Barış Soydan
Barış Soydan Yazdı…’Fintekte Sorunlar Merkez Bankası’na Devirle Başladı, Acil Müdahale Zamanı’
2025 yılı elektronik para ve ödeme kuruluşları açısından neredeyse bir kaos ve yıkım yılı olarak geride kaldı. Savcılık operasyonları, lisans iptalleri, faaliyetlerin askıya alınması gibi hukuki ve idari kararlar tüm yıl boyunca gündemdeydi. Daha da kötüsü, finansal sistemin bu parçası bir süredir ciddi bir şeffaflık ve güven krizinin içine girmiş durumda; söylentiler ve spekülasyonlar hâlâ devam ediyor. Artık bir kırılma noktasına gelindiği açık. Bir tarafta genç nüfus, yüksek dijital adaptasyon, güçlü bankacılık altyapısı ve dev elektronik ticaret hacmiyle bölgesel bir “fintek merkezi” olabilecek kapasite var. Diğer tarafta ise giderek daha sık anılan suç ve bahis gelirleri, kara para, şüpheli transferler tartışmaları… Bugün fintek sektörü başarı hikâyeleriyle değil bu tür risk başlıklarıyla gündeme geliyorsa, bunun sebebi sadece “birkaç kötü örnek” değil. Esas faktör daha derinde, yapısal ve sistemsel sorunlarda.
2025 yılı elektronik para ve ödeme kuruluşları açısından neredeyse bir kaos ve yıkım yılı olarak geride kaldı. Savcılık operasyonları, lisans iptalleri, faaliyetlerin askıya alınması gibi hukuki ve idari kararlar tüm yıl boyunca gündemdeydi. Daha da kötüsü, finansal sistemin bu parçası bir süredir ciddi bir şeffaflık ve güven krizinin içine girmiş durumda; söylentiler ve spekülasyonlar hâlâ devam ediyor. Artık bir kırılma noktasına gelindiği açık. Bir tarafta genç nüfus, yüksek dijital adaptasyon, güçlü bankacılık altyapısı ve dev elektronik ticaret hacmiyle bölgesel bir “fintek merkezi” olabilecek kapasite var. Diğer tarafta ise giderek daha sık anılan suç ve bahis gelirleri, kara para, şüpheli transferler tartışmaları… Bugün fintek sektörü başarı hikâyeleriyle değil bu tür risk başlıklarıyla gündeme geliyorsa, bunun sebebi sadece “birkaç kötü örnek” değil. Esas faktör daha derinde, yapısal ve sistemsel sorunlarda.
ASLINDA İYİ BAŞLAMIŞTI
Türkiye’nin fintek hikâyesi aslında iyi başlamıştı. 2013’te ilk kez tüm sistemi kapsayan bir yasa çıktı. 6493 sayılı Kanun, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşlarının hukuki zeminini kurdu, piyasayı tanımladı, lisanslı oyuncuların doğmasını sağladı ve gri alanı daralttı. O günlerde elektronik para, dijital cüzdan, ödeme geçidi gibi kavramlar toplumun gündeminde yokken bu alanın kanunla tarif edilmesi önemliydi.
Yasanın mimarisinde temel unsurlardan biri, görev ayrımıydı. Ödeme sistemleri doğal olarak Merkez Bankası’nın lisanslama, düzenleme ve denetimine bırakılmıştı. Elektronik para ve ödeme kuruluşları ise BDDK yetkisindeydi. Çünkü BDDK bankacılık sisteminde yıllar içinde uluslararası düzeyde standardize olmuş müşteri edinimi, işlem izleme, şüpheli işlem tespiti gibi alanlarda güçlü bir uzmanlığa ve kadroya sahipti. İşte bu ayrımla yola çıkıldı ve uzun bir süre sorunsuz devam edildi. İşler ne zaman raydan çıktı? 2019 Kasım ayı ve 2020 yılında. Yasada çok temel bir değişiklik yapıldı: Elektronik para ve ödeme kuruluşlarının tüm sorumluluğu yasa değiştirilerek Merkez Bankası’na verildi. Lisanslama dahil tüm yetkiler BDDK’dan Merkez Bankası’na devredildi. Teoride “Ödeme sistemleri tek çatı altında konsolide ediliyor” argümanı öne sürüldü. Uygulamada ise geçişin tasarımı, rol ayrımı ve denetim kapasitesi açısından ciddi sorunlar bu değişiklikle birlikte görünür hale geldi.
MERKEZ BANKASI HAZIR DEĞİLDİ
Ödeme altyapısı gözetimi ile fintek operasyon denetimi birbirine karıştı. BDDK bankacılık denetiminden kaynaklı bir tecrübeye sahipti. TCMB’nin temel odağı ise para politikası, makro-finansal istikrar, ödeme altyapısı ve sistem gözetimi. Bu iki yaklaşımın farklılığı, özellikle ödeme/elektronik para gibi hızlı büyüyen ve kötüye kullanım riski yüksek alanlarda maliyetli sonuçlar üretebilirdi, nitekim üretti. Merkez Bankası’nın denetim kadroları ve yetkinlikleri bu değişime hazır edilmeden hızla karar alındı ve fiiliyatta bir boşluk doğdu.
Kritik nokta şuydu: Ödeme ve elektronik para şirketleri finansal sistemin kenarında duran yapılar değil, giderek finansal sistemin merkezine oturmuş ve çabuk gelişen şirketler. Burada en ufak boşluk büyük risklerin kısa sürede birikmesine yol açar. Bu şirketler sadece teknoloji sunmaz, müşteri edinir, cüzdan açar, riskli işlem akışı yönetir, bayi ağı kurar, POS/acenta yapılarıyla çalışır ve müşteri fonu muhafaza eder. Dolayısıyla bu alanın, salt makro gözetimle değil, bankacılık disiplinine yakın bir operasyonel denetimle yönetilmesi gerekiyordu. Bugün adli dosyalarda ve idari yaptırımlarda öne çıkan riskler de zaten bu operasyonel alanda çıkıyor. Kimlik doğrulama zaafları, riskli müşteri portföyleri, üçüncü taraf kullanım modelleri, sahte ticaret zincirleri… BDDK on yıllardır aşina olduğu tüm bu alanlarda proaktif davranma yetkinliğine sahipken her şeyin Merkez Bankası’na devredilmesi mevcut tabloyu hızlandıran ve derinleştiren bir etki yaratmış görünüyor.
Bu sorunlu hamleye eşlik eden bir diğer kritik adım ise Bankalararası Kart Merkezi (BKM) konusuydu. Kasım 2019 düzenlemesiyle yapılan değişiklikle Merkez Bankası’nın BKM’nin hakim ortağı ve fiili yöneticisi olmasına imkan tanındı. Kamuoyuna “Stratejik altyapıyı güçlendirme” diye anlatılan bu yaklaşım, sahada ve sektörde farklı bir algı yarattı: Denetleyen kurum (Merkez Bankası), denetlenen altyapının (BKM) aynı zamanda ortağı ve yöneticisi oldu.
BKM İLE İLGİLİ İDDİALAR
Geçen yıl BKM ile ilgili ortalığa saçılan iddialar ve soruşturmalar da bu nedenle bütün ekosisteme yayılan bir güven aşınmasına dönüştü. Güven tamamen aşındığında sadece birkaç şirket değil, bütün ekosistem zarar görür. Geriye dönülüp bakıldığında BKM’nin Merkez Bankası’nın kontrolüne geçmesinin sektör algısı ve yönetişim açısından maliyetinin çok yüksek olduğu açık.
Bu yanlışların bedeli ne oldu? Ülkede finansal derinleşmeyi artıracak, belki de Türkiye’nin küresel piyasalarda rekabet gücünü ortaya koyacak fintek ekosistemi şaibeli ve riskli kategoriye düşürüldü.
