Sosyal Medya

Dünya Ekonomisi

ANALİZ: Havaalanı yiyecekleri neden bu kadar pahalı? (Business Insider)

Geçmişte havaalanları bugünkü kadar modern, parlak ve ticarileşmiş mekânlar değildi. İlk dönemlerde, havalimanları tren garlarına benzer şekilde, daha sade, hatta…

ANALİZ: Havaalanı yiyecekleri neden bu kadar pahalı? (Business Insider)

Geçmişte havaalanları bugünkü kadar modern, parlak ve ticarileşmiş mekânlar değildi. İlk dönemlerde, havalimanları tren garlarına benzer şekilde, daha sade, hatta çoğu zaman kalabalık ve bakımsız yerler olarak anlatılıyordu. Asıl “gösteri” uçağın içinde başlıyor, yolcular esas konforu ve ikramı havada görüyordu. Buna rağmen, havaalanı işletmeleri o dönemden itibaren yolcudan ek gelir elde etmenin yollarını arıyordu.

O yıllarda havaalanları; seyir terasları, otopark ücretleri, havalimanı içinde yer alan havuzlar, tenis kortları gibi farklı hizmetler üzerinden gelir yaratmaya çalıştı. Bazı yerlerde tuvaletlerin bile ücretli olduğu, her kuruşun hesaplandığı anlatılıyor. Zamanla havaalanı restoranları açıldı ve bu restoranlar sadece yolcuları değil, şehirde “özel bir akşam yemeği” planlayanları da kendine çekmeye başladı. Bazı havalimanı restoranları, bulundukları şehre “en şık yemek ve kokteyl mekânı” olarak kartpostallara bile konu oldu.

Ucuz bilet, dolu terminaller, pahalı hamburger

Havacılığın dengesi 1978’de, havayolu sektöründeki serbestleşme ile değişti. Önceden devlet tarafından sıkı şekilde düzenlenen bilet fiyatları ve hat yapısı, serbest piyasa mantığına bırakıldı. Havayolları kendi fiyatlarını ve uçuş ağlarını daha esnek belirlemeye başladı. Bunun doğal sonucu, biletlerin ucuzlaması ve daha fazla insanın uçağa binebilmesi oldu.

Biletler ucuzladıkça uçaklar doldu, bağlantılı uçuşlar arttı ve yolcular daha uzun süreler terminalde beklemeye başladı. Önceden yalnızca kısa süre oyalanan yolcu, artık aktarma için saatlerce terminalde dolaşır hâle geldi. Bu noktada devreye “terminali alışveriş merkezine dönüştürme” fikri girdi.

1990’lardan itibaren bazı havalimanları, içini adeta bir AVM gibi tasarlamaya başladı. Yüzlerce mağaza ve restoran açıldı, duty-free alanları genişledi. Amaç çift yönlüydü: Yolcunun deneyimini “daha keyifli” hâle getirmek ve aynı kişiden çok daha fazla para kazanmak. Kira ödeyen her dükkân, havaalanına ek gelir anlamına geliyordu. Nitekim bu yeni model, bazı havalimanlarının ticari gelirlerini kısa sürede ciddi oranlarda artırdı.

“Sokak fiyatı artı yüzde 15” gerçeği

Peki iş bu noktaya geldiyse, neden havaalanı fiyatları “normal sokak fiyatına yakın” değil de, çoğu zaman iki katına kadar çıkabiliyor? Aslında birçok havaalanı resmî olarak “sokak fiyatı” modeline benzeyen bir sistem uyguladığını söylüyor. Teoride işleyiş şöyle:

Bir ürün, şehirde kaç paraysa, havaalanında da onun aynısı ya da en fazla yüzde 10–15 fazlası olmalı. Buna “sokak fiyatı artı yüzde 10/15” yaklaşımı deniyor. Havalimanı otoriteleri, işletmelere bu üst sınırı koyduklarını, fiyatları yılda birkaç kez denetlediklerini ifade ediyor.

Kâğıt üzerinde bu sistem mantıklı görünüyor. Ancak pratikte hem “sokak fiyatı”nın nasıl hesaplandığı hem de bu sınırın nasıl denetlendiği tartışmalı. Örneğin bir çikolata barının şehirdeki ortalama fiyatına bakılması gerekirken, havalimanındaki işletme, sokakta çok daha yüksek ya da nadir bulunan bir fiyatı esas alabiliyor. Böylece yüzde 15 sınırı, gerçekte yüzde 50, 70 hatta 120’lere varan farkları maskeleyebiliyor.

Bazı havalimanlarında yapılan karşılaştırmalarda, marketten ya da zincir restoranlardan alınan ürünlerle terminal içindeki aynı ürünün fiyatı kıyaslandığında, yüzde 50–80’lere varan farklar tespit ediliyor. Buna rağmen, denetimlerin seyrek olması ve yaptırımların zayıf kalması, bu uygulamaların sürmesine yol açıyor.

Maliyet mi, fırsat mı? İşletmelerin cephesi

Havaalanı içindeki işletmeler ise kendilerini savunurken maliyetlere dikkat çekiyor. Bir işletmenin havalimanında faaliyet göstermesi, dışarıya göre gerçekten daha masraflı. Çalışanlar, malzemeler, ekipmanlar güvenlik kontrollerinden geçmek zorunda. İnşaat ve tadilat süreçleri daha sıkı kurallara tabi olduğu için maliyetler yüzde 30–40 oranında artabiliyor.

Buna ek olarak bazı şehirlerde havalimanı çalışanları için daha yüksek asgari ücret uygulanıyor. Çalışma saatleri de oldukça uzun; birçok işletme sabah 04.00’ten gece yarısına, bazıları neredeyse 7/24 hizmet vermek zorunda. Üstelik kiralar da ciroya bağlı. Yani işletme, elde ettiği satışın belli bir yüzdesini (örneğin yüzde 10–16 arası) havalimanına “pay” olarak veriyor.

Tüm bunlar birleşince, işletmeler “sokaktakiyle aynı fiyata satarsak kâr edemeyiz” diyor. Ancak bu tabloyu tamamlayan kritik bir unsur daha var: rekabetin neredeyse yok denecek kadar az olması.

Rekabet değil, birkaç dev zincir

Birçok yolcu için havaalanındaki yiyecek–içecek ve mağaza çeşitliliği ilk bakışta etkileyici görünebilir. Farklı markalar, restoranlar, kafeler yan yana sıralanmıştır. Ama perde arkasında, bu tabelaların önemli bir kısmı birkaç dev şirketin kontrolündedir.

Yiyecek, içecek ve perakende alanında faaliyet gösteren çok uluslu birkaç büyük firma, ABD’deki havaalanı işletmelerinin büyük bölümünü yönetiyor. Aynı terminalde yer alan altı farklı marka, aslında aynı holdingin işlettiği yapılar olabiliyor. Duty-free mağazası, haber–kitap standı ve “yerel” görünümlü market de yine aynı çatı şirketin elinde bulunabiliyor.

Bu yoğun konsantrasyon, rekabeti ciddi biçimde sınırlıyor. Yolcu, vitrinde farklı logolar görse de, fiyat politikasını belirleyen aslında tek bir ana oyuncu olabiliyor. Sektördeki birleşme ve satın almalar da bu yoğunlaşmayı daha da artırıyor. Üstelik bu büyük şirketler, havalimanı yönetimlerinden fiyat üst sınırlarının artırılması ya da tamamen kaldırılması için lobi faaliyeti de yürütebiliyor.

Nitekim bazı havaalanları, geçmişte “sokak fiyatı artı yüzde 10–15” kuralı uygularken, daha sonra bu sınırı gevşetti veya tamamen kaldırdı. Böylece teorik olarak fiyatlar için bir tavan kalmadı; fiiliyatta ise yolcunun gidebileceği başka bir dükkân da pek yok.

Yolcu beklerken kazanıyorlar

Bir diğer önemli kavram “dwell time”, yani yolcunun güvenlikten geçtikten sonra terminalde geçirdiği süre. 11 Eylül sonrası güvenlik önlemlerinin ağırlaşması, yolcuları daha erken havalimanına gitmeye zorladı. Daha uzun kuyruklar, daha çok bekleme süresi, daha fazla terminalde zaman geçirmek anlamına geldi.

Araştırmalar, terminal içinde bekleme süresi uzadıkça yolcunun harcama ihtimalinin arttığını gösteriyor. Ortalama bir yolcu, uçuş öncesi terminalde geçirdiği yaklaşık iki saat içinde, yüksek olasılıkla en az bir alışveriş yapıyor. Açlık, susuzluk, sıkılma, zaman öldürme ihtiyacı ve “nasıl olsa buradayım” psikolojisi birleşince, bir kahveye, sandviçe, atıştırmalığa ya da dergiye para harcamak daha kolay hale geliyor.

Bu yüzden modern terminallerde, kapıya yürürken yoldan geçmeden ulaşılabilecek bir “boş alan” bulmak neredeyse imkânsız. Her köşeye konumlandırılmış kafeler, fast-food zincirleri, barlar ve mağazalar, yolcunun dikkatini çekmek için tasarlanmış durumda. Havalimanları için bu harcamalar hayati önem taşıyor; çünkü gelirlerinin neredeyse yarısı, artık uçaklardan değil, yolcuların terminalde yaptığı harcamalardan geliyor.

Farklı bir model mümkün mü?

Tüm bu tabloya rağmen, “normal” fiyat politikasını korumaya çalışan örnekler de var. Bazı havalimanları, şehirdeki mağazalar ne satıyorsa, aynı ürünü aynı fiyata satma kuralını katı biçimde uyguluyor. Bu yaklaşımda, havalimanının aldığı pay, işletmenin cirosuna göre kademeli olarak ayarlanıyor; işletmeye “makul kâr” alanı bırakılmaya çalışılıyor.

Bu model uygulandığında, yolcu hem fiyat açısından aldatılmadığını hissediyor hem de terminal içinde harcama iştahı artabiliyor. Kişi, “nasıl olsa dışarıdakiyle aynı fiyat” diyerek rahatlıkla kahvesini, atıştırmalığını alabiliyor. Bazı veriler, bu tür havalimanlarında yolcu başına harcamanın, ülke ortalamasının dahi üzerine çıktığını gösteriyor.

Buna rağmen, sektörde genel eğilim, fiyat sınırlarını gevşetme yönünde. Yüksek maliyetler, büyük şirketlerin kâr hedefleri ve havalimanı yönetimlerinin gelir baskısı birleşince, “esnek fiyatlandırma” yani fiilen üst sınırın ortadan kalkması savunuluyor.

BAKMADAN GEÇME

  • Sanayide Vites Yükseldi: Kasım Ayında Üretim Beklentileri Aştı

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Kasım ayına ilişkin sanayi üretim endeksi sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Ekim ayında yaşanan %0,8’lik daralmanın…

  • İstanbul’da Altın Kaçakçılığı Soruşturması: Üçüncü Dalga Operasyonda 7 Gözaltı Var

    İstanbul’da yürütülen dev altın kaçakçılığı soruşturmasında yeni bir perde açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde düzenlenen “üçüncü dalga” operasyonla, altın piyasasını…

  • ABD Yüksek Mahkemesi Trump’ın Gümrük Tarifeleri Hakkında Karar Verebilir: Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?

    ABD Yüksek Mahkemesi’nin cuma günü Başkan Donald Trump’ın gümrük tarifelerinin hukuki dayanağına ilişkin kritik bir karar açıklaması bekleniyor. Karar, yalnızca ABD ticaret politikasını değil, bütçe dengelerini, şirket kârlılıklarını ve küresel ticaret akışlarını da doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Piyasalar, olası bir iptal ya da sınırlama kararının ardından Washington’un hangi alternatif yolları devreye sokacağını yakından izliyor.

  • Türk Medyasında Kara Para Temizliği: Ekol TV ve Ersan Şen Hakkında Flaş Gelişmeler

    Türk medyasında taşlar yerinden oynamaya devam ediyor. Son dönemde yayın hayatına son vereceğini duyuran Ekol TV ve kanalın finansman kaynakları hakkında başlatılan "kara para aklama" soruşturması yeni bir boyuta evrildi. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında tanınmış hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen’in de bulunduğu dört kritik isim büyüteç altına alındı.

  • ABB Konser Harcamaları Davasında Ara Karar: Tutuklu Sanıklar Tahliye Edildi

    Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021–2024 dönemindeki konser harcamalarının kamu zararına yol açtığı iddiasıyla açılan davada mahkeme ara kararını açıkladı. 5’i tutuklu 14 sanığın yargılandığı davada, tüm tutuklu sanıklar yurt dışı çıkış yasağı uygulanarak tahliye edildi.

  • Merkez Bankası Rezervlerinde Görünmeyen Açık: Artış Var Mı Gerçekten? 

    Ekonomi yönetimi son dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezervlerindeki artışı sıkça gündeme getirirken, resmi verilerin detayları incelendiğinde tablo çok daha farklı bir hikâye anlatıyor. Yüksek faiz ortamına rağmen Merkez Bankası’nın rezervlerinde gerçek anlamda bir güçlenme değil, zayıflama yaşandığı görülüyor.

  • Çetin Ünsalan Yazdı: Sahibinden kelepire mi geldik?

    Türk reel sektörü en kritik dönemeçlerinden birinden geçiyor. Bugüne kadar verimlilik ile ilgili tartışmalar ön plana çıkıyordu...

  • Akfen GYO, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde Yerini Aldı

    Akfen Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. (Akfen GYO), çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ESG) alanlarındaki performansı doğrultusunda Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer aldı...

  • Meysu Halka Arz Sonuçları Açıklandı…

    Meysu Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. halka arz sonuçları belli oldu. Pay başına 7,50 TL sabit fiyatla gerçekleştirilen halka arzın toplam büyüklüğü 1 milyar 312 milyon 500 bin TL olarak gerçekleşirken, halka arz sürecinde toplam tahsisat tutarının 8,5 katı talep oluştu...

  • Bitcoin için 2026 Tahminleri Uçurum Gibi: 75 Bin Dolardan 225 Bin Dolara Kadar Geniş Bir Bant

    2025 yılında tarihi zirveyi test ettikten sonra sert bir düzeltme yaşayan Bitcoin için 2026’ya yönelik tahminler son derece geniş bir bantta şekilleniyor. CNBC’nin sektör profesyonelleriyle yaptığı derlemeye göre öngörüler 75 bin dolar ile 225 bin dolar arasında değişiyor. Ortak nokta ise yüksek volatilitenin kalıcı olacağı beklentisi.

  • İran Fay Hattı: 2026’da Türkiye’yi Bekleyen Riskler ve Fırsatlar

    2026 yılının başında İran, 1979 Devrimi’nden bu yana en derin iç krizlerinden birini yaşıyor. Tahran’da hayat pahalılığı ve döviz kriziyle başlayan gösteriler, bugün rejim karşıtı topyekûn bir halk hareketine dönüşmüş durumda. 534 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Türkiye için bu durum sadece komşuda çıkan bir yangın değil; göç, enerji ve jeopolitik dengeler açısından bir "sıçrama" (spillover) riskidir.

  • BDDK Raporu: Bireysel Kredi Büyümesi Ticari Kredileri Solladı

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) yayımladığı son veriler, kredi piyasasında tüketici ve ticari krediler arasındaki büyüme farkının giderek açıldığını gösteriyor. Tüketici kredileri, 2 Ocak haftası itibarıyla art arda dördüncü haftasında da yükselişini sürdürerek yıllıklandırılmış bazda yüzde 62,5 seviyesine ulaştı.

  • Marc Champion: ABD’nin Venezuela Modeli İran’da İşe Yaramaz

    ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği sürpriz operasyon ve Nicolas Maduro’nun ülke dışına çıkarılması, Washington’un benzer bir stratejiyi İran için de devreye sokup sokamayacağı tartışmasını alevlendirdi. Ancak Bloomberg yazarı Marc Champion’a göre, İran’ın iç dengeleri, bölgesel konumu ve rejimin yapısı Venezuela’dan çok daha karmaşık. Dahası, dış askeri müdahaleler Tahran’da rejimi zayıflatmak yerine milliyetçi refleksleri güçlendirebilir ve daha istikrarsız sonuçlar doğurabilir.

Benzer Haberler