisini kullanarak belirli kalemlerde bu artış oranını aşağı çekme yoluna gitmiştir.

Bakan Mehmet Şimşek’in sinyallerini verdiği düzenlemeyle, 2026 yılında vergi ve harç artışları yüzde 25,49 yerine yüzde 18,95 seviyesine indirilmiştir. Bu indirim, damga vergisi, harçlar ve Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) gibi kalemlerdeki artışın, 2026 yıl sonu enflasyon hedefiyle daha uyumlu olmasını amaçlamaktadır. Buna karşın, yüzde 18,95’lik artış bile aylık bazda Ocak ayı endeks değerine yaklaşık 50-60 baz puanlık doğrudan bir katkı yapmaktadır.

Vergi / Harç Kalemi 2025 Bedeli (TL) 2026 Beklenen Bedel (YDO ile) Uygulanan / Revize Bedel (TL)
IMEI Kayıt Ücreti 45.614 57.241 54.250*
B Sınıfı Ehliyet Harcı 5.678 7.122 6.754
Pasaport (3+ Yıl) 11.274 14.146 13.410
Yurt Dışı Çıkış Harcı 1.000 1.250 1.190
En Düşük MTV (1300cc altı) 4.834 6.066 5.750

*Tahmini revize rakamlar üzerinden hesaplanmıştır:

Vergi ve harçlardaki bu artışların yanı sıra, Ocak ayının ilk günlerinde yürürlüğe giren sosyal güvenlik düzenlemeleri de maliyetler üzerinde ek baskı oluşturmaktadır. Asgari ücretin 7,5 katı olarak uygulanan prime esas kazanç üst sınırının, asgari ücretin 9 katına çıkarılması kararı 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girmiş durumdadır. Bu düzenleme, özellikle yüksek ücretli çalışan istihdam eden firmaların sosyal güvenlik prim yükünü artırarak, dolaylı yoldan hizmet enflasyonuna katkı yapmaktadır.

Lojistik ve Ulaştırma Maliyetlerinde Ocak Sıçraması

Ocak ayı enflasyon korkusunun somutlaştığı alanlardan biri de ulaştırma grubudur. 1 Ocak 2026 itibarıyla köprü, otoyol ve tünel geçiş ücretlerinde yapılan kapsamlı güncellemeler, sadece bireysel kullanıcıları değil, tüm tedarik zincirini etkileyen bir maliyet unsuru olarak öne çıkmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ve özel işletmeciler tarafından yönetilen yollarda yüzde 25,49’luk yeniden değerleme oranının etkileri net bir şekilde görülmektedir.

İstanbul’un ulaşım damarları olan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri’nde otomobil geçiş ücreti 45 TL’den 59 TL’ye yükseltilirken, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde bu bedel 95 TL olarak belirlenmiştir. Özellikle lojistik maliyetleri açısından kritik öneme sahip olan Osmangazi Köprüsü’nün geçiş ücretinin 995 TL’ye, Avrasya Tüneli’nin gündüz tarifesinin ise 280 TL’ye çıkması, nakliye ve kargo fiyatlarında Ocak ayı içerisinde yeni bir zam dalgasını tetiklemiştir.

Köprü / Otoyol Güzergahı Araç Tipi 2026 Yeni Ücret (TL) 2025 Eski Ücret (TL)
Osmangazi Köprüsü Otomobil 995,00 795,00
1915 Çanakkale Köprüsü Otomobil 995,00 795,00
Yavuz Sultan Selim Köprüsü Otomobil 95,00 70,00
15 Temmuz / FSM Köprüsü Otomobil 59,00 45,00
Avrasya Tüneli (Gündüz) Otomobil 280,00 228,00
İstanbul-Ankara (Akıncı) Otomobil 338,00 270,00

Kaynak: AkanakLabs

Bu ulaştırma maliyetleri, “geçişkenlik etkisi” (pass-through) aracılığıyla gıda enflasyonu üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Tarladan rafa gelen ürünlerin nakliye bedellerindeki bu yüzde 25-30 bandındaki artışlar, gıda grubunda mevsimsel olarak beklenen yükselişi daha da sertleştirmektedir. Gedik Yatırım başekonomisti Serkan Gönençler, sebze fiyatlarında ay sonuna doğru başlayan artışların Ocak ayı enflasyonu için önemli bir yukarı yönlü risk oluşturduğunu ve gıda grubunun bu ayın “negatif sürprizi” olabileceğini vurgulamaktadır.

Hizmet Enflasyonu ve Kira Katılığı: Dezenflasyonun Yumuşak Karnı

Türkiye’nin dezenflasyon sürecindeki en büyük engeli, hizmet enflasyonunda gözlemlenen yapısal katılık olmaya devam etmektedir. Akbank Ekonomik Araştırmalar verilerine göre, 2025 yılı sonunda mal yıllık enflasyonu yüzde 25 seviyelerine gerilerken, hizmet yıllık enflasyonu yüzde 44 gibi yüksek bir seviyede yatay seyretmiştir. Bu ayrışma, para politikasının hizmet sektörü üzerindeki etkisinin daha sınırlı ve gecikmeli olduğunu kanıtlamaktadır.

Ocak ayı, hizmet sektöründe fiyatların “yeniden kalibre edildiği” bir dönemdir. Perakende Ödeme Sistemi (PÖS) mikro verileri, Ocak ayında sözleşme yenileme oranlarının yoğunlaşmasıyla birlikte kira enflasyonunda mevsimsel bir yükseliş yaşandığına işaret etmektedir. Gedik Yatırım analizlerine göre, mevsimsellikten arındırılmış aylık hizmet enflasyonu yüzde 2,9 seviyelerinde direnç göstermekte, özellikle eğitim, sağlık ve kira kalemlerindeki yıllık güncellemeler dezenflasyon sürecinin hızını kesmektedir.

Hizmet enflasyonundaki bu katılık, büyük ölçüde “geriye dönük endeksleme” (backward-looking indexation) alışkanlığından beslenmektedir. İşletmelerin fiyatlarını belirlerken beklenen enflasyondan ziyade, geçmişte gerçekleşen (yüzde 30,89) enflasyonu baz alması, enflasyonun kendi kendini besleyen bir döngüye girmesine neden olmaktadır. 3 Şubat’ta açıklanacak Ocak verisinin yüzde 4,13 civarında gelmesi, bu beklentilerin daha da bozulmasına ve dezenflasyon sürecinin 2026’nın ilk yarısında duraklamasına yol açabilir.

Tarihsel Perspektif: 2024 ve 2025 Ocak Verileri ile Karşılaştırma

Ocak 2026 enflasyon korkusunu daha iyi anlayabilmek için geçmiş yılların Ocak ayı performanslarına bakmak faydalı olacaktır. Türkiye ekonomisi, son üç yılda Ocak aylarında her zaman yüksek montanlı artışlar kaydetmiştir.

2024 yılının Ocak ayında TÜFE, yüzde 6,70 oranında artarak son yılların en yüksek Ocak başlangıçlarından birini yapmıştır. O dönemde de ana belirleyici yüzde 5,19 artan gıda grubu ve asgari ücret artışının hizmetler üzerindeki şoku olmuştur. 2025 yılının Ocak ayında ise bu oran bir miktar yavaşlayarak yüzde 5,03 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Yıl / Dönem Ocak Ayı TÜFE Artışı (%) Yıllık Enflasyon (Ocak İtibarıyla, %) Ana Belirleyici Faktör
Ocak 2023 6,65 57,68 Gıda ve Enerji Fiyatları
Ocak 2024 6,70 64,86 Asgari Ücret ve Hizmet Şoku
Ocak 2025 5,03 42,12 Yönetilen Fiyatlar ve Gıda
Ocak 2026 (Beklenti) 4,13 29,70 – 30,00 Asgari Ücret ve Ulaştırma Zamları

Kaynak: AkanakLabs

2026 Ocak ayı için beklenen yüzde 4,13’lük rakam, her ne kadar önceki iki yıla göre daha düşük bir artışa işaret etse de, dezenflasyon sürecinin geldiği aşama itibarıyla “kritik” kabul edilmektedir. Zira yıllık enflasyonun yüzde 30 bandına gerilediği bir ortamda, yüzde 4’lük bir aylık artış, hedeflenen patikadan sapma anlamına gelmektedir. 2025 yılı sonunda enflasyonun yüzde 30,89 ile kapatılmış olması, 2026 yılı hedeflerinin tutturulması için Ocak ve Şubat aylarının toplamında yüzde 8’in altında kalınması gerekliliğini doğurmuştur.

Para Politikası ve TCMB’nin “Kritik” 72 Saati

Ocak ayı enflasyon verisi, sadece bir istatistik değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirim döngüsünün geleceğini belirleyecek bir “hakem” niteliğindedir. TCMB, dezenflasyon sürecini desteklemek amacıyla politika faizini yüzde 38,5 seviyesinden yüzde 37,5’e indirerek gevşeme sürecini başlatmış durumdadır. Ancak 22 Ocak’taki son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında verilen mesajlar, bankanın “veri odaklı” (data-dependent) kalmaya devam edeceğini göstermektedir.

Piyasa katılımcıları, TCMB’nin Ocak ayı enflasyonunu görmeden yeni bir faiz indirimi konusunda temkinli duruşunu korumasını beklemektedir. Gedik Yatırım’ın değerlendirmesine göre, Aralık ayı enflasyonunun beklentilerin altında (yüzde 0,89) gelmesi 200 baz puanlık indirim iştahını artırmış olsa da, Ocak ayındaki mevsimsel ve yapısal sıçrama bu iştahı dengelemektedir. Merkez Bankası’nın enflasyon görünümünde bir bozulma (deterioration) tespit etmesi durumunda, faiz indirim döngüsüne ara vermesi veya parasal sıkılığı tekrar artırması (tightening bias) masadaki seçenekler arasındadır.

Başkan Fatih Karahan’ın 12 Şubat’ta açıklayacağı yılın ilk Enflasyon Raporu, 3 Şubat’taki TÜİK verisinin “kalıcı mı yoksa geçici mi” olduğuna dair resmi otoritenin bakış açısını yansıtacaktır. Eğer Ocak verisi yüzde 4,13’lük korku sınırını aşarak yüzde 5 seviyelerine yaklaşırsa, TCMB’nin 2026 sonu için belirlediği yüzde 16’lık ara hedef ve yüzde 13-19 bandındaki tahmin aralığı ciddi bir inandırıcılık sorunu ile karşı karşıya kalacaktır.

Küresel Riskler ve “Trump Etkisi”: Dışsal Enflasyon Baskıları

Türkiye’nin dezenflasyon süreci sadece iç dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel jeopolitik ve ekonomik değişimlerle de kuşatılmış durumdadır. “2026 Tuhaf Bir Yıl Olacak” analizinde Mahfi Eğilmez, ABD Başkanı Trump’ın politikalarının küresel emtia fiyatları ve ticaret savaşları üzerindeki etkisine dikkat çekmektedir. Ocak ayının ilk iki haftasında enerji dışı emtia fiyatlarında, özellikle endüstriyel metallerde görülen artış eğilimi, Türkiye gibi hammadde ithalatçısı ülkeler için “maliyet enflasyonu” riskini canlı tutmaktadır.

Jeopolitik risklerin petrol ve değerli metal fiyatlarında yarattığı dalgalanmalar, enerji grubunda Aralık ayında görülen ılımlı seyrin Ocak ayında tersine dönmesine neden olabilir. Trump yönetiminin İran ve Ortadoğu üzerindeki baskıları, petrol fiyatlarında yukarı yönlü bir volatilite yaratarak akaryakıt üzerinden Türkiye’nin pompa fiyatlarına ve dolayısıyla ulaştırma enflasyonuna ek bir yük bindirebilir. Bu dışsal faktörler, 3 Şubat’ta açıklanacak verinin sadece “asgari ücret” etkisini değil, aynı zamanda “ithal edilmiş enflasyon” (imported inflation) bileşenini de içereceğini göstermektedir.

Finansal Piyasaların Enflasyon Fiyatlaması ve CDS Görünümü

Ocak ayı verisi öncesinde finansal piyasalardaki seyir, bir “bekle-gör” stratejisinin hakim olduğunu kanıtlamaktadır. Borsa İstanbul (BİST 100) endeksi, Ocak ayının son haftasında yüzde 2,17’lik bir yükselişle 13.698 seviyelerinde dengelenmiş durumdadır. Ancak hisse senedi piyasasına 21 Ocak’a kadar olan süreçte 1,2 milyar dolarlık net portföy girişi olması, yatırımcıların dezenflasyon sürecinin “bir şekilde” rayında kalacağına dair hala bir miktar güven duyduğunu göstermektedir.

Buna karşın, tahvil piyasasındaki faiz oranları çok daha temkinli bir hikaye anlatmaktadır. Hazine ihalelerinde oluşan yüzde 30,49 ile yüzde 36,64 arasındaki basit faiz oranları, piyasanın uzun vadeli enflasyon beklentisinin hala hükümetin yüzde 16’lık hedefinin çok üzerinde (yüzde 25-30 bandında) olduğunu teyit etmektedir. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) ise 215 baz puan seviyesine gerileyerek makro-finansal istikrarın korunduğuna dair olumlu bir sinyal verse de, Ocak enflasyonunun beklentileri aşması durumunda risk priminde hızlı bir yukarı yönlü tepki oluşabilir.

Finansal Gösterge Mevcut Seviye (Ocak sonu) Enflasyon Beklentisi Etkisi
BİST 100 Endeksi 13.698,94 Pozitif Portföy Girişi (%2,17)
5 Yıllık CDS 215 bp Gerileme Eğiliminde
TL Mevduat Faizi %45,0 Sınırlı Azalış (-95 bp)
TL Ticari Kredi Faizi %40,1 Belirgin Düşüş
Dolar / TL Beklentisi 51,17 (Yıl sonu) Stabilite Beklentisi

Kaynak: AkanakLabs

Beklenti Uyumsuzluğu: Hanehalkı, Reel Sektör ve TCMB

Dezenflasyon sürecinin başarısı, toplumun farklı kesimlerinin “enflasyonun düşeceğine” dair ortak bir inanç geliştirmesine bağlıdır. Ancak mevcut veriler, bu konuda derin bir ayrışma olduğunu ortaya koymaktadır. TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’ne katılan profesyoneller 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 23,23 seviyesinde beklerken, Mahfi Eğilmez’in paylaştığı verilere göre reel sektör temsilcileri yüzde 34,80, hanehalkı ise yüzde 50,90 oranında bir enflasyon öngörmektedir.

Bu devasa fark (gap), dezenflasyon sürecinin önündeki en büyük psikolojik bariyerdir. Hanehalkı yüzde 50’lik bir enflasyon beklediği sürece, tüketimini öne çekmeye ve fiyat artışlarını kabul etmeye devam etmektedir. Ocak ayı enflasyonunun yüzde 4,13 veya üzerinde gelmesi, hanehalkının bu “yüksek enflasyon” algısını pekiştirerek, Merkez Bankası’nın iletişim stratejisini zora sokabilir. Bu durum, dezenflasyon sürecinin sadece bir para politikası meselesi değil, aynı zamanda bir “güven ve itibar” meselesi olduğunu kanıtlamaktadır.

Dezenflasyon Süreci Darbe mi Alacak?

3 Şubat 2026 tarihinde TÜİK tarafından açıklanacak Ocak ayı enflasyon verisi, Türkiye ekonomisi için bir “sağlamlık testi” (stress test) niteliğindedir. Piyasadaki yüzde 4,13’lük beklenti, dezenflasyon sürecinin bu keskin virajda sarsılacağını ancak yoluna devam edeceğini varsayan bir “baz senaryo”dur. Eğer veri bu seviyelerde veya bir miktar altında gelirse, piyasalar “en kötünün geride kaldığı” algısıyla dezenflasyon patikasına olan güvenini tazeleyebilir. Ancak yüzde 5 bandına yaklaşacak veya bu bandı aşacak bir gerçekleşme, dezenflasyon sürecine ağır bir darbe vurarak 2026 yıl sonu hedeflerini “ulaşılamaz” bir hayale dönüştürebilir.

Mahfi Eğilmez’in öngördüğü gibi, 2025’in ilk aylarındaki yüksek oranların devreden çıkmasıyla Mayıs 2026’da enflasyonun baz etkisiyle yüzde 25’in altına gerileme ihtimali hala masadadır. Fakat bu düşüşün kalıcı olması için sadece baz etkisine ve vergi indirimlerine güvenmek yeterli olmayacaktır. Yapısal reformlar, liyakat esaslı kamu yönetimi ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı onaracak kapsamlı bir iletişim stratejisi eşlik etmediği sürece, düşen enflasyonun yeniden yükselişe geçme riski (re-inflation) her zaman canlı kalacaktır.

Kritik viraja 72 saat kala Türkiye ekonomisi, sadece bir rakamı değil, aynı zamanda gelecekteki refah seviyesini ve para politikasının kredibilitesini oylamaktadır. 3 Şubat sabahı saat 10:00’da açıklanacak rakamlar, Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde yeni bir sayfanın mı açılacağını yoksa eski sarmallara mı dönüleceğini tüm dünyaya ilan edecektir.

Ocak Enflasyonu 2026, TÜİK 3 Şubat Duyurusu , %4,13 Enflasyon Beklentisi , Dezenflasyon Süreci Riskleri , Asgari Ücret Enflasyon Etkisi , TCMB Para Politikası , 2026 Vergi ve Harç Zamları , Hizmet Enflasyonu Katılığı.

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler