Dünya Ekonomisi
Küresel Piyasalarda “Cuma Alarmı”: Stagflasyonist Tekillik Ekseninde ABD Verileri ve Fed’in Politika Çıkmazı
Fed’in 2026 faiz rotasında "Cuma Alarmı": ABD’den gelecek Chicago PMI ve Üretici Enflasyonu (PPI) verileri, Dolar Endeksi ve küresel piyasalar üzerinde kırılma noktası yaratmaya hazırlanıyor.
2026 yılının ilk ayının sonunda küresel finansal mimari, geleneksel varlık korelasyonlarının bozulduğu ve riskli varlıklar ile devlet borcu arasındaki kovaryansın +1,0’a yakınsadığı kritik bir “Korelasyon-1 Tekilliği” rejimine girmiş görünmektedir. AkanakLabs’ın NSSA (Gürültü Sinyali Ayrıştırma Algoritması) ve AIDA altyapısı üzerinden gerçekleştirdiği analizler, piyasanın “Yumuşak İniş” beklentisinden yüksek entropili bir “Jeopolitik Stagflasyon” fazına geçtiğini işaret etmektedir. Bu bağlamda 30 Ocak Cuma günü açıklanacak olan Chicago PMI ve Üretici Fiyat Endeksi (PPI) verileri, Federal Rezerv’in “Politika Felci” durumunu teyit edebilecek bir “Ödeme Gücü Doğrulaması” düğümü olarak değerlendirilmektedir.
Likidite Çatallanması ve Fed’in “Süre Tuzağı”
AkanakLabs quant modellerine göre mevcut makroekonomik ortam, sermayenin faiz oranına duyarlı varlıklardan somut teminatlara döndüğü şiddetli bir “Likidite Çatallanması” (Liquidity Bifurcation) ile tanımlanabilir. Federal Rezerv’in Ocak toplantısında faizleri %3,50-%3,75 aralığında sabit tutması, her ne kadar “Şahinvari bir Duraklama” olarak adlandırılsa da, piyasa aktörleri tarafından enflasyon beklentilerini sabitlemekte yetersiz bir hamle olarak görülebilir.
ABD 10 yıllık reel getirilerinin %4,30 eşiğini aşması, tahvil piyasasında bir “Süre Tuzağı” (Duration Trap) oluştururken, Fed’in bilanço küçültme (QT) operasyonlarının haftalık 20-25 milyar dolar hızla sürmesi küresel sistemde bir likidite kıskacı yaratabilir. Bu durumun, özellikle Nasdaq-100 gibi uzun vadeli büyüme odaklı varlıklarda bir “Değerleme Sıkışması” (Valuation Squeeze) tetikleyebileceği öngörülmektedir.
“Çin Enflasyon Vektörü” ve İmalat Sektöründeki Yapısal Daralma
Küresel risk primlerinin yeniden fiyatlandırılmasındaki birincil katalizörün, $GSYİH > %4,5$ seviyesinde gerçekleşen “Çin Enflasyon Vektörü” olduğu değerlendirilmektedir. Bu vektörün, emtia kompleksi (Petrol/Bakır) üzerinden Batı ekonomilerine maliyet itişli enflasyon ihraç ederek Fed’in manevra alanını kısıtlayabileceği düşünülmektedir.
Cuma günü gelecek Chicago PMI verisi için konsensüs beklentisi 44,0 seviyesindedir. Endeksin üst üste 25. ay boyunca 50 eşik değerinin altında kalması, imalat sektöründeki daralmanın yapısal bir hal aldığını ve Fed’in “Büyüme Korkusu” ile “Yapışkan Enflasyon” arasında bir politika çıkmazına (Policy Paralysis) girdiğini kanıtlayabilir.
Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkiler: “Parite Tuzağı” ve “Negatif Gama”
Küresel piyasalardaki bu türbülans, Türkiye ekonomisi için reel sektörde kritik bir “Ödeme Gücü Düğümü” (Solvency Knot) riskini beraberinde getirebilir. AkanakLabs modelleri, Türk sanayi sektörünün (XUSIN) bir “Negatif Gama” pozisyonuna hapsolabileceğini göstermektedir:
-
Parite Tuzağı: Durgunlaşan Euro Bölgesi (Alman İşletme Beklentileri < 87,5) nedeniyle euro cinsinden ihracat gelirleri baskılanırken, güçlü Dolar ve Emtia Süper Döngüsü nedeniyle dolar cinsinden girdi maliyetleri ve borç yükümlülükleri artmaktadır.
-
Fisher Etkisi ve Nominal Kale: Sanayi sektöründeki marj sıkışmasına karşılık, bankacılık sektörünün (XBANK) yüksek nominal faizlerden faydalanarak bir “Nominal Kale” görevi görebileceği ve pozitif yönde ayrışabileceği değerlendirilmektedir.
Aşağıdaki tablo, AkanakLabs verileri ışığında Cuma gününün kritik veri setini ve olası etki kanallarını özetlemektedir:
| Veri Odak Noktası | AkanakLabs Analizi / Öngörüsü | Piyasa Mekanizması |
| Chicago PMI | 44,0 (Yapısal Daralma) |
Reel Sektör Verimlilik Şoku |
| Üretici Fiyatları (PPI) | Aylık +%0,2 / Yıllık %3,0 | Boru Hattı Enflasyonu Baskısı |
| Tokyo Çekirdek TÜFE | > %2,9 (Likidite Şoku Riski) |
Carry Trade Çözülmesi / Teminat Çağrısı |
| TCMB Brüt Rezervleri | ~1,5 Milyar $ Azalma Olasılığı |
“Rezerv Tüketimi” ve Kur Savunma Maliyeti |
Makro Projeksiyon ve “Stagflasyonist Barbell”
30 Ocak Cuma günü gelecek veri seti, 2026’nın ilk çeyreği için “Sermaye Getirisi” yerine **”Sermayenin Geri Dönüşü”**nün (Return of Capital) önceliklendirileceği bir dönemi başlatabilir. AkanakLabs’ın AIDA modelleri, bu rejimde en dirençli stratejinin bir “Stagflasyonist Barbell” tahsisi olabileceğini işaret etmektedir:
-
Sıfır karşı taraf riski sunan “Kıtlık Varlıklarına” (Altın hedefi 5.200$, Bitcoin > 115.000$) ve yüksek nominal getiri sağlayan varlıklara (XBANK, USD Nakit) ağırlık verilebilir.
-
Buna karşılık, “Süre Tuzağı”na (ABD Tahvilleri, Nasdaq) ve “Ödeme Gücü Düğümü”ne (XUSIN) maruz kalan varlıkların düşük ağırlıklandırılması bir seçenek olarak görülebilir.
Federal Rezerv’in Ocak 2026 Kararı ve Politika Paradigması
Federal Rezerv, 28 Ocak 2026 tarihli toplantısında politika faizini beklentilere paralel olarak %3,50-%3,75 aralığında sabit tutma kararı almıştır. Bu karar, 2025 yılının son çeyreğinde gerçekleştirilen ve toplamda 75 baz puana ulaşan üç ardışık faiz indiriminin ardından bir soluklanma dönemine girildiğini göstermektedir. Fed Başkanı Jerome Powell, karar sonrası yaptığı açıklamada, ABD ekonomisinin 2026 yılına “sağlam bir zeminde” girdiğini ve mevcut para politikası duruşunun hem tam istihdam hem de %2’lik enflasyon hedefiyle uyumlu olduğunu belirtmiştir.
FOMC Kararındaki Şahin Ton ve İç Bölünmeler
Her ne kadar faiz oranları sabit tutulsa da, FOMC içindeki dengeler “şahin bir duraklama” (hawkish pause) sinyali vermektedir. Karar metninde ekonomik aktivitenin “sağlam bir hızda” genişlediği vurgulanmış, istihdam piyasasına yönelik riskler ise bir miktar yumuşatılarak “işsizlik oranının istikrara kavuştuğu” ifade edilmiştir. Ancak komite içinde oy birliği sağlanamamış; guvernörler Stephen Miran ve Christopher Waller, 25 baz puanlık bir indirim yapılması yönünde muhalefet ederek karara karşı oy kullanmışlardır. Bu bölünme, Fed’in gelecekteki hamleleri konusunda veri bağımlılığının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.
Aşağıdaki tablo, Ocak 2026 FOMC toplantısının ana çıktılarını ve piyasa projeksiyonlarını özetlemektedir:
| Parametre | Karar / Değer | Önceki Durum | Piyasa Etkisi |
| Politika Faiz Aralığı | %3,50 – %3,75 | %3,50 – %3,75 (Sabit) |
Nötr / Şahin Eğilimli |
| Karar Oylaması | 10 Kabul – 2 Muhalif | Oy Birliği (Genellikle) |
Artan Belirsizlik |
| Ekonomik Büyüme Tanımı | Sağlam (Solid) | Orta (Moderate) |
Pozitif |
| 2026 Sonu Faiz Tahmini | %3,40 | %3,40 |
Sınırlı Gevşeme |
| Enflasyon Hedefi | %2,0 | %2,0 |
Uzun Vadeli Çapa |
İmalat Sektöründe “Cuma” Alarmı: Chicago PMI ve ISM İlişkisi
Piyasalar “Cuma alarmı” olarak adlandırılan veri setine odaklanırken, en dikkat çekici gösterge Chicago Satın Alma Müdürleri Endeksi (Chicago PMI) olacaktır. Bu endeks, her ne kadar bölgesel bir veri olsa da, ulusal ISM İmalat Endeksi için en güçlü öncü göstergelerden biri kabul edilir. 30 Ocak Cuma günü açıklanacak veride konsensüs beklentisi endeksin 44,0 seviyesinde gerçekleşmesi yönündedir.
İmalat Daralmasının Derinliği ve Sürekliliği
ABD imalat sektörü, 2026 yılına girerken zorlu bir süreçten geçmektedir. Chicago PMI verisi, Aralık ayında 43,5 seviyesine çıkarak beklentileri aşmış olsa da, bu durum üst üste 25. ay boyunca 50 eşik değerinin altında kalındığı gerçeğini değiştirmemektedir. Endeksin 50’nin altında olması sektörde daralmanın devam ettiğini göstermektedir. Fed’in faiz patikasını belirlemede, bu daralmanın hızı ve alt bileşenlerindeki değişimler belirleyici olacaktır. Özellikle “Ödenen Fiyatlar” (Prices Paid) alt endeksi, üreticilerin maruz kaldığı maliyet baskılarını yansıtması bakımından kritik bir enflasyon öncüsüdür.
İmalat sektöründeki bu durgunluk, Federal Rezerv’in faiz oranlarını kısıtlayıcı bölgede tutma kapasitesini test etmektedir. Eğer Cuma günü açıklanacak Chicago PMI verisi beklentilerin (44,0) altında kalırsa, bu durum reel sektördeki zayıflamanın derinleştiğine dair bir sinyal olarak algılanacak ve Fed üzerindeki “erken faiz indirimi” baskısını artıracaktır.
Dayanıklı Mal Siparişleri ve Sermaye Yatırımları
Her ne kadar piyasa oyuncuları “Cuma” verilerine odaklanmış olsa da, hafta başında açıklanan Dayanıklı Mal Siparişleri verisinin yansımaları hala hissedilmektedir. Kasım 2025 dönemi için açıklanan %5,3’lük artış, ilk bakışta imalatın canlandığı izlenimini verse de, bu artışın büyük bir kısmının havacılık sektöründeki (özellikle savunma dışı uçak siparişleri) aşırı volatiliteden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Core Capex: İş Dünyasının Geleceğe Güveni
Ekonomistler için dayanıklı mal raporundaki en önemli satır başı, “uçak hariç savunma dışı sermaye malları” siparişleridir. Bu veri, Amerikan şirketlerinin makine, ekipman ve teknolojiye yaptığı yatırımların (core capex) bir göstergesidir. Kasım ayında bu kalemin %0,7 oranında artarak beş ay üst üste yükseliş kaydetmesi, Fed’in yüksek faiz politikasına rağmen iş dünyasının yatırım iştahının korunduğunu göstermektedir. Bu direnç, Fed Başkanı Powell’ın ekonominin “sağlam temellerde” olduğu tezini güçlendirmekte ve faiz indirimlerinde aceleci davranılmamasının gerekçesini oluşturmaktadır.
| Dayanıklı Mal Bileşeni (Kasım 2025) | Aylık Değişim (%) | Analist Yorumu |
| Manşet Dayanıklı Mal Siparişleri | +%5,3 |
Havacılık etkisiyle yüksek |
| Nakliye Hariç Siparişler | +%0,5 |
Temel talep istikrarlı |
| Savunma Dışı Sermaye Malları (Uçak Hariç) | +%0,7 |
Güçlü yatırım iştahı |
| Savunma Dışı Uçak Siparişleri | +%14,7 |
Yüksek volatilite kaynağı |
Enflasyonist Baskılar ve Üretici Fiyat Endeksi (PPI)
30 Ocak Cuma günü TSİ 16:30’da açıklanacak olan Üretici Fiyat Endeksi (PPI), haftanın en kritik verisi olarak öne çıkmaktadır. PPI, üretim sürecinde oluşan fiyat değişimlerini ölçerek Tüketici Fiyat Endeksi (CPI) ve Fed’in favori göstergesi olan Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) için bir öncü sinyal görevi görür.
Gümrük Tarifelerinin Maliyet Kanalları Üzerindeki Etkisi
2025 yılının ortalarında yürürlüğe giren ve “Liberation Day” tarifeleri olarak bilinen yeni gümrük vergileri, 2026 yılı başında üretici maliyetleri üzerinde baskı kurmaya başlamıştır. Analistler, gümrük tarifelerinin girdi maliyetlerinde %1,0 ile %1,5 arasında ek bir artışa yol açtığını tahmin etmektedir. Aralık ayı PPI verisinin aylık bazda %0,2 artması, yıllık bazda ise %3,0 seviyesine yükselmesi beklenmektedir.
Üretici fiyatlarındaki bu olası yükseliş, Fed’in dezenflasyon sürecinin “engebeli” olacağına dair uyarılarını haklı çıkarmaktadır. Eğer PPI verisi beklentilerin üzerinde gelirse, bu durum Fed’in faiz indirimlerini yılın ikinci yarısına kadar ertelemesine neden olabilir. Bu senaryoda ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %4,30 seviyesini aşması ve Dolar Endeksi’nin (DXY) güç kazanması kaçınılmaz bir sonuç olarak değerlendirilmektedir.
Dolar Endeksi (DXY) Üzerindeki Etkiler ve Tahminler
Dolar Endeksi (DXY), Ocak 2026 sonunda 96,40 seviyelerinden tepki vererek 98,20 bölgesine doğru bir toparlanma eğilimine girmiştir. Cuma günü gelecek veriler, bu toparlanmanın bir ralliye dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecektir.
İki Aşamalı DXY Senaryosu ve Reel Getiri İlişkisi
Morgan Stanley ve J.P. Morgan gibi önde gelen yatırım bankaları, 2026 yılında dolar için iki aşamalı bir patika öngörmektedir. Birinci aşamada, Fed’in faiz indirimlerine dair belirsizlik ve iş gücü piyasasındaki yumuşama nedeniyle DXY’nin 94,00 seviyelerine kadar gerilemesi beklenmektedir. İkinci aşamada ise, yaz aylarındaki FOMC toplantılarıyla birlikte politika netliğinin artması ve ABD ekonomisinin küresel rakiplerine (özellikle Avrupa) göre daha yüksek verimlilik sunmasıyla doların yeniden 99,00 seviyelerine dönmesi muhtemeldir.
Doların gücünü belirleyen temel matematiksel denge, reel getiriler üzerinden okunabilir. Bir ülkenin para biriminin değeri $V$, nominal faiz oranı $i$ ve beklenen enflasyon $\pi^e$ olmak üzere, reel faiz $r = i – \pi^e$ ile doğru orantılıdır. ABD’de nominal faizlerin %3,75 seviyesinde tutulması ve PPI kanalıyla enflasyon beklentilerinin %3,0 civarında katılaşması, reel getirileri %0,75 bandında tutmaktadır. Bu oran, negatif faiz veya düşük büyüme ile karşı karşıya olan Euro Bölgesi ve Japonya ile kıyaslandığında doları cazip kılmaya devam etmektedir.
Sektörel ve Varlık Bazlı Etkiler
ABD’den gelecek verilerin yalnızca döviz ve faiz piyasalarında değil, geniş bir varlık yelpazesinde dalgalanma yaratması beklenmektedir.
