Genel
İslam Coğrafyasında “Sessiz Kıyamet”: Su İflası Medeniyeti Haritadan Silme Tehdidiyle Karşı Karşıya
Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi, tarihin en büyük "varoluşsal" tehdidiyle karşı karşıya. Yapılan son analizler ve çarpıcı uydu verileri, İslam dünyasının kalbindeki su kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu ve bunun sadece bir çevre sorunu değil, medeniyetin sonunu getirebilecek bir "sessiz kıyamet" olduğunu ortaya koyuyor.
HABER MERKEZİ – Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi, tarihin en büyük “varoluşsal” tehdidiyle karşı karşıya. Yapılan son analizler ve çarpıcı uydu verileri, İslam dünyasının kalbindeki su kaynaklarının tükenmek üzere olduğunu ve bunun sadece bir çevre sorunu değil, medeniyetin sonunu getirebilecek bir “sessiz kıyamet” olduğunu ortaya koyuyor.
Dünyanın En Kurak 10 Ülkesi: Hepsi Müslüman Coğrafyada
Küresel su istatistikleri dehşet verici bir gerçeği fısıldıyor: Dünyanın en kurak 10 ülkesinin tamamı Müslüman çoğunluklu ülkelerden oluşuyor. Listenin başındaki Mısır, yılda ortalama sadece 18 mm yağış alırken; Libya, Suudi Arabistan, Katar ve BAE gibi ülkeler yağış miktarının neredeyse sıfıra yaklaştığı bir iklimde yüz milyonlarca insanı yaşatmaya çalışıyor. Bölge, dünya nüfusunun %6’sına ev sahipliği yapmasına rağmen, küresel tatlı su kaynaklarının sadece %1,4’üne sahip.
Nehirlerin Hazin Sonu: Mezopotamya’dan Nil’e Kuruma Hattı
Tarih boyunca medeniyetlerin can damarı olan nehirler bugün birer birer haritadan siliniyor:
-
Dicle ve Fırat: Mezopotamya’ya binlerce yıl hayat veren bu nehirlerin debisi 1970’lerden bu yana %80 oranında azaldı. Uzmanlar, nehirlerin yatağının önümüzdeki yıllarda tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıyor.
-
Ürdün Nehri ve Ölü Deniz: Ürdün Nehri artık tarihsel ortalamasının sadece %10’u seviyesinde akıyor. Bu durum, dünyanın en alçak noktası olan Lut Gölü’nün (Ölü Deniz) her yıl bir metreden fazla küçülmesine neden oluyor.
-
Urumiye Gölü: Bir zamanlar dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan İran’daki Urumiye Gölü, %95 oranında suyunu kaybederek devasa bir tuz tarlasına dönüştü.
Yanlış Politikaların Bedeli: “Su İflası”
Krizin tek sorumlusu iklim değişikliği değil; “yönetimsel iflas” da tabloyu ağırlaştırıyor. Suudi Arabistan’ın 1980’lerde çölü yeşertmek amacıyla başlattığı buğday projesi, binlerce yıllık fosil yeraltı sularının %80’ini sadece birkaç on yılda tüketti. Benzer şekilde İran, tarımda kullandığı suyun %70’ini verimsiz yöntemlerle heba ederek ülkeyi “su iflasına” sürükledi.
Kanlı Sonuçlar: Kuraklık Savaşları ve Kitlesel Göç
Susuzluk şimdiden jeopolitik bir silah haline gelmiş durumda. Mısır ile Etiyopya arasındaki Nil Nehri gerilimi, bölgeyi askeri bir çatışmanın eşiğine getirdi. Somali’de kuraklık nedeniyle binlerce çocuk hayatını kaybederken, Suriye’deki iç savaşın temelinde 2006-2010 yılları arasındaki büyük kuraklığın tetiklediği kırsal göçün yattığı artık bir sır değil.
21. Yüzyılın Büyük Göçü Kapıda
2030 yılına gelindiğinde, MENA bölgesindeki su miktarının “mutlak kıtlık” sınırı olan 500 metreküpün altına inmesi bekleniyor. Bu durum, 100 milyondan fazla insanın yerinden edileceği, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ve kuzeye yönelecek devasa bir “iklim mültecisi” dalgasını tetikleyebilir.
İnsan yapımı çözümlerin tükendiği bu noktada, Ortadoğu’nun dört bir yanında milyonlarca insanın toplu “yağmur dualarına” sığınması, krizin artık yönetilemez bir boyuta ulaştığının en hazin sembolü olarak görülüyor. Eğer radikal ve küresel bir müdahale olmazsa, medeniyetin beşiği olan bu topraklar, yaşanamaz bir tuz çölüne dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
