Sosyal Medya

Dünya Ekonomisi

Görünmez Silah İddiası: Gizemli Sağlık Vakaları Yeniden Gündemde

Son yıllarda bazı diplomatlar, istihbarat görevlileri ve yurtdışında çalışan kamu personelinin yaşadığı sıra dışı sağlık sorunları, yeniden dünya gündemine oturdu.…

Görünmez Silah İddiası: Gizemli Sağlık Vakaları Yeniden Gündemde

Son yıllarda bazı diplomatlar, istihbarat görevlileri ve yurtdışında çalışan kamu personelinin yaşadığı sıra dışı sağlık sorunları, yeniden dünya gündemine oturdu. Vakaların ortak noktası; aniden başlayan şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, denge kaybı ve bazı durumlarda kalıcı nörolojik etkiler gibi belirtiler. Bu olaylar uzun süre “Havana Sendromu” adıyla anıldı, fakat zamanla daha geniş bir çerçevede “açıklanamayan sağlık olayları” şeklinde tanımlanmaya başlandı.

Tartışmayı büyüten unsur ise iki yönlü: Bir yandan bu vakaların gerçekten “dışarıdan bir etkiyle” tetiklenmiş olabileceğini düşünenler var. Diğer yandan bunun stres, kaygı, çevresel faktörler ya da toplu psikolojik etkilerle açıklanabileceğini savunanlar bulunuyor. Ancak son dönemde ortaya çıkan yeni iddialar, “Bu işin içinde teknoloji olabilir mi?” sorusunu yeniden güçlendirdi.

Belirtiler Neden Bu Kadar Dikkat Çekiyor?

Bu tür vakalarda anlatılan tablo, sıradan bir baş ağrısından ya da geçici rahatsızlıktan farklı. Bazı kişiler, bulundukları yerde bir anda kafalarının tek tarafında yoğun bir basınç, uğultu ya da “kulak tırmalayan” bir his yaşadıklarını söylüyor. Bazıları bunu bir “darbe yemiş” gibi tarif ediyor. İddiaya göre en çarpıcı tarafı, belirtilerin bazen kişinin bulunduğu noktadan uzaklaşmasıyla hızla azalması veya kesilmesi.

Daha ağır örneklerde ise uzun süreli denge bozukluğu, görme sorunları ve günlük yaşamı zorlaştıran kronik etkilerden söz ediliyor. Bazı kişilerin işlerini bırakmak zorunda kaldığı, hatta sağlık gerekçesiyle erken emekliliğe ayrıldığı belirtiliyor. Bu nedenle konu, yalnızca “ilginç bir gizem” değil; doğrudan insan hayatını, güvenlik kurumlarının personel sağlığını ve devletlerin yurtdışı operasyonlarını ilgilendiren ciddi bir mesele haline geliyor.

“Silah mı, Hastalık mı?” Tartışması Nasıl Bu Noktaya Geldi?

Bu olayların teknolojiyle bağlantılı olabileceği iddiası yeni değil. Uzun zamandır “yönlendirilmiş enerji” türü cihazlar, radyo frekansı ya da akustik (ses) temelli sistemler gibi ihtimaller konuşuluyor. Buradaki temel soru şu: Böyle bir cihaz gerçekten mümkün mü? Ve mümkünse, bunu sahada gizlice kullanmak teknik olarak yapılabilir mi?

Şüphe duyanların en sık dile getirdiği argüman, böyle bir etkinin çok yüksek enerji gerektireceği ve dolayısıyla büyük, taşınması zor bir düzenek olmadan yapılamayacağıydı. Yani “kocaman bir güç kaynağı olmadan bu etki üretilemez” düşüncesi yaygındı.

Fakat teknolojinin genel gidişatı, bu itiraza karşı başka bir kapı açıyor. Geçmişte büyük hacim isteyen pek çok sistemin zamanla küçüldüğü biliniyor: bilgisayarlar, telefonlar, gelişmiş sensörler, hatta bazı askeri ekipmanlar… Dolayısıyla “miniaturizasyon” (küçülme) ihtimali, bu tartışmada kritik bir yere oturuyor.

Yeni İddia: Küçük ve Taşınabilir Bir Cihaz Satın Alındı mı?

Son günlerde konuşulan en çarpıcı iddia, küçük ve taşınabilir bir cihazın kamu kurumları tarafından temin edildiği yönünde. İddialara göre bu cihaz bir çantaya sığabilecek kadar küçük; yani bir kişinin yanında taşıyabileceği ölçekte. Bu ayrıntı, tartışmanın seyrini değiştiriyor. Çünkü eğer böyle bir cihaz gerçekten varsa, “Sahada gizli kullanım” senaryosu teorik olmaktan çıkıp pratik bir ihtimale dönüşebilir.

