Dünya Ekonomisi
İran Fay Hattı: 2026’da Türkiye’yi Bekleyen Riskler ve Fırsatlar
2026 yılının başında İran, 1979 Devrimi’nden bu yana en derin iç krizlerinden birini yaşıyor. Tahran’da hayat pahalılığı ve döviz kriziyle başlayan gösteriler, bugün rejim karşıtı topyekûn bir halk hareketine dönüşmüş durumda. 534 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Türkiye için bu durum sadece komşuda çıkan bir yangın değil; göç, enerji ve jeopolitik dengeler açısından bir "sıçrama" (spillover) riskidir.
ANALİZ – 2026 yılının başında İran, 1979 Devrimi’nden bu yana en derin iç krizlerinden birini yaşıyor. Tahran’da hayat pahalılığı ve döviz kriziyle başlayan gösteriler, bugün rejim karşıtı topyekûn bir halk hareketine dönüşmüş durumda. 534 kilometrelik ortak sınıra sahip olan Türkiye için bu durum sadece komşuda çıkan bir yangın değil; göç, enerji ve jeopolitik dengeler açısından bir “sıçrama” (spillover) riskidir.
İran’daki istikrarsızlığın Türkiye üzerindeki olası etkilerini üç ana başlıkta inceleyebiliriz.
1. Göç Baskısı: “Su Mültecileri” Kapıda mı?
2026 protestolarını geçmişteki “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketinden ayıran en temel fark, krizin arkasındaki çevresel ve ekonomik çöküştür. İran, sadece siyasi baskıyla değil, aynı zamanda ciddi bir “su iflası” ile karşı karşıya. Barajların kuruduğu ve tarımın durma noktasına geldiği İran içlerinden Türkiye sınırına doğru yeni bir göç dalgası riski uzmanlar tarafından sıklıkla dile getiriliyor.
Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı ve Göç İdaresi, sınır hattında “7/24 ileri teknolojiyle” denetim yapıldığını ve şu an için olağandışı bir hareketlilik olmadığını vurgulasa da, analistler uzun vadeli bir istikrarsızlığın “çevresel mülteci” akınını tetikleyebileceği konusunda uyarıyor. Türkiye için bu durum, içerideki mülteci tartışmalarını alevlendirebilecek yeni bir sosyal güvenlik başlığıdır.
2. Enerjide Büyük Yol Ayrımı: Temmuz 2026
Türkiye ile İran arasındaki en somut ekonomik bağ olan 25 yıllık doğalgaz anlaşması Temmuz 2026’da sona eriyor. Yıllık 10 milyar metreküp gaz sağlayan bu hattın yenilenip yenilenmeyeceği, bölgedeki tansiyon nedeniyle belirsizliğini koruyor.
Ancak Türkiye, bu riske karşı hazırlıklı görünüyor:
-
LNG Dönüşümü: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, ABD’li ExxonMobil ve Shell gibi devlerle 2026’da devreye girecek devasa LNG anlaşmaları imzaladı.
-
Bağımsızlık Hamlesi: Azerbaycan ile yapılan yeni gaz anlaşmaları ve Karadeniz gazının sisteme dahil edilmesi, Türkiye’nin İran gazına olan bağımlılığını en düşük seviyeye çekmiş durumda. İran’daki kriz, Ankara’nın bu “stratejik kopuşu” hızlandırmasına ve enerji portföyünü tamamen Batı eksenli LNG’ye kaydırmasına neden olabilir.
3. “Trump Faktörü” ve Sanayi Riskleri
Donald Trump’ın “Maksimum Baskı” politikasına geri dönmesi ve Maduro operasyonu sonrası İran’a yönelik sert açıklamaları, Ankara’yı diplomatik bir mayın tarlasının ortasına bırakıyor. Ekonomist Atilla Yeşilada’ya göre, Türkiye’nin İran ile geçmişteki ticari ilişkileri (Halkbank davası gibi) yeni bir yaptırım riskini her zaman canlı tutuyor.
İran’daki kriz derinleşirse:
-
Tedarik Zincirleri: Türkiye’nin makine ve gıda ihracatı sekteye uğrayabilir.
-
Suriye Boşluğu: İran’ın Suriye’den çekilmek zorunda kalması, Türkiye için bir “güvenlik vakumu” yaratabilir. Ankara bu boşluğu doldurarak Suriye’nin yeniden imarında ana aktör olma fırsatı yakalasa da, askeri maliyetlerin artma riski bulunuyor.
Sonuç: Stratejik Sabır Yılı
Türkiye, 2026 yılına düşük kamu borcu (%25) ve iyileşen risk primi (CDS) ile girse de, komşusundaki bu depremin sarsıntılarını hissetmemesi imkansız. Ankara şu an için “bekle-gör” politikasıyla sınır güvenliğini ve enerji çeşitliliğini önceliyor. Ancak İran’daki yangın büyürse, Türkiye hem insani hem de ekonomik açıdan bölgenin “istikrar adası” rolünü korumak için daha proaktif adımlar atmak zorunda kalabilir.
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]