Değerli Metaller: Altının Güvenli Liman Statüsü
Altın fiyatları, 2026 yılının ilk haftalarında ons başına 5.300 dolar seviyesini aşarak tarihi bir performans sergilemiştir. Enflasyonist baskıların PPI verisiyle teyit edilmesi ve Fed’in faiz indirimlerinde frene basması, normal şartlarda altın üzerinde baskı yaratması beklense de, gümrük tarifeleri ve Fed bağımsızlığına dair siyasi tartışmalar güvenli liman talebini canlı tutmaktadır. Analistler, altının 2026 yılı içerisinde 6.000 dolar seviyesine ulaşabileceğini öngörmektedir.
Hisse Senedi Piyasaları ve Büyüme Beklentileri
S&P 500 endeksinin Ocak ayı sonunda 7.000 puan seviyesini test etmesi, piyasaların hala bir “yumuşak iniş” (soft landing) senaryosuna inandığını göstermektedir. Ancak Cuma günü açıklanacak Chicago PMI verisinin 42,5 gibi çok düşük seviyelere gerilemesi, imalat sektöründeki daralmanın sanayi karları üzerindeki etkisini gündeme getirecek ve endekslerde bir düzeltme hareketini tetikleyebilecektir. Teknoloji sektörü, yapay zeka yatırımları (AI capex) sayesinde bu döngüden kısmen ayrışsa da, yüksek faizlerin (higher for longer) maliyetler üzerindeki etkisi tüm sektörler için ortak bir risk olmaya devam etmektedir.
Siyasi Riskler ve Federal Rezerv’in Bağımsızlığı
2026 yılı, Federal Rezerv için yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir sınav yılıdır. Jerome Powell’ın görev süresinin Mayıs ayında dolacak olması ve Trump yönetiminin Fed politikalarına yönelik açık eleştirileri, piyasalarda kurumsal bağımsızlık endişelerini artırmaktadır. Powell, Ocak ayındaki basın toplantısında faiz kararlarının siyasetten etkilenmediğini vurgulasa da, Adalet Bakanlığı’nın başlattığı soruşturmalar piyasa aktörleri tarafından bir risk primi olarak fiyatlanmaktadır.
Bu siyasi baskılar, Fed’in enflasyonla mücadeledeki kararlılığını sorgulatabilir. Eğer piyasalar Fed’in siyasi baskıyla erken faiz indirimine gideceğine inanırsa, bu durum enflasyon beklentilerini yukarı çekecek ve doların değer kaybetmesine yol açacaktır. Tersine, Fed’in verilere sadık kalarak şahin duruşunu sürdürmesi, kurumun itibarını güçlendirerek doların küresel hakimiyetini perçinleyebilir.
Stratejik Değerlendirme
30 Ocak Cuma günü gelecek olan veri seti, ABD ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğindeki yol haritasını çizecektir. Chicago PMI üzerinden okunacak imalat sağlığı ve PPI üzerinden takip edilecek enflasyon ivmesi, Federal Rezerv’i Mart toplantısında bir karar vermeye zorlayacaktır. Mevcut veriler ışığında, Fed’in faiz indirimleri konusunda acele etmeyeceği, verilerin “yapışkan enflasyon ve dirençli yatırım” sinyali vermesi durumunda faizlerin uzun süre mevcut seviyelerde tutulacağı anlaşılmaktadır.
Dolar Endeksi (DXY) için 96,40 seviyesi kritik bir destek noktası olmaya devam ederken, yukarı yönde 98,50 seviyesinin aşılması dolar boğaları için yeni bir yükseliş trendinin kapısını aralayabilir. Yatırımcıların, imalat verilerindeki daralmanın derinliğine ve üretici fiyatlarındaki artışın gümrük tarifeleriyle olan korelasyonuna odaklanmaları, 2026 yılının bu ilk büyük veri türbülansında doğru pozisyon almalarını sağlayacaktır. Küresel piyasalardaki “Cuma alarmı”, Federal Rezerv’in “bekle-gör” stratejisinin ne kadar süre daha devam edebileceğinin en net göstergesi olacaktır.