Elbette ödeme/e-para ekosistemi, sahte ticaret, üçüncü taraf üzerinden para geçirme, kara para aklama düzenlemelerini bypass etme gibi yollarla suistimal edilebilir. Son dönemde kamuoyuna yansıyan dosyalar bu risklerin zaten gerçekleştiğini gösterdi. Benzer örnekler dünyada da epey var. Ama asıl tehlike tüm sistemin çöküşüne giden bir yolun açılıyor olması. Aniden gelen faaliyet kısıtları, ağır idari yaptırımlar, lisans askıları, bankaların fintekleri dışlaması ve tüm sektörün şüpheli tanımlanarak iş yapamaz hale getirilmesi… Tüm bunların sonunda fintek sektörü çöktükçe bundan sistem de finansal tüketici de darbe almaya başladı. Çünkü bu alan sadece “Birkaç uygulama” değil, ticaretin tahsilat damarlarından biri…
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey fintekleri cezalandırmak ve ortadan kaldırmak değil fintek ekosistemini yeniden dizayn etmek. Öncelikle hatalardan hızla dönülmesi şart. Elektronik para ve ödeme kuruluşları için lisanslama ve operasyonel denetim hattı yeniden BDDK disiplinine dönmeli. TCMB’nin rolü ise net biçimde ödeme sistemlerinin gözetimi ve altyapı tarafında konumlanmalı, yani sadece ödeme sistemleri altyapısı, takas-mutabakat ve sistemik gözetim… Böylece hem yetki karmaşası biter hem de denetim felsefesi doğru zemine oturur.
İkinci adım, uluslararası uygulamalar açısından da çok önemli olan kara para ile mücadele standartlarının hızla gözden geçirilmesi. Bankalardan geri kalmayan ve dünyadaki en iyi standartlara sahip fintekler oluşmalı ve bu alanda uyumsuzluklar en erken aşamada tespit edilip düzeltilebilmeli. Risk bazlı müşteri tanıma modelleri, anlık izleme ve davranışsal analitik ve sektörün konuştuğu diğer denetim yöntemleri artık tercih değil zorunluluk.
Otoritelerin şirketlere müdahale yöntemlerinin somut bir mevzuat çerçevesine bağlanması da önemli. Türkiye’de bu konuda ciddi eksiklikler olduğu için sistemde kargaşa yaşanıyor. Avrupa Merkez Bankası denetimlerde öncelikle düzeltici ve koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesini önemsiyor. Bu maalesef ülkemizde büyük bir eksiklik. Arada Avrupa’daki gibi müdahale kademeleri yok, doğrudan faaliyetleri geçici durdurma ve hatta lisans iptali aşamalarına hızla geçilebiliyor.
Bu kararlar gerekli olabilir ama bu kez “Lisans iptali aşamasına kadar sorunlar neden tespit edilemedi ve düzeltmeler yaptırılmadı?” sorusu cevapsız kalıyor. Bu çok büyük bir belirsizlik ve öngörülemezlik demek.
Dördüncü adım ise sektörün kendi içinde doğru ayrışması. Basit ödeme hizmeti sunan yapılarla, cüzdan/e-para ihraç edenler ve geniş ölçekli ticari ilişki yöneten yapılar aynı kefeye konmamalı. Her bir kategori için ayrı çerçeveler oluşturulması gereği sektör yetkilileri tarafından sıklıkla dile getiriliyor.
Beşinci ve belki de en kritik adım sistemin şeffaf hale getirilmesi. Sektör temsilcileri herkese açık “Fintek Güven Endeksi” gibi uygulamaların hayata geçirilebileceğini ve fintek şirketlerinin temel tüm parametrelerde notlanabileceğini belirtiyor. Böylece çürük elmalar daha erken aşamada piyasa sopasıyla sistemden ayıklanır.
ACİL MÜDAHALE GEREKLİ
Fintek sektörüne acil müdahale gerekiyor. İşlerin kendi haline bırakılması, bir sabah aniden lisans riski doğar mı, regülasyon öngörülebilir mi sorularının giderek artan biçimde sorulmasına neden olacak. Bu da bu gidişle sektörü bitirecek.
Özetle bugün ödeme sistemleri alanında gördüğümüz kriz bir teknoloji krizi değil, yönetişim ve denetim krizi. Türkiye fintek hikâyesini yeniden yazmak istiyorsa lisanslama ve denetimi BDDK disiplinine oturtmalı, Merkez Bankası’nın rolünü sistem gözetimine çekmeli, altyapı tarafında çıkar çatışması algısını ortadan kaldırmalı ve işini düzgün yapan aktörleri koruyan dinamik bir regülasyon rejimi kurmalı.
Doğru hamleler yapılırsa fintek Türkiye’nin bölgesel gücünün ana kaldıraçlarından biri hâlâ olabilir.
