Sosyal Medya

Ekonomi

Güldem Atabay: İran Savaşı Türkiye için ne anlama geliyor?

İran savaşı uzun sürerse Türkiye ekonomisinde enflasyon, cari açık ve büyüme kanalı üzerinden yeni bir baskı oluşacak, ABD'yle ilişkiler bozulabilir  

Güldem Atabay: İran Savaşı Türkiye için ne anlama geliyor?

İran’da savaşla bağlantılı gelişmeler dünya ekonomisi kadar Türkiye ekonomisi açısından da önemli sonuçlar doğuracak. İran savaşı uzun sürerse Türkiye ekonomisinde enflasyon, cari açık ve büyüme kanalı üzerinden yeni bir baskı oluşacak:

  1. Enflasyon, cari açık büyüme: Boğazdaki tanker trafiğinin aksaması halinde petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasıyla oluşacak enerji şoku Türkiye’nin enerji ithalat faturasında kritik bir sıçrama yaratacak. Hakan Kara’ya göre diğer enerji fiyatları ve petrolle ilişkili kalemleri dikkate alırsak 10 dolar artışın cari açık etkisi 7 milyar dolara ulaşıyor. Bu durumun üç temel sonucu var:
  • Cari açık büyüyecek: Enerji ithalatı Türkiye’nin dış dengesinin en kırılgan kalemi. Bu sene sonunda 35 milyar dolar civarında beklenen cari açık, bu haftadan itibaren enerji fiyatının 83 dolarda kalması halinde cari açığı 42 milyar dolara taşıyacak. 100 doların üzerine çıkması ise cari açığın kritik seviyeyi geçerek 55-60 milyar dolara yönlendirecek.

Bu da cari açık GSMH oranının 2025 sonundaki %1,5 seviyesinden 2026 sonunda beklenen%2,3 yerine %4,0 civarında olmasıyla sonuçlanabilir. OVP’de beklentinin %1,3 olduğunu hatırlatalım. Geçen sene kaydedilen 25,2 milyar dolarlık cari açık için finansman tarafında 22 milyar dolarlık TCMB rezervi kullanılması, Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olan finansman tarafından İran savaşı ile bir kez daha vurulacağını gösteriyor.

  • Enflasyon baskısı ve faizler artacak: Enerji fiyatları ulaştırma ve üretim maliyetleri üzerinden tüm fiyatlara yansır. Gıda fiyatlarını ve sanayi üretim maliyetlerini de etkiler. Zaten yüksek seyreden enflasyon ortamında enerji fiyatlarında yeni bir sıçrama olması, dezenflasyon sürecini terse çevirecektir. Özellikle ulaştırma ve gıda fiyatları üzerinden geniş tabanlı fiyat artışları görülebilir.

Sene sonu için %16 nokta hedef, (%19-21 bant) yerine %30 ve üzeri enflasyon daha gerçekçi olur. 80-85 dolar arasında kalacak petrol fiyatları %33-35 arası bir 2026 sonu TÜFE enflasyonu, 100 dolar ve üzerine çıkacak petrol fiyatları ise %40’a yönelen bir TÜFE enflasyonu ile sonuçlanabilecek.

Bu durumda TCMB’nin mart ayından itibaren faiz indirmesi yeterli olmayacak ve TL’yi dizginlemek için sıcak paraya bağımlılık nedeniyle faiz artışı yapmak zorunda kalabilecek. Son bir haftada 2 yıllık tahvil faizinin 25 Şubat’taki %36,2 seviyesinden 4 Mart itibarıyla %37,6’ya çıktığını hatırlatalım.

  • Kur baskısı oluşabilir. Artan enerji faturası döviz talebini yükseltir. Artan enflasyon kurdaki kontrollü değer kaybının hızlanmasını gerektirir. Fed’in faiz indirimlerinin gecikmesi ve risk algısı dolar endeksini de güçlendirecektir. Tüm bunlar ışığında 2026 sonu TL/doların 55-60 aralığına yönelmesi kaçınılmaz görünür.
  • Büyüme zayıflar: Turizm sektörü İran savaşından doğrudan etkilenecek sektörlerin başında.  Bozulan beklentiler, artan enflasyon, artan faizler, iç talep şoku, ihracatta gerileme ve üretimde gerileme ile OVP’de %3,8, piyasada %4,0-4,1 civarında olan GSMH artışı zayıflayacaktır. %1-2,5 arası büyüme değişik senaryolara göre daha gerçekçi olur.

