Sosyal Medya

Genel

Medeniyetler Bir Gecede Kurulmaz ve Bir Gecede de Yıkılmaz

Yıkılır Demek, Tarih Bilincinden Yoksun Olmak Demektir

Medeniyetler Bir Gecede Kurulmaz ve Bir Gecede de Yıkılmaz

 

İbrahim Ortaş,   [email protected]

 

Medeniyet Nedir?

ABD Başkanı Trump’ın “koca bir medeniyet bir gecede yok edilecek” ifadesiyle başlayan tartışma: medeniyetin bir gecede yok edilmesi mümkün mü? sorusunu sordurtuyor. Arapça olan medeniyet kelimesi, Medine’den, yani kentte oturanların yaşam biçimlerini ve düzeyini belirten bir sözcüktür. Medenileşmek, uygarlaşmak olarak da tanımlanır. Medeniyet ve/ya uygarlaşma nedir?

Server Tanilli, Uygarlık Tarihi adlı kitabında, uygarlık kavramının “gelişme yolunda hayli ilerlemiş, ideal ölçülere hayli yaklaşmış bir topluluk” olarak anlaşıldığını belirtiyor. Uygarlık aynı zamanda “kültür” kavramını da içerir. Amerikalı tarihçi Will Durant, “İnsanlığın Kültür Tarihi” başlıklı eserinde kültüryaratıcı eylemi elverişli kılan toplumsal düzendir” der.

Medeniyetler (uygarlık), ekonomik üretim biçimleri (altyapı), hukuki ve siyasal kurumlar (üstyapı), kültürel değerler ve bilimsel gelişmelerin uzun bir zaman dilimi içerisinde etkileşimli olarak gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Medeniyetler/uygarlıklar, yalnızca maddi unsurlardan değil, aynı zamanda kolektif hafıza, birikimli kültürel zenginlikler ve ürettikleri yanında toplumsal iradelerden de beslenmektedir. Medeniyetlerin devamlılığını belirleyen temel unsur, toplumun zaman içinde kendi yapısından yaratığı altyapısının ve üstyapısının benimseme ve yeniden üretme kapasitesine sahip olması olarak da anlamlanır. Onun için herhangi bir toplumun kültürel, sosyal, ekonomik, hukuki ve bilimsel birikimi koruyorsa, fiziksel altyapının tahrip edilmesi durumunda dahi yeniden inşa edilebilir. Buna örnek olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın kısa sürede sahip olduğu bilimsel bilgi sayesinde kısa sürede toparlanması gösterilebilir. Bu nedenle, askeri müdahaleler medeniyetlerin sürekliliğini zayıflatabilir; ancak tek başına ortadan kaldırmaları mümkün değildir. En azından tarihsel gerçeklikle uyuşmamaktadır.

Medeniyet kavramının doğuşu ve batışı aynı zamanda konu bir medeniyet/uygarlık tarihidir. Ancak birkaç bin yıllık insanlığın kısa tarihinde birçok toplum dünyanın değişik bölgelerinde kendi ürettikleri değerlerle yaşamlarını sürdürmüşler ve günümüz kadar geldiler. Son birkaç bin yılık içinde beli başlı uygarlaşma aşamaları yaşandı;

Avcılık toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçiş uygarlığı. Tarım yaparak doğal yaşamdan kültürel yaşama geçen uygarlık. İnsanlığın yazı ve bilgi toplama aşamasının yaşandığı Mısır ve Mezopotamya’daki uygarlıklar. Milattan önce evreni sorgulayarak açıklamaya çalışan akılcı sistemler dönem olarak tanımlanan  felsefenin yapıldığı Yunan uygarlığı en eski medeniyetler arasında akla gelmektedir.

Mezopotamya’da feodalitenin etkisi altında gelişen İslam uygarlığı, Orta Çağ’ın durağan sürecinin ardından Rönesans ile başlayan modern çağın yaratığı uygarlık. İnsanlığın birikimli geçmişi içinde uygarlığın temel taşları olarak yapılan buluşlardan: ateş, yazı, takvim, tekerlek, barut, matbaa, Sanayi Devrimi ile başlayan buharlı gemi ile yeni dönüşüm. pusula, elektrik, radyo, telefon, TV, bilgisayar, uzay teknolojileri, biyoteknoloji, nanoteknoloji, WEB, e-posta, akıllı arayüzlü telefonlar ve yapay zekâ.

Tarihsel Örnekler Üzerinden Değerlendirme

Tarihsel süreç incelendiğinde, büyük medeniyetler bir anda tekil olaylarla kısa sürede ortaya çıkmamış. Medeniyetlerin çözülmesi de tarihsel süreklilik içerisinde kısa sürede bir gecede gerçekleşmektedir. Medeniyetlerin kısa vadeli askeri müdahalelerle bir anda ortadan kaldırılabileceği de hiç mümkün değildir.

Medeniyet ve uygarlıkların değişimi dünyada büyük dönüşümlerin yaşandığı zamanlar denk gelirse, değişim kolaylaşabilir. Örneğin, Roma İmparatorluğu’nun çöküşü, yüzyıllar süren ekonomik zayıflama, iç siyasi istikrarsızlık ve dış baskıların birleşimi sonucunda yıkılmıştır. Benzer şekilde, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü de uzun vadeli yapısal sorunların, küresel güç dengelerindeki değişimlerin ve I. Dünya Savaşı gibi büyük tarihsel kırılmaların etkisiyle ortaya çıkmıştır.

 

 

Medeniyetlerin Sürekliliği ve Savaş Retoriği Jeopolitik Söylemlerin Sınırları

ABD başkanı Donald Trump tarafından dile getirilen İran için “bir medeniyet yok olacak” yönünde ifade edilen açıklamanın yalnızca güncel jeopolitik gerilimlerin bir yansıması olarak değil, aynı zamanda siyasal retoriğin tarihsel ve sosyolojik gerçeklikle olan uyumsuzluğu olarak da görülüyor. Bu tür ifadeler, süper güç ABD’nin sahip olduğu askeri kapasitenin mutlak belirleyiciliği varsayımına dayanmaktadır. Ancak medeniyet olgusunun doğası gereği çok katmanlı ve uzun erimli yapısını göz ardı etmektedir. Sanırım önce medeniyetler nedir, nasıl olur, gelişir ve yıkılır bakmak gerekir.

 

Birçok savaşta üstten bakan güç sahipleri başta ABD başkanının kullandığı sert söylemler, çoğu zaman doğrudan askeri eylemden ziyade psikolojik baskı ve caydırıcılık stratejilerinin bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu açıklamaların karşı tarafın iradesini zayıflatmaya yönelik bir stratejik iletişim aracı olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu tür söylemlerin, özellikle nükleer silah kullanımı gibi insan aklının kabul edemeyeceği senaryoları çağrıştırması, küresel ölçekte tedirginlik yarattı ve uluslararası güvenlik algısını da zedelemekte olduğu vurgulandı. İşin içinde İsrail’in de İran’da ders verilmesi ve nükleer kapasitesinin yok edilmesi talepleri de dikkate alındığında, kaygıları iyice artırmaktadır.

 

Kültürel Yetersizlik Medeniyetlerin Tanınmasını Sınırlıyor.

ABD ve İsrail’in İran’ın sivil altyapısının hedef alınması, uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde ciddi tartışmalara konu olmaktadır. Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kuruluşlar savaşın hukuk normlarını ve sivillerin ve sivil altyapının korunmasını temel ilke olarak benimsemektedir. Bu nedenle, savaş sırasında toplumun temel ihtiyacı olan köprü, demiryolları, su kaynakları gibi altyapıya yönelik saldırıların hukuki meşruiyeti yoktur. Her somut olay özelinde ayrıca BM ve diğer insan hakları savunucuları tarafından değerlendirilmesi gereken durumlar vardır. Bu durum, savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda hukuki, ahlaki ve etik boyutlarının da bulunduğunu açıkça göstermektedir. Ayrıca bölgeden gelen kültürel yapılara da zarar veriliyor olması hiç kabul edilemez.

 

Öyle görülüyor ki kendisinde olmayan birikimli kültürü bilmediği için Irak ve Afganistan savaşlarında görüldüğü gibi her şeyi yakıp yıkmayı zafer olarak algılıyor. Amerika’nın kısa tarihine bakıldığında, Batı’dan giden önemli bilim insanları dışında kendi içinde önemli filozof ve entelektüel insanlar çıkarmamıştır. Bu nedenledir ki bu tür savaşlar konusunda yeterince aydını entelektüeli olmadığı için o kesimlerin eleştirisine uğramamaktadır.

Bu örnekler, medeniyetlerin ortadan kalkmasının ani bir askeri ve güç uygulamasından ziyade, çok boyutlu ve uzun süreli dönüşümlerin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Çağın konjonktürü belirler. Bu anlamda ABD gibi, Amerika kıtasını 1500’lü yıllarda keşifler sonrasında elindeki “tüfek ve çelik ve mikrop” sayesinde zorla ele geçiren Avrupalıların kurdukları ülkenin yeni bir kültürel birikim çok da beklenemez. Sonra da diğer ülkelerden gelen göçmenlerin ve Afrikalıların oluşturduğu yeni bir kültürel birikim henüz yok sayılır.  Kısa sürede devşirme inşaların bir araya getirdiği devletlerin kadim medeniyetlerini anlaması da çok beklenmemeli (Ortaş, 2003, Irak’ın işgali sonrası Bağdat Müzesi’nin yağmalanması sonrası yazılan “kültürsüz kültürlülük” https://v3.arkitera.com/v1/haberler/2003/04/25/kultur.htm.). Sanırım ABD’nin başkanı tarafından kullanılan “medeniyetin bir gecede yok edilmesi” derinlemesine düşünülmemiş görülüyor. ABD asılında Vietnam, Afganistan ve İran’da toplumların geçmiş kültürel birikimlerini silahla çökertemediğini görüyor olması beklenirdi. Fakat fark edilmemiş gibi.

ABD’nin Savaş Teknolojisi ve Yıkım Kapasitesi Var, Ancak Nükleer Kullanabilir mi?

Trump’ın tehdidiyle ABD’nin nükleer bomba kullanılarak ciddi bir soykırım yaşatacağı sorusu kaygılandırdı. Nükleer kullanımı insanlık için değil, diğer canlılar için de bir felaket olur.  Günümüz teknolojik gelişmeleri, özellikle yüksek hassasiyetli silah sistemleri ve ileri düzey askeri kapasitesine sahip ABD ve İsrail, İran’ın belirli bölgelerdeki altyapısına ciddi fiziksel yıkımlar yaratma potansiyeline sahiptir. Diğer tarafta, bir tek İran değil, diğer bölge devletleri de bu saldırılardan etkilenecek. Nihayet, savaşın, dünyanın petrol akışının kesilmesiyle herkes zarar gördü. Bu kapsamda, İran’ın altyapısının ağır şekilde zarar görmesi mümkündür. Ancak fiziksel yıkım ile medeniyetin ortadan kalkması arasında doğrudan bir ilişki kurmak teorik ve pratik olarak mümkün olmadığı için yarın İran medeniyeti yıkılmayacaktır.

 

Sonuç olarak: ABD başkanının mevcut zorda kaldığı durumda belirttiği siyasal söylemlerinde yer alan “bir medeniyetin bir gecede yok edilebileceği” yönündeki ifadesi tarihsel ve sosyolojik gerçeklikle örtüşmemektedir. Medeniyetler, uzun vadeli ve çok katmanlı süreçlerin ürünü olup, yine benzer şekilde uzun süreli dönüşümler sonucunda zayıflamakta veya zamanla ortadan kalkmaktadırlar. Ancak birikimli kültüre sahip ve yaşayan uygarlıklar yeniden toparlanabilir. Bu bağlamda, güncel jeopolitik gelişmeler değerlendirilirken, askeri kapasitenin sınırları ile medeniyet olgusunun derinliği arasındaki fark göz önünde bulundurulması gerekir. İran gibi birkaç bin yıllık kültürel altyapısı ve medeniyetinin birikimli kültür, ABD’nin tek taraflı askeri teknolojik üstünlüğü ile verilecek fiziki zararla yıkılamaz. İnsan toplumunun iradesi ve duruşu, sanırım dünyanın diğer mazlumlarına örnek olacak bir medeniyet dersi olacaktır. Tarihi bilincinin önemi bir kez daha önem kazanmaktadır.

FÖŞ: Rahatsız Edici Bir Gerçek:  Ne Döviz Krizi Olacak Ne de Devalüasyon

 

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler