Genel
Hakan Fidan’ın nükleer silah yarışı ifadeleri fırtına yaratıyor
Türkiye nükleer silah edinme peşinde mi?
Türkiye nükleer yarışa sürüklenir mi?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, İran’ın nükleer silah geliştirmesi halinde Türkiye’nin de “kaçınılmaz olarak aynı yarışın içine çekilebileceği” yönündeki açıklamaları, hem bölgesel hem küresel düzeyde yankı uyandırdı. Açıklama, Ankara’nın nükleer silah arayışında olduğuna dair bir politika değişikliğinden ziyade, artan jeopolitik belirsizliklere dikkat çeken stratejik bir uyarı olarak yorumlanıyor. Ancak Moskova’dan gelen ilk tepkiler, nükleer silahsızlanma rejiminin kırılganlığına işaret ediyor.
Fidan: “Bölgede nükleer yarış istemiyoruz ama…”
Hakan Fidan, CNN Türk’te katıldığı programda, İran’ın nükleer silah geliştirmesinin Türkiye açısından ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturabileceğini söyledi. Türkiye’nin bölgede nükleer bir silahlanma yarışını arzulamadığını vurgulayan Fidan, buna rağmen “aynı yarışın içine çekilme ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini” ifade etti.
Fidan, nükleer silahlanmanın tek başına ele alınamayacağını, bunun yüksek düzeyli ve uzun vadeli bir stratejik mesele olduğunu belirtti. Türkiye’nin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf olduğunu hatırlatan Bakan, Ankara’nın şu anda bir nükleer silah programının bulunmadığını da özellikle vurguladı.
İran, İsrail ve bölgesel denge vurgusu
Fidan’ın açıklamaları, ABD öncülüğünde İran’ın nükleer kapasitesini sınırlamaya yönelik diplomatik çabaların yeniden hız kazandığı bir döneme denk geldi. Türkiye, İsrail’in nükleer silah kapasitesine sahip olduğunu uzun süredir dile getirirken, bu durumun bölgesel istikrarı zedelediğini savunuyor. İsrail ise bu iddiaları ne doğruluyor ne de yalanlıyor.
Fidan, İran’a yönelik olası hava saldırılarının rejim değişikliği getirmeyeceğini belirterek, Orta Doğu’nun yeni bir savaşı kaldıracak durumda olmadığını söyledi. İran’ın şu aşamada nükleer bomba üretmediğini düşündüğünü ifade eden Fidan, buna rağmen ABD’nin müttefiklerine yönelik güvenlik taahhütlerine dair artan şüphelerin, Asya ve Avrupa’da yeni bir nükleer silahlanma dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulundu.
Moskova’dan ilk tepki: Nükleer silahsızlanma rejimi hatırlatması
Fidan’ın sözleri uluslararası alanda da yakından izlendi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Moskova’da yaptığı açıklamada, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ifadelerinin not edildiğini belirtti ve küresel güvenliğin temelinin nükleer silahsızlanma anlaşmalarına sıkı bağlılıktan geçtiğini vurguladı. Bu mesaj, dolaylı biçimde NPT rejiminin korunmasının önemine işaret etti.
Türkiye’nin nükleer kapasitesi: Silah değil, teknoloji ve enerji odağı
Fidan’ın açıklamaları nükleer silah tartışmasını yeniden gündeme taşısa da, Türkiye’nin fiili durumu daha çok sivil nükleer teknoloji ve enerji güvenliği ekseninde şekilleniyor.
Türkiye’nin nükleer altyapısı yeni değil. 1956’da Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasıyla başlayan süreç, Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, Sarayköy ve ANAEM gibi araştırma merkezleriyle kurumsallaştı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde hâlen bir araştırma reaktörü faaliyet gösteriyor. Özel sektörde ise özellikle tıbbi amaçlı nükleer teknolojilerde kullanılan hızlandırıcılar mevcut.
Bu altyapı, Türkiye’yi Orta Doğu’da nükleer bilim ve teknoloji alanında öne çıkan ülkelerden biri yapıyor. Ancak uzmanlara göre, bu kapasitenin nükleer silaha dönüştürülmesi teknik, hukuki ve siyasi açıdan kısa ve orta vadede gerçekçi değil.
Yakıt bağımsızlığı ve stratejik rezervler
Türkiye’nin nükleer alandaki en önemli avantajlarından biri, yerli yakıt potansiyeli. Ülkede en az 9 bin tonluk doğrulanmış uranyum rezervi bulunuyor. Daha da dikkat çekici olan ise yaklaşık 380 bin ton olarak tahmin edilen toryum rezervleri. Toryum, uzun vadede hem enerji üretimi hem de stratejik teknoloji açısından kritik bir kaynak olarak görülüyor.
2018 yılında yabancı şirketlerin toryum ve uranyum sahalarına ilişkin lisanslarının iptal edilmesi, Ankara’nın nükleer alanda “kontrolün tamamen kendisinde olacağı” bir çerçeveye yöneldiğinin sembolik bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Silahlanma sinyali mi, stratejik uyarı mı?
Özetle, Fidan’ın açıklamaları Türkiye’nin nükleer silah geliştirmeye karar verdiği anlamına gelmiyor. Daha çok, İran dosyası, İsrail’in belirsiz nükleer kapasitesi ve ABD’nin küresel güvenlik rolündeki değişimlerin, orta vadede bölgesel dengeleri nasıl zorlayabileceğine dair bir stratejik uyarı niteliği taşıyor.
Ankara’nın mevcut çizgisi; nükleer teknolojide yerli kapasiteyi artırmak, enerji güvenliğini sağlamak ve bölgesel istikrarsızlığın Türkiye’yi istemediği bir silahlanma yarışına sürüklemesini önlemek üzerine kurulu görünüyor. Ancak Fidan’ın sözleri, Orta Doğu’da nükleer dosyanın önümüzdeki yıllarda çok daha sert tartışmalara sahne olabileceğinin de işareti olarak okunuyor.
