Dünya Ekonomisi
Küreselleşmeden Kopuş, Küresel Büyümenin Mantığını Yeniden Yazıyor
Dünya her koyun kendi bacağından asılır büyüme modeline döndü, bedelini hangi ülkeler ödeyecek?
Küresel ekonomi, ABD’den Avrupa’ya ve Çin’e uzanan geniş bir hatta yavaşlama sinyalleri veriyor. Yüksek işsizlik, yapısal enflasyon, zayıflayan sanayi ve artan deflasyon riskleri, yüzeyde farklı nedenlere bağlansa da, uzmanlara göre ortak bir kök nedene işaret ediyor: küreselleşmenin geri çekilmesi. “De-globalizasyon” olarak tanımlanan bu süreç, yalnızca ticaret politikalarını değil, küresel büyümenin temel mantığını da kökten değiştiriyor.
Küresel büyüme neden tıkanıyor?
ABD ekonomisi 2025’in üçüncü çeyreğinde beklentilerin üzerinde büyüse de, kalıcı işsizlik sorunları ve yapısal enflasyon baskıları sürüyor. Gelir ve tüketimdeki K-şekilli ayrışma daha da belirginleşmiş durumda. Avrupa ise Fransa ve Almanya başta olmak üzere zayıflayan sanayi, düşük yenilik kapasitesi ve uzun süredir devam eden durgunlukla boğuşuyor. Çin cephesinde ise büyüme ivmesi yavaşlıyor; sanayi dönüşümü baskıları ve artan deflasyon riski öne çıkıyor.
Bu tablo çoğu zaman konjonktürel dalgalanmalara ya da ABD’nin gümrük tarifelerine bağlanıyor. Ancak ANBOUND’un kurucusu Kung Chan, küresel yavaşlamanın esas nedeninin son yıllarda hızlanan de-globalizasyon süreci olduğunu vurguluyor.
De-globalizasyon: neden değil, sonuç
ABD’nin tarifeleri, çip ihracatına getirilen kısıtlamalar, Avrupa Birliği’nin artan ticaret korumacılığı ve Meksika’nın vergi artışları, de-globalizasyonun nedenleri değil, somut sonuçları olarak görülüyor. Son birkaç on yılda oluşan, derin entegrasyona dayalı küresel ekonomik düzen hızla çözülüyor. Bu çözülme, küresel büyüme üzerinde kalıcı bir baskı yaratıyor.
Bir zamanlar dünya, verimli iş bölümü ve yoğun entegrasyonla çalışan tek bir dev pazar hâline gelmişti. ABD ve Avrupa; sermaye, teknoloji ve yönetim avantajlarıyla küresel ölçekte değer yaratırken, Çin, Güneydoğu Asya ve Latin Amerika gibi gelişmekte olan ekonomiler düşük maliyet avantajlarıyla küresel değer zincirlerine entegre oldu. Sonuçta ekonomik “pasta” büyüdü, sürdürülebilir büyüme koşulları oluştu.
Küresel PMI: Ocak’ta finansal hizmetlerdeki yavaşlama küresel toparlanmayı sınırladı
Küresel mega-pazardan mini-pazarlara
De-globalizasyon bu yapının tersine işlemesini ifade ediyor. Uluslararası ticaret, yatırım, teknoloji akışı ve tedarik zincirleri parçalanıyor; ülkeler giderek korumacı ve bölgesel bir yapıya yöneliyor. Ticaret duvarları, tedarik zinciri yeniden yapılanmaları, teknolojik kuşatma ve jeopolitik müdahaleler bu sürecin başlıca göstergeleri.
2025’in ikinci yarısında yaşanan Nexperia yarı iletken krizi, Hollanda mahkemesinin şirket kontrolüne doğrudan müdahalesiyle bu eğilimin uç bir örneğini sundu. Devlet gücünün çok uluslu şirketlerin faaliyetlerine bu denli doğrudan müdahalesi, eski küreselleşme düzeninde neredeyse düşünülemezdi.
Kung Chan’a göre, küresel mega-pazar artık bölgesel, parçalı ve daha küçük pazarlara ayrılıyor. Bu durum, küresel piyasanın fiili büyüklüğünün küçülmesi anlamına geliyor. Verimlilik düşüyor, işlem maliyetleri artıyor, ölçek ekonomileri zayıflıyor ve sonuçta küresel refah geriliyor. Süreç, küresel üretim sisteminde adeta bir “bilanço daralması” yaratıyor.