Cihazın parçalarının bir kısmının yabancı menşeli olduğu, hatta bazı bileşenlerin Rus yapımı olabileceği de öne sürülen detaylar arasında. Ancak bu, cihazın kesin olarak kim tarafından üretildiğini veya kimlerin kullandığını tek başına kanıtlamıyor. Yine de “bu teknoloji nereden geliyor?” sorusunu daha da büyütüyor.

Bu tür bir alım yapıldıysa bile, bunun anlamı otomatik olarak “olaylar kesin olarak bu cihazla oldu” demek değil. Devlet kurumları bazen yalnızca test etmek, savunma geliştirmek veya ihtimalleri elemek için de ekipman satın alabilir. Yani alımın varlığı, olayların sebebiyle ilgili kesin hüküm kurdurmaz; fakat şüpheleri diri tutar.

İz Sürülen Hat: Hedef Kim, Nereler Öne Çıkıyor?

Tartışmalarda dikkat çeken bir diğer nokta, vakaların “rastgele dağılmadığı” iddiası. Bazı anlatımlara göre şikâyet yaşayan kişilerin önemli bir kısmı, Rusya bağlantılı istihbarat faaliyetleriyle mücadele eden birimlerde görev yapmış isimler olabilir. Bu da “tesadüf mü, hedefli mi?” sorusunu doğuruyor.

Vakaların farklı ülkelerde görülmesi de tabloyu karmaşıklaştırıyor. Bir örnekte, yıllar önce Avrupa’daki bir diplomatik temsilcilikte benzer belirtiler bildirildiği iddiası, bu olayların yalnızca tek bir şehirle sınırlı olmadığını gösteriyor. Böyle bir yayılım varsa, ya benzer çevresel faktörler birçok yerde tekrar ediyor olmalı ya da “hareketli, taşınabilir” bir etki kaynağı ihtimali güçleniyor.

Öte yandan, bu vakaların hepsinin aynı sebepten kaynaklandığı da kesin değil. Bazı uzman görüşlerinde, “Bazı olaylar gerçek bir dış etki olabilir; bazıları ise tamamen farklı tıbbi nedenlerle ortaya çıkmış olabilir” yaklaşımı öne çıkıyor. Bu bakış açısı, hem mağdurların yaşadıklarını ciddiye almayı hem de her vakayı tek bir torbaya koymamayı öneriyor.

Devlet Kurumları Neden Net Konuşmuyor?

Konunun en hassas noktası burada başlıyor: Eğer ortada gerçekten bir “yönlendirilmiş enerji” saldırısı ihtimali varsa, neden resmi açıklamalar net değil? Bu soruya verilen yanıtlar da iddia düzeyinde ve birbirinden farklı.

Bir görüşe göre, “Bunu kabul etmek, yurtdışındaki personeli koruyamadık” anlamına gelebilir ve kurumların itibarını, personel moralini ve yeni personel bulma işini zorlaştırabilir. Başka bir görüşe göre, “Bir ülkeyi açıkça suçlamak, kriz ve misilleme riskini artırır.” Yani böyle bir durum, diplomatik açıdan çok tehlikeli bir eşiğe dönüşebilir.

Bir diğer ihtimal de şu: Böyle bir teknolojinin varlığını resmen kabul etmek, başkalarını da bu tür sistemlere yönlendirebilir. Yani “yayılma” riski. Bu nedenle, kurumların temkinli davrandığı ileri sürülüyor.

Ancak mağdurlar açısından bakıldığında, belirsizlik ayrı bir sorun yaratıyor: Kişiler hem sağlıklarıyla mücadele ediyor hem de yaşadıklarının ciddiye alınıp alınmadığı konusunda güvensizlik hissedebiliyor. Bu da konunun yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda insani bir boyutu olduğunu hatırlatıyor.

Sıradaki Adım Ne Olacak?

Önümüzdeki dönemde kritik olan, şeffaf ve bilimsel bir değerlendirme yapılabilmesi. Bu tür olaylarda iki şey aynı anda gerekli: Sağlık verilerinin titizlikle incelenmesi ve olası teknolojik senaryoların ciddiyetle test edilmesi. Ne “kesin saldırı var” demek kolay, ne de “hepsi hayal” diye geçiştirmek.

Eğer gerçekten taşınabilir bir cihaz ihtimali varsa, bu sadece geçmiş vakaları değil, gelecekteki güvenlik protokollerini de değiştirebilir. Büyükelçiliklerden konsolosluklara, saha ekiplerinden istihbarat personeline kadar uzanan geniş bir alanda “korunma” ve “tespit” yöntemleri yeniden ele alınabilir.

Şimdilik kesin olan tek şey var: Bu mesele, kapanmış bir dosya değil. Aksine, yeni iddialar ve yeni bulgularla birlikte daha da büyüyen bir tartışmanın içine girilmiş durumda.

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler