Sosyal Medya

Ekonomi

Türkiye 2026: Dezenflasyonun Konsolidasyonu, Yapısal Dönüşüm ve Çok Boyutlu Riskler

Türkiye ekonomisi 2026’ya dezenflasyon sürecinin hız kazandığı bir dönemde girerken, yapısal reformlar ve siyasi riskler yılın kaderini belirleyecek ana unsurlar olarak öne çıkıyor.

Türkiye 2026: Dezenflasyonun Konsolidasyonu, Yapısal Dönüşüm ve Çok Boyutlu Riskler

Özet:
Aralık 2025’te yıllık TÜFE’nin %30,89’a gerilemesiyle Türkiye ekonomisi, 2026 yılına dezenflasyon sürecinin belirgin biçimde hız kazandığı bir konjonktürde giriyor. Orta Vadeli Program, 2026’yı enflasyonda kalıcı düşüşün konsolide edildiği, büyümenin daha dengeli bir yapıya kavuştuğu ve yapısal reformların somut sonuçlarının alınmaya başlandığı kritik bir eşik olarak tanımlıyor. Ancak bu olumlu çerçeve, küresel belirsizlikler ve iç siyasi-ekonomik riskler nedeniyle kırılganlığını koruyor.


2026’ya girerken genel çerçeve

2026–2028 Orta Vadeli Programı (OVP), Türkiye ekonomisini dezenflasyonun kalıcı hale geldiği, büyümenin kompozisyonunun değiştiği ve reform ajandasının ilk çıktılarının alındığı bir döneme taşımayı hedefliyor. Buna karşın küresel jeopolitik riskler, kur dinamikleri, vergi politikaları, kayıt dışı ekonomi, hukuki dönüşüm süreçleri ve 2025’te yaşanan siyasi gelişmeler, bu senaryoyu gölgeleyen temel unsurlar olarak öne çıkıyor.

2026 yılına ilişkin ekonomik görünümü ana başlıklar altında değerlendirmek mümkün.


Enflasyon ve büyüme hedefleri

2026 resmi hedefleri:

  • Enflasyon: %16

  • Büyüme: %3,8

Uluslararası kuruluş tahminleri:

  • Dünya Bankası: Enflasyon ≈ %18, Büyüme %3,7

  • OECD: Enflasyon ≈ %20,8, Büyüme %3,4

Büyüme stratejisinde iç talebin kontrollü tutulması, ihracat ve yatırım odaklı bir kompozisyonun önceliklendirilmesi temel politika tercihi olarak öne çıkıyor. Buna karşın hizmet enflasyonundaki yapışkanlık ve ücret-fiyat geçişkenliği, hedeflerden sapma riskini canlı tutuyor.


Yapısal reform gündemi

OVP, potansiyel büyüme hızını orta vadede yaklaşık 0,5 puan artırmayı hedefleyen dört ana reform ekseni üzerine inşa ediliyor:

Beşeri sermaye ve istihdam:
Mesleki eğitimin sanayi 4.0 ve yeşil dönüşüm ihtiyaçlarına uyumlu hale getirilmesi, kadın istihdamını destekleyen kreş ve bakım kapasitesinin artırılması, NEET gençlere yönelik yoğun aktif işgücü programları.

Toplam faktör verimliliği:
Sanayide teknoloji odaklı yerlileştirme programları (HIT-30), tarımda akıllı tarım teknolojileri ve organize tarım bölgelerinin yaygınlaştırılması.

Yatırım ortamının iyileştirilmesi:
Tek durak yatırım mekanizmalarının genişletilmesi, yargı süreçlerinin hızlandırılması.

Yeşil ve dijital dönüşüm:
Emisyon Ticaret Sistemi’nin devreye alınması, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması.


Yeşil dönüşümün ekonomik etkileri

Yeşil dönüşüm, kısa vadede çimento ve demir-çelik gibi karbon yoğun sektörlerde maliyetleri artırma potansiyeli taşırken, orta ve uzun vadede enerji ithalat bağımlılığını azaltarak cari açığın daralmasına katkı sunmayı hedefliyor. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uyum, ihracatta yeni pazar ve ürün fırsatları yaratabilecek bir kaldıraç olarak değerlendiriliyor.


Kur dinamikleri

2025 sonunda yaklaşık 43 seviyesinde olan USD/TL kurunun, 2026 yılı ortalama tahminleri 50–55 bandına işaret ediyor. Enflasyon farkıyla sınırlı, kontrollü bir nominal değer kaybı ve Merkez Bankası’nın kademeli faiz indirimleri (yıl sonu %25–28 aralığı), reel efektif kurda sınırlı değerlenme sağlayarak ithalat maliyetleri ve enflasyonist baskıyı azaltabilir.


PMI verileri ve imalat sanayi görünümü

İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI endeksi, Aralık 2025’te 48,9 seviyesine yükselerek son 12 ayın en yüksek değerine ulaştı. Endeks halen daralma bölgesinde olsa da, yeni siparişler, üretim ve istihdamdaki yavaşlamanın belirgin biçimde azalması, 2026’nın ilk çeyreğinde imalat sanayinde toparlanma sinyalleri veriyor.


Vergi politikaları ve mali riskler

2026 bütçe stratejisi, dolaylı vergilere bağımlılığı azaltmayı, doğrudan vergi tabanını genişletmeyi ve kayıt dışı ekonomiyle yapay zeka destekli denetim araçları (örneğin KURGAN) üzerinden mücadeleyi hedefliyor.

Ancak vergi artışlarının enflasyonist baskı yaratma riski, yapay zeka destekli denetimlerin amacından sapması halinde mükellef-devlet ilişkilerinde güven sorunu doğması ve mükellef uyumunun zayıflığı, mali disiplin hedeflerini zorlayabilecek başlıca riskler olarak öne çıkıyor.


Kayıt dışı ekonomi sorunu

Yaklaşık %25–30 seviyesindeki kayıt dışı istihdam, vergi gelirlerini sınırlarken sosyal koruma ağını da zayıflatıyor. Programın bu alandaki dijital denetim ve teşvikli kayıtlılık adımları başarıya ulaşırsa vergi tabanı genişleyebilir. Aksi durumda mali sürdürülebilirlik ve gelir adaletsizliği sorunları derinleşebilir.


Hukuki dönüşüm ve yatırım iklimi

Yargı süreçlerinin hızlandırılması, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının yaygınlaştırılması ve fikri mülkiyet haklarının güçlendirilmesi, yatırım ortamı açısından kritik önem taşıyor. Buna karşın hukuki öngörülebilirlikteki eksiklikler ve yargı bağımsızlığı algısındaki zayıflık, yabancı doğrudan yatırımlar üzerinde baskı oluşturmaya devam edebilir.


Ücret politikası ve gelir adaletsizliği

Asgari ücret politikası enflasyon hedefleriyle uyumlu tutulmaya çalışılsa da ücret-fiyat sarmalı riski sürüyor. Yüksek seyreden gelir adaletsizliği (Gini katsayısı), sosyal gerilimleri artırırken uzun vadeli büyümenin kapsayıcılığını da tehdit ediyor.


2025’ten taşınan siyasi riskler

2025 yılında yaşanan siyasi gerilimler, muhalefet liderlerine yönelik yargı süreçleri ve yerel yönetim–merkezi yönetim çatışmaları, yatırımcı güvenini zedeleyerek risk primini yukarı taşıdı. Bu belirsizliklerin 2026’ya taşınması, sermaye girişlerini sınırlayabilir ve reform iradesini zayıflatabilir.

Bu risklerin azaltılabilmesi için yargı süreçlerinin şeffaf ve öngörülebilir biçimde yürütülmesi, alınan kararların siyasi ve hukuki açıdan yoruma açık olmaması kritik önem taşıyor.


Sonuç: 2026 bir eşik yılı

2026 yılı, Türkiye ekonomisi açısından ölçülebilir bir dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor.

Olumlu senaryo (politika tutarlılığı korunursa):

  • Enflasyon yıl sonunda %20’nin belirgin biçimde altına iner

  • Büyüme %3,5–4,0 aralığında dengeli seyreder

  • PMI toparlanması imalat sanayinde kademeli genişlemeye dönüşür

  • Kontrollü kur seyri dezenflasyonu destekler

  • Yeşil dönüşüm yatırımları cari açık ve ihracat tarafında ilk olumlu etkileri verir

  • Vergi tabanı genişler, kayıt dışılık azalır

Yapay zeka destekli vergi denetim araçlarının adil ve şeffaf biçimde uygulanması halinde, hem vergi gelirleri artabilir hem de vergi adaletine katkı sağlanabilir.

Olumsuz senaryo (siyasi belirsizlikler ve reform gecikmesi halinde):

  • Enflasyon %22–25 bandında sıkışır

  • Büyüme %3’ün altına geriler

  • Kur baskısı artar, PMI toparlanması gecikir

  • Gelir adaletsizliği ve kayıt dışı ekonomi derinleşir

  • Hukuki belirsizlik yabancı yatırımı daha da sınırlar

Net değerlendirme:
2026 yıl sonu, Türkiye’nin orta vadeli reform stratejisinin güvenilirliğinin en kritik sınavı olacaktır. Para ve maliye politikası koordinasyonu, yapısal reform iradesi ve 2025’ten taşınan siyasi risklerin etkin yönetimi sağlanabilirse, 2027’den itibaren daha yüksek, istikrarlı, kapsayıcı ve yeşil bir büyüme patikasına geçiş gerçekçi bir hedef haline gelebilir. Aksi halde kırılgan, stagflasyonist ve hatta “slumflasyonist” risklerin kalıcılaşması ihtimali güçlenebilir.

Yazar:  Mücteba Onurhan Özmumcu

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler