Piyasa
Borsa İstanbul’da Yabancı Baharı: Ocak Ayında İki Yılın En Güçlü Hisse Alımı Gerçekleşti!
Türk Sermaye Piyasalarında Yapısal Dönüşüm: 2026 Ocak Ayı Yabancı Portföy Hareketleri ve Makroekonomik Projeksiyonlar
Türkiye ekonomisi, 2026 yılının ilk ayında sermaye piyasaları açısından tarihi bir dönüm noktasından geçmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan haftalık menkul kıymet istatistikleri, yabancı yatırımcıların Türk lirası cinsi varlıklara yönelik stratejik bir yeniden konumlanma içerisinde olduğunu teyit etmektedir. 23 Ocak 2026 ile biten haftada kaydedilen 490,6 milyon dolarlık net hisse senedi alımı, sadece bir haftalık bir veri olmanın ötesinde, Aralık 2023’ten bu yana görülen en güçlü giriş olarak kayıtlara geçmiştir. Bu ivme, Türkiye’nin 2023 yılında başlattığı rasyonel ekonomi politikalarının, 2026 yılı itibarıyla uluslararası sermaye nezdinde “taktiksel bir ilgiden” “yapısal bir güvene” dönüştüğünün en somut göstergesidir.
Sermaye Akımlarının Niceliksel Analizi ve Ocak Ayı Performansı
2026 yılının başlangıcı, yabancı portföy girişleri açısından son on yılın en iştahlı dönemlerinden birine işaret etmektedir. Ocak ayının ilk dört haftasında gerçekleşen toplam sermaye girişi, 2025 yılının tamamında kaydedilen girişin yaklaşık yüzde 88’ine tekabül etmektedir. Bu devasa likidite akışı, Türkiye’nin küresel gelişmekte olan piyasalar (EM) içerisindeki ağırlığının yeniden hesaplanmasına neden olmaktadır.
Aşağıdaki tablo, 23 Ocak 2026 haftası itibarıyla yabancı yatırımcıların piyasa hareketlerini ve varlık stoklarındaki değişimi detaylandırmaktadır:
Bu rakamların analizi, yabancı yatırımcının sadece hisse senedi piyasasına değil, aynı zamanda borçlanma araçları piyasasına da (DİBS) agresif bir şekilde giriş yaptığını göstermektedir. Tahvil tarafında kaydedilen 1,26 milyar dolarlık haftalık giriş, Türkiye’nin reel faiz teklifinin küresel ölçekte ne kadar rekabetçi hale geldiğinin bir ispatıdır.
Hisse Senedi Piyasasında İki Yılın Zirvesi
Borsa İstanbul’daki yabancı payı ve alım gücü, 2026 yılıyla birlikte yeni bir boyuta evrilmiştir. 23 Ocak haftasında gerçekleşen alımlarla birlikte, Ocak ayı içerisindeki toplam kümülatif hisse alımı 1 milyar dolar sınırını aşmıştır. Bu durum, üst üste sekiz haftadır devam eden bir giriş serisinin parçasıdır ve bu sekiz haftalık periyotta kümülatif yabancı alımı 1,8 milyar doların üzerine çıkmıştır.
Varlık stoklarındaki değişim incelendiğinde, yabancıların elindeki hisse senedi stokunun Temmuz 2024’ten bu yana en yüksek düzeye ulaştığı görülmektedir. Piyasa değeri bazında 39,87 milyar dolara ulaşan bu stok, Borsa İstanbul’daki toplam yabancı payının yüzde 36,6 seviyelerine yerleşmesini sağlamıştır. Söz konusu artış, endeksin 13.000 puan sınırındaki kalıcılığıyla birleştiğinde, yabancı yatırımcının sadece endeks bazlı (passive) değil, aynı zamanda hisse bazlı (active) seçimler yapmaya başladığını düşündürmektedir.
Makroekonomik Zemin: Politika Faizi ve Enflasyon Dengesi
Yabancı yatırımcıların Türk lirası varlıklara yönelik bu yoğun ilgisinin temelinde, TCMB’nin para politikasındaki kararlılığı ve pozitif reel faiz vaadi yatmaktadır. Ocak 2026 Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, politika faizinin 100 baz puan indirilerek yüzde 37 seviyesine çekilmesi, piyasa beklentisi olan 150 baz puanlık indirimin altında kalarak “temkinli” bir duruş sergilenmiştir.
Bu hamle, dezenflasyon sürecinin ikinci aşamasında Merkez Bankası’nın faiz indirim hızında frene bastığını ve enflasyon beklentilerini kontrol altında tutmak için manevra alanını genişlettiğini göstermektedir. Ocak ayı için beklenen yüzde 4,13’lük aylık enflasyon artışı ve gıda fiyatlarındaki mevsimsel baskılar, Merkez Bankası’nın neden “şahin” tonunu koruduğunu açıklamaktadır.
Reel Faiz Hesaplaması ve Getiri Dinamikleri
Uluslararası yatırımcılar için Türkiye’nin sunduğu cazibe, ex-ante (beklenen) reel faiz üzerinden hesaplanmaktadır. 2026 yıl sonu enflasyon tahminlerinin yüzde 19 ile yüzde 23 bandında yoğunlaştığı bir ortamda, yüzde 37’lik politika faizi ciddi bir koruma kalkanı ve getiri potansiyeli sunmaktadır.
Yatırımcıların karar verme sürecinde kullandığı temel bir araç olan Fisher denklemi çerçevesinde, beklenen reel faiz oranı şu şekilde formüle edilebilir:
Burada reel faizi, nominal faiz oranını (yüzde 37) ve ise beklenen enflasyonu (ortalama yüzde 21) temsil etmektedir. Bu hesaplama ile elde edilen yaklaşık yüzde 16’lık reel getiri, gelişmekte olan ülkeler evreninde (EM) Türkiye’yi en üst sıralara taşımaktadır. Bu yüksek reel getiri, Ocak ayında tahvil piyasasına akan 1,26 milyar dolarlık girişin de temel yakıtıdır.
Rezerv Yönetimi ve Dış Finansman Kapasitesi
Türkiye’nin makro-finansal istikrarının en güçlü sütunlarından biri olan döviz rezervleri, 2026 Ocak ayı itibarıyla tarihi bir eşiği aşmıştır. TCMB verilerine göre toplam rezervler, 23 Ocak haftasında 10,4 milyar dolarlık bir artışla 215,6 milyar dolara yükselerek tüm zamanların rekorunu kırmıştır.
Rezerv kompozisyonundaki değişim, dış dünyaya verilen güvenin bir diğer boyutudur. Brüt döviz rezervleri 86,2 milyar dolara ulaşırken, altın rezervleri 129,4 milyar dolar seviyesine çıkarak portföy çeşitlendirmesinde altın payının stratejik bir öncelik olmaya devam ettiğini göstermiştir. Ancak piyasa analistleri için asıl belirleyici veri, “swap hariç net rezerv” pozisyonundaki iyileşmedir. Ocak 2026 itibarıyla bu rakamın 85,3 milyar dolara yükselmiş olması, Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla dış yükümlülüklerini karşılama kapasitesinin ne denli güçlendiğini ispatlamaktadır.
Aşağıdaki tablo, rezervlerdeki haftalık değişimi özetlemektedir:
Rezervlerdeki bu sıçrama, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminin tasfiyesi ile eşzamanlı olarak gerçekleşmektedir. 2023 yılında 143 milyar dolara kadar çıkan KKM hacminin, 2026 Ocak ayı itibarıyla 0,1 milyar dolar seviyesine, yani sembolik bir noktaya gerilemiş olması, finansal sistemin normalleşme sürecini tamamladığını simgelemektedir.
Tahvil Piyasası ve Borçlanma Dinamikleri
Yabancı yatırımcıların Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasasına dönüşü, 2025 yılının son çeyreğinden itibaren ivme kazanmıştır. 31 Ekim 2025 haftasından itibaren tahvil piyasasına giren kümülatif yabancı sermaye 5,8 milyar dolara ulaşmıştır. Bu akım, Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini aşağı çekerken, getiri eğrisinin (yield curve) normalleşmesine de katkı sağlamaktadır.
DİBS piyasasındaki yabancı payı, Ocak 2025’teki seviyelerinden yükselerek yüzde 8,6’ya çıkmış durumdadır. Bu oran, 2025 yılı başından bu yana kaydedilen en yüksek seviyedir ve Türkiye’nin küresel tahvil endekslerine (GBI-EM gibi) geri dönüşü için gerekli likidite zeminini hazırlamaktadır. 10 yıllık gösterge tahvil faizinin yüzde 29,23 seviyelerinde dengelenmesi, piyasanın uzun vadeli enflasyon hedefleriyle uyumlu bir fiyatlama içerisine girdiğini göstermektedir.
Risk Primindeki Değişim ve Kredi Notu Beklentileri
Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS), Ocak 2026 boyunca küresel ve yerel gelişmelere duyarlı bir seyir izlemiştir. Ay başında 204 baz puan seviyelerine kadar gerileyen risk primi, iç siyasi gelişmelerin ve bölgesel gerilimlerin etkisiyle zaman zaman 273 baz puan seviyelerine doğru yükselişler yaşamıştır. Ancak 23 Ocak haftası itibarıyla 212 baz puan seviyelerindeki dengelenme, Türkiye’nin risk algısının kalıcı olarak iyileştiğine dair önemli bir sinyaldir.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının bu tabloya tepkisi ise oldukça pozitiftir. Moody’s’in not görünümünü korumasına karşın, Fitch’in görünümü durağandan pozitife çevirmesi, 2026’nın ikinci yarısında gerçekleşmesi muhtemel not artırımlarının habercisi olarak değerlendirilmektedir. Not artırımı beklentileri, yabancı yatırımcıların sadece “sıcak para” olarak değil, uzun vadeli kurumsal fonlar aracılığıyla da Türkiye’ye giriş yapmasını tetiklemektedir.
Sektörel Analiz ve Borsa İstanbul’un Yeni Dinamikleri
Borsa İstanbul, yabancı girişlerinin etkisiyle 13.000 puan (300 dolar) barajını zorlarken, sektörel bazda ayrışmalar belirginleşmektedir. Ocak ayında teknoloji endeksinin yüzde 27,6 getiri sağlaması, yatırımcıların yüksek büyüme potansiyeli taşıyan şirketlere yöneldiğini kanıtlamaktadır. Bankacılık endeksi ise haftalık bazda yüzde 3,12 yükselerek lokomotif rolünü sürdürmektedir.
Yabancı yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği hisseler incelendiğinde, portföy girişlerinin geniş bir yelpazeye yayıldığı görülmektedir. Günlük bazda yabancı oranları en çok artan hisseler arasında ARFYE, FRMPL, SMRVA ve MEYSU gibi isimler öne çıkmaktadır. Özellikle AGESA, ERBOS, IZMDC ve KRDMB gibi hisselerde yabancı payının 10 gün üst üste artış göstermesi, bu şirketlerin yabancı fonların radarında uzun vadeli bir biriktirme aşamasında olduğunu düşündürmektedir.
Aşağıdaki tablo, yabancı ilgisinin yoğunlaştığı bazı hisseleri ve değişim oranlarını göstermektedir:
Teknik açıdan BIST 100 endeksi için 13.000 seviyesi hem psikolojik hem de teknik bir direnç noktasıdır. Bu seviyenin üzerinde kalıcılık sağlanması durumunda 13.110 ve 13.205 seviyeleri yeni hedefler olarak izlenecektir. Olası kar satışlarında ise 12.850 ve 12.750 seviyeleri güçlü destek bölgeleri olarak görev yapmaktadır.
Bankacılık Sektörü ve Likidite Koşulları
Sermaye girişlerinin bir diğer yansıması da bankacılık sektörü bilançolarında görülmektedir. 23 Ocak ile biten haftada bankacılık sektörünün toplam mevduatı yüzde 2,1 artarak 29,2 trilyon liraya yükselmiştir. Türk lirası cinsi mevduatlar yatay seyrederken, yabancı para (YP) mevduatlarının parite etkisinden arındırılmış olarak 1,76 milyar dolar artması, yerleşiklerin hala döviz ve altın üzerinden tasarruf yapma eğilimini koruduğunu göstermektedir.
Tüketici kredileri tarafında ise yüzde 1,1’lik bir artış gözlenmektedir. Toplam 5,68 trilyon liraya ulaşan tüketici kredilerinin içerisinde bireysel kredi kartı borçlarının 2,74 trilyon lira ile aslan payını alması, iç talepteki canlılığın hala dezenflasyon süreci için bir risk unsuru olduğunu teyit etmektedir. Bu tablo, Merkez Bankası’nın neden faiz indirimlerinde çok daha agresif olamadığının arkasındaki reel ekonomik gerekçedir.
Küresel Makroekonomik Konjonktür ve Dış Etkiler
Türkiye’nin içsel başarıları kadar, küresel finansal koşullar da yabancı sermaye akışının rotasını belirlemektedir. ABD Merkez Bankası (Fed), 2026 yılının ilk faiz kararında politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit bırakarak “bekle ve gör” stratejisini benimsemiştir. Fed’in enflasyondaki katılığı gerekçe göstererek faiz indirimlerinde acele etmemesi, gelişmekte olan piyasalar için dolar likiditesinin bir süre daha “pahalı” kalacağı anlamına gelmektedir.
Ancak Türkiye, sunduğu yüzde 37’lik nominal faiz ile Fed’in duruşuna rağmen pozitif ayrışmayı başarmaktadır. Küresel piyasalarda Trump yönetiminin Kanada ve Meksika’ya yönelik tarife tehditleri ve Orta Doğu’daki jeopolitik belirsizlikler, risk iştahını zaman zaman baskılasa da, Türkiye’nin “normalleşme hikayesi” bu gürültüden daha baskın bir yatırım teması olarak öne çıkmaktadır.
Gelecek Projeksiyonu ve Stratejik Sonuçlar
2026 yılının geri kalanına dair projeksiyonlar, Türkiye ekonomisinin “yumuşak iniş” (soft landing) senaryosu ile uyumlu ilerlediğini göstermektedir. GSYH büyümesinin 2026 yılında yüzde 3,9 seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken, cari dengenin 25,6 milyar dolar açık vermesi öngörülmektedir. Bu rakamlar, ekonominin üretim kapasitesini korurken dış dengeyi de kontrol edilebilir bir patikada tuttuğuna işaret etmektedir.
Bakan Mehmet Şimşek’in Londra ve New York temaslarında vurguladığı üzere, 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 19’a gerilemesi hedeflenmektedir. Piyasaların yüzde 23 seviyesindeki beklentisi ile hükümetin hedefi arasındaki fark, önümüzdeki aylarda açıklanacak olan yapısal reform paketleri ve maliye politikası adımlarıyla kapanabilir. Rezerv yeterliliğinin uluslararası standartlara ulaşmış olması ve KKM’nin tarihe karışması, Türkiye’nin 2026 yılını “yatırım yapılabilir” (investment grade) notuna bir adım daha yaklaşarak tamamlayacağı beklentisini güçlendirmektedir.
Sonuç olarak, 23 Ocak 2026 haftasında kaydedilen yabancı girişi, sadece bir veri değil, Türkiye’nin küresel finans sistemine yeniden entegre olduğu bir dönemin başlangıç fişeğidir. Yabancı yatırımcıların hisse senedi stoklarını iki yılın zirvesine taşıması ve tahvil piyasasına yönelik iştahın kümülatif olarak artması, Türk varlıklarının 2026 yılında gelişmekte olan ülkeler içerisinde “yıldız oyuncu” olma potansiyelini desteklemektedir. Yatırımcılar için kritik takip listesi; TCMB’nin enflasyon verilerine vereceği tepki, Mart ayındaki PPK toplantısı ve CDS primindeki kalıcı dengelenme seviyeleri olmaya devam edecektir.