Sermaye çekiliyor, zincirler kısalıyor
ANBOUND araştırmacılarına göre, de-globalizasyon derinleştikçe dış talep zayıflıyor; “friend-shoring” ve bölgesel kümelenme öne çıkıyor; üretim yerelleşiyor. Bu da yabancı sermaye çıkışlarına, çok uluslu şirketlerin üretimi dar coğrafyalara sıkıştırmasına ve çok taraflı finansman kaynaklarının küçülmesine yol açıyor.
Küresel ticaret sisteminin parçalanması, birçok ekonomiyi küresel değer zincirlerinin dışına itiyor. Ancak bu şokların her ülke için etkisi ve tepkisi farklı.
İklim şokları küresel ekonomiyi “çöküş” noktasına taşıyabilir — Türkiye’de fatura büyüyor
Çin: hacim var, kâr yok
Çin açısından tablo en doğrudan baskıyı içeriyor. Dış pazarların daralması, ihracata dayalı büyüme modelini zor durumda bırakıyor. Güçlü sanayi altyapısı sayesinde ihracat hacmi korunabiliyor; ancak artan rekabet ve korumacılık, firmaları düşük fiyat stratejilerine zorluyor. Sonuç: yüksek hacim, düşük getiri.
Bu nedenle Çin için iç tüketime dayalı büyümeyi güçlendirmek, değer zincirinde yukarı çıkmak ve kritik teknolojilerde atılım yapmak kaçınılmaz görülüyor. Buna karşın Çin’in avantajı, küreselleşmenin önceki dalgasından güçlü bir platform devralmış olması.
Avrupa: yapısal kırılganlık riski
Kung Chan’a göre de-globalizasyon Avrupa için sistemik bir şok anlamına geliyor. Avrupa’nın refahı tarihsel olarak ucuz enerji ve hammaddelere erişim ile yüksek katma değerli ürün ve hizmet ihracatına dayanıyordu. Küreselleşmenin geri çekilmesiyle bu model sarsılıyor.
Girdi maliyetleri yükselirken, Avrupa’nın sınırlı iç pazarı ve üye ülkeler arasındaki ekonomik ayrışma daha görünür hâle geliyor. Buna ek olarak, sosyal refah harcamaları ve savunma ihtiyaçları arasında denge kurmak giderek zorlaşıyor. Kamu harcamalarının toplam bütçedeki payı yüzde 40’ı aşarken, sağlık harcamaları bunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.
ANBOUND’a göre, yenilikçilikte ABD’nin gerisinde kalan Avrupa Birliği, de-globalizasyon derinleştikçe yeniden yapılanma, köklü reformlar hatta parçalanma gibi senaryolarla karşı karşıya kalabilir.
ABD: daha dayanıklı ama risksiz değil
ABD ise geniş iç pazarı, güçlü inovasyon kapasitesi ve Amerika kıtası üzerindeki ekonomik ağı sayesinde daha dayanıklı bir yapı sunuyor. Yenilik odaklı büyüme modeli, geleneksel küresel tedarik zincirlerine daha az bağımlı. Hatta kısa vadede teknoloji blokajları ve pazar parçalanmasından fayda bile sağlayabilir.
Buna karşın, ABD borsalarındaki yükselişin birkaç büyük teknoloji şirketine dayanması, büyümenin tabana yayılmadığına işaret ediyor. Washington, de-globalizasyon sürecinde odağını Amerika kıtasına kaydırarak bölgesel hâkimiyetini pekiştirmeyi hedefliyor.
Sonuç: Büyüme devam ediyor ama mantık değişti
Kung Chan’a göre küresel büyüme tamamen durmadı; ancak büyümeyi besleyen mantık kökten değişti. Eski sorunların altında artık yeni bir yapı yatıyor.
Nihai değerlendirme:
De-globalizasyon, geçici bir şok olmaktan çıkıp küresel büyümenin merkezini belirleyen kalıcı bir değişkene dönüştü. Pazarları parçalayan, maliyetleri artıran ve verimliliği düşüren bu süreç, dünya ekonomisi üzerinde kalıcı bir aşağı yönlü baskı yaratıyor. Büyük ekonomilerin geleceği, iç pazarlarının gücüne, inovasyon kapasitesine ve yapısal dayanıklılığına bağlı olarak hızla ayrışıyor. Çin için bu, iç talebi güçlendirmek ve teknolojik bağımsızlığı artırmak anlamına geliyor; küresel sistem ise artık eski kurallarla işlemiyor.
Kaynak: Eurasia Review
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]