İran hattı riski

Türkiye açısından ikinci önemli risk doğalgaz arzı. Türkiye İran’dan boru hattı üzerinden doğalgaz ithal eden ülkelerden biri. Çatışmanın genişlemesi veya İran’daki enerji altyapısının zarar görmesi halinde bu hattaki akış kesintiye uğrayabilir.

Böyle bir durumda Türkiye’nin LNG ithalatına daha fazla yönelmesi gerekir. Ancak küresel LNG piyasasında Katar’daki üretim kesintisi ve Asya’nın artan talebi nedeniyle fiyatlar yükseliyor. Bu da Türkiye’nin doğalgaz maliyetini artıracak. Doğalgaz eksikliğine bağlı üretim kesintilerine varması ise beklenmiyor.

Türkiye İran’ın hedefi mi oldu; NATO devreye girer mi?

Hatay’ın Dörtyol ilçesi yakınlarına düşen füze parçası, İran-ABD-İsrail savaşı bağlamında bölgesel gerilimin Türkiye sınırlarına kadar ulaştığını gösteren önemli bir gelişme. Ancak mevcut bilgiler, olayın Türkiye’ye yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu göstermiyor. WSJ kaynaklarına göre ise hedef İncirlik Üssü’ydü.

İran son günlerde İsrail’i ve bölgede bulunan ABD ile İngiliz askeri üslerini hedef alıyor. Bu nedenle söz konusu balistik füzenin İsrail’e ya da Doğu Akdeniz’deki bir Batı üssüne yönelmiş olması daha olası. Füze Doğu Akdeniz’de NATO’ya ait füze savunma sistemleri tarafından atmosferde imha edildi. Hatay’a düşen parçanın ise büyük ihtimalle bu önleme sürecine ait bir parça olduğu askeri kanatta yapılan yorum.

Bu nedenle olayın NATO’nun 5. maddesi kapsamına girmemesi şaşırtıcı değil. Çünkü 5. madde ancak bir müttefike yönelik açık ve doğrulanmış bir saldırı durumunda devreye giriyor. Burada ise füzenin hedefinin Türkiye olduğu kesin değil ve mühimmat Türkiye’de bir hedefi vurmuş değil.

Ankara’nın da konuyu NATO’ya taşıması beklenmemeli. Dış İşleri’nin İran büyükelçisine yaptığı uyarı şimdilik olayı kapandığı seviye olacaktır. Türkiye zaten son günlerde İran-ABD-İsrail savaşında arabuluculuk rolü üstlenmek istediğini açıklamıştı. Bu nedenle iktidarın, Türkiye’yi doğrudan hedef aldığı netleşmeyen bir olay üzerinden gerilimi tırmandırması beklenmemeli

Yine de düşen füze parçaları bölgedeki savaşın risklerinin Türkiye’ye kadar ulaşabildiğini gösteren bir gelişme olması nedeniyle önemli bir not.

CAATSA’da ilerleme adımı İsrail’e takılıyor

Hakan Fidan’ın medya mensuplarına verdiği iftar yemeğinde yaptığı açıklamalar, Türkiye-ABD ilişkilerinde uzun süredir kilitlenen CAATSA yaptırımları ve F-35 meselesinin yeniden siyasi pazarlık konusu haline geldiğini gösteriyor. Ancak Fidan’ın özellikle İsrail’i işaret etmesi, meselenin artık yalnızca Türkiye-ABD ikili ilişkileriyle sınırlı olmaması ve bölgesel güç dengeleri ve İran savaşı bağlamında ele alınması demek.

Trump ilk dönemi sonunda giderayak uyguladığı CAATSA yaptırımı sonucunda Türkiye elindeki S-400’leri kullanamazken F-35 programından da atılması ardından iki NATO müttefiki arasındaki askeri işbirliği Trump’ın ikinci dönemindeki sıcak Trump-Erdoğan ilişkilerine rağmen halen hasarlı. Ankara yaptırımların kaldırılması ve F-35 programına dönüş için aradığı diplomatik zemini bir türlü yakalayamadı. Fidan’ın “ara seçimlerden önce sonuç alınabilir” sözleri Washington’da siyasi takviminin şimdi Türkiye tarafından bu sürecin bir parçası yapılmak istendiğini gösteriyor. Halkbank davasının yeniden ertelenmesi ve ötelenmesi de bu pazarlığa zaman kazandırma gayreti olabilir.

ABD’de ara seçimler yaklaşırken dış politika dosyalarında bazı uzlaşmaların gündeme gelmesi sık rastlanan bir durum. Ancak bu yıla özel gelişmeler tam da İran’a yaptığı saldırı ile şekillenecek. Suriye nispeten dingin. Fakat giderek bir krize doğru evrildiğini izlediğimiz İran kaynaklı gelişmelerin Trump’ın seçim başarısını gölgeleyecek olması, Türkiye’nin askeri gücüne ihtiyaç duyabileceğini düşündürüyor. Bu da tabi CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için önemli bir motivasyon. Benzer bir talep Ukrayna’da bir barı sağlanması halinde de gündeme gelebilir. Tüm bunlarla bağlantılı olarak Türk firmaların Ukrayna, Suriye ve Gazze’de yeniden inşa süreçlerinde rol alabilmeleri için de CAATSA yaptırımlarının kalması pratikte gerekli.

Ancak Fidan’ın açıklamasında dikkat çeken unsur İsrail faktörü. İsrail’in bu sürece karşı çıkmasının temel nedeni, bölgesel askeri üstünlüğünü koruma stratejisi. ABD yasalarında da yer alan “Qualitative Military Edge” (niteliksel askeri üstünlük) ilkesi, İsrail’in Orta Doğu’daki diğer ülkeler karşısında teknolojik ve askeri açıdan belirgin bir üstünlüğe sahip olmasını öngörüyor. Bu nedenle İsrail, bölgedeki ülkelerin özellikle ileri savaş uçağı, uzun menzilli füze savunma sistemleri ve gelişmiş hava gücü gibi kapasitelere erişmesine çoğu zaman mesafeli yaklaşıyor.

Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesi ya da benzer kapasitelere sahip olması İsrail açısından iki nedenle hassas. Birincisi, Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ilişkiler son yıllarda oldukça dalgalı. Arka planda ticaret tüm hızlıyla devam ediyor olsa da, Gazze savaşı sonrası Ankara’nın Tel Aviv’e yönelik sert eleştirileri, güven eksikliğini daha da artırdı. İkincisi ise Türkiye’nin bölgesel askeri kapasitesinin artmasının Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebileceği yönündeki kaygılar.

Dolayısıyla İsrail’in CAATSA’nın kaldırılmasına itirazı ile doğan tartışmanın zamanlaması da tesadüf değil. Fidan’ın sözleri, ABD ve İsrail’in İran’la doğrudan çatışma içinde olduğu bir döneme denk geliyor. İran’la savaş ihtimali, bölgedeki askeri denklemi yeniden şekillendirirken Washington’un müttefikleriyle ilişkilerini de karmaşık hale getiriyor. Türkiye, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarını düşük tonla da olsa eleştirdi ve bu açıdan az sayıdaki NATO ülkelerinden biri. Bu durum Ankara’nın Batı ittifakı içindeki konumunu daha hassas hale getirirken, İsrail’in Türkiye’nin askeri kapasitesinin güçlenmesine karşı çıkmasını da kolaylaştırıyor.

ABD içinse İran savaşı bağlamında Türkiye’nin jeostratejik önemi de artıyor. Türkiye hem NATO üyesi hem de İran’a komşu bir ülke. Enerji yolları, lojistik hatlar ve Karadeniz-Orta Doğu hattındaki konumu nedeniyle Ankara’nın bölgesel güvenlik denkleminde kritik bir rolü var. Bu nedenle Washington açısından Türkiye ile ilişkilerin tamamen kilitlenmesi de istenmeyen bir senaryo.

Türkiye-ABD savunma ilişkileri, İsrail’in bölgesel askeri üstünlük politikası ve İran savaşıyla şekillenen yeni Orta Doğu dengesi yeni denemin ana gerilim hatları. Ankara’nın CAATSA yaptırımlarını kaldırma çabası bu üç güç hattı arasında yürütülen karmaşık bir diplomatik pazarlığın parçası. Kasım ayındaki ABD ara seçimlerine kadar bu dosyada bir ilerleme sağlanıp sağlanmayacağı ise hem Washington’daki siyasi atmosfere hem de bölgedeki güvenlik gelişmelerine bağlı olacak gibi görünüyor.

 

Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler