Dünya Ekonomisi
İnternet Kesildi, Baskı Arttı, Uçak Gemisi Görev Grubu Yaklaşıyor: İran’da Protestolar Nereye Gidiyor?
İran’da Protestolar ve Sert Müdahale İddiaları İran’da günlerdir süren protestolarla ilgili gelen haberler, ülkede çok ağır bir güvenlik müdahalesi yaşandığı…
İran’da Protestolar ve Sert Müdahale İddiaları
İran’da günlerdir süren protestolarla ilgili gelen haberler, ülkede çok ağır bir güvenlik müdahalesi yaşandığı iddialarını güçlendirdi. Aktivistler ve bazı insan hakları çevreleri, ülke genelindeki gösterilerde ölü sayısının hızla arttığını, on binlerce kişinin gözaltına alındığını öne sürüyor. İran makamları ise birçok iddiayı reddediyor, özellikle de dışarıdan yapılan açıklamaların “asılsız” olduğunu savunuyor. Bu karşılıklı söylem savaşı, hem sahadan güvenilir bilgi almayı zorlaştırıyor hem de tansiyonu daha da yükseltiyor.
Gündemdeki en çarpıcı iddialardan biri, yüzlerce tutuklunun kısa süre içinde toplu şekilde idam edileceği ve bunun son anda durdurulduğu yönünde. Bu iddiaya karşı İran yargı çevrelerinden “böyle bir karar hiç alınmadı” şeklinde açıklamalar geldi.
Tartışma büyürken, bölgede askeri hareketlilik de dikkat çekiyor. ABD’nin bir uçak gemisi görev grubunu Orta Doğu’ya yaklaştırdığı, bunun “ihtiyati” bir adım olduğu belirtildi. Ancak aynı zamanda, İran yönetimine “şiddet devam ederse daha sert adımlar gelebilir” mesajı verildiği yönündeki açıklamalar, krizi sadece İran’ın iç meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası bir gerilime dönüştürüyor.
Ölü Sayısı ve Gözaltılar: Rakamlar Neden Bu Kadar Tartışmalı?
Protestolara yönelik müdahalenin bilançosu konusunda net bir tablo oluşmuş değil. Bazı kaynaklar 5 bini aşan ölü sayısından söz ederken, daha yüksek rakamların telaffuz edildiği iddialar da var. Bu kadar geniş aralıkların konuşulmasının en önemli nedeni, ülke içinden doğrulama yapmanın giderek zorlaşması. Özellikle internet erişimindeki kesintiler ve iletişimin kısıtlanması, sahadan görüntü ve bilgi akışını azaltıyor.
Buna rağmen, farklı şehirlerden gelen parçalı bilgiler birleştiğinde, müdahalenin sıradan bir polis operasyonu olmadığı, çok daha ağır bir güvenlik refleksi devreye girdiği izlenimi oluşuyor. İddialara göre, ölenlerin önemli bir kısmı protestocu ve çoğu genç. Binlerce kişinin gözaltına alındığı, cezaevleri ve gözaltı merkezlerinde yoğunluk yaşandığı da öne sürülüyor. Bu iddialar doğruysa, ülkenin yakın tarihinde görülmemiş bir baskı dönemine işaret edebilir.
İran yönetimi ise genellikle “dış propaganda” vurgusu yaparak rakamları ve anlatıyı tartışmalı hale getiriyor. Bu tarz krizlerde iki şey aynı anda yaşanabiliyor: Bir yanda devletin bilgi akışını sınırlaması, diğer yanda sosyal medyada doğrulanması güç sayıların hızla yayılması. Sonuçta toplumun büyük bölümü “gerçek rakamı” bilmeden, sadece ağır bir insani tabloyla karşı karşıya kaldığını hissediyor.
İdam İddiası: “Durdurdum” Mesajı mı, “Böyle Bir Şey Yok” Yanıtı mı?
Tartışmanın merkezindeki bir diğer başlık, “yüzlerce kişinin idam edileceği” iddiası. Bu iddiaya göre, belirli sayıda tutuklu için toplu infaz planı vardı ve bu plan son anda iptal edildi. İran makamları ise bu anlatıyı kesin bir dille reddediyor; böyle bir emir ya da karar bulunmadığını, anlatının “tamamen uydurma” olduğunu öne sürüyor.
Bu noktada iki ihtimal konuşuluyor. Birinci ihtimal, gerçekten kulislerde dolaşan sert bir planın varlığı, ancak bunun resmî karara dönüşmeden geri çekilmesi. İkinci ihtimal ise böyle bir planın hiç olmadığı ve iddianın daha çok psikolojik baskı kurmak ya da pazarlık gücü artırmak amacıyla gündeme taşınması. Her iki durumda da mesele, yalnızca “doğru mu yanlış mı” tartışması değil; aynı zamanda içerideki toplumsal gerilim ve dışarıdaki diplomatik baskı mekanizmasıyla da ilgili.
İran tarafının sert tepkisi, iddianın onların gözünde ciddiye alınması gerektiğini de gösteriyor olabilir. Çünkü “toplu infaz” söylemi, uluslararası kamuoyunda çok hızlı karşılık bulabilecek, yaptırım ve müdahale tartışmalarını tetikleyebilecek bir başlık. Bu nedenle reddiye ne kadar güçlü olursa olsun, konu gündemde kaldığı sürece İran üzerindeki baskı artıyor.
İnternet Kesintisi ve Bilgi Karartması İddiaları
Protestoların büyümesiyle birlikte internetin kısıtlandığı, hatta uzun süreli kesintiler yaşandığı iddiaları öne çıkıyor. Bu tarz kesintiler, sadece sosyal medya paylaşımlarını azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda ailelerin birbirinden haber alamamasına, sağlık hizmetlerine erişimde aksamalara ve ekonomik hayatın da zarar görmesine neden olabiliyor.
Bilgi akışının zayıflaması, güvenlik güçlerinin sahada daha rahat hareket etmesiyle ilişkilendiriliyor. Çünkü görüntü ve tanıklık sayısı azalınca, operasyonların şeffaflığı da düşüyor. Bu durum, hem ülke içinde korkuyu artırıyor hem de dış dünyada “daha kötü şeyler oluyor olabilir” şüphesini büyütüyor.
Öte yandan internet kesintisi iddiaları, protestoların ülke geneline yayılmış olabileceği düşüncesini de destekliyor. Çünkü yerel bir olayda bu kadar geniş çaplı bir kısıtlama, maliyeti yüksek bir tercih olur. Bu nedenle kesintiler, “merkezî yönetim olayları büyük görüyor” yorumlarına yol açıyor.
Protestoların Seyri: Ekonomiden Siyasete Hızlı Dönüşüm
İddialara göre gösteriler ilk etapta ekonomik sıkıntılar gibi daha somut nedenlerle başladı. Ancak kısa sürede siyasi taleplerin öne çıktığı, rejime yönelik daha sert sloganların atıldığı belirtiliyor. Bu, İran’da daha önce de görülen bir dinamik: Ekonomik kriz, toplumsal öfkeyi başlatıyor; ardından siyasi sistemin tamamı sorgulanmaya başlanıyor.
Bu süreçte devletin temel kaygısı, protestoların “bulaşıcı” bir dalgaya dönüşmesi. Yani bir şehirde başlayan hareketin diğer şehirlere yayılması, farklı toplumsal grupların aynı talepler etrafında birleşmesi. Bu olursa, güvenlik yaklaşımı da daha sertleşebiliyor. Sertliğin nedeni bazen “gösteriyi dağıtma” değil, “örnek oluşturma” hedefi olabiliyor.
İran’ın yakın geçmişinde de internet kesintisi altında yoğun şiddet yaşandığı dönemler olduğu konuşuluyor. Bugünkü tablo, daha geniş coğrafyaya yayılan ve daha yüksek ölü sayılarının telaffuz edildiği bir döneme işaret ediyor.
ABD’nin Askeri Hamlesi: Caydırıcılık mı, Savaş Sinyali mi?
Bölgedeki en kritik gelişmelerden biri, ABD’nin bir uçak gemisi görev grubunu Orta Doğu’ya yaklaştırması. Bu tür görev grupları sadece bir gemiden ibaret değil; beraberinde savaş uçakları, denizaltı ve destek unsurlarını da taşıyabiliyor. Ayrıca bazı açıklamalarda bölgeye ek hava unsurları ve savunma sistemleri kaydırıldığı vurgulanıyor.
Resmî dilde bu adım “önlem” olarak tanımlansa da, mesajı oldukça net: İran yönetimine “şiddeti artırırsan maliyeti artar” uyarısı veriliyor. Bu noktada belirsizlik ise şu: Bu askeri yığınak gerçekten kullanılacak mı, yoksa sadece caydırıcılık mı amaçlanıyor?
Bir başka risk de “kırmızı çizgi” meselesi. Dışarıdan sert mesajlar verilip sonra geri adım atılırsa, bu hem müttefiklerin güvenini hem de caydırıcılığın etkisini azaltabilir. Tam tersi, hızlı ve sert bir askeri adım da bölgeyi kontrol edilemeyen bir çatışma döngüsüne sokabilir. Yani her seçenek ağır sonuçlar doğurabilecek kadar riskli.
“İstikrar” Tartışması: Müdahale Edilmezse Ne Olur, Edilirse Ne Olur?
Krizin en zor yanı, iki seçenek arasında “temiz” bir yol olmaması. Müdahale edilmezse, içerideki baskı ve can kaybının artacağı, İran’ın bölgesel gerilimleri tırmandırabileceği kaygısı var. Müdahale edilirse, çatışmanın genişleyip yıllarca sürecek bir istikrarsızlık dalgasına dönüşmesi ihtimali konuşuluyor.
Bu noktada hedef seçiminin belirleyici olacağı yorumları yapılıyor: Sadece askeri kapasiteyi sınırlamaya dönük dar bir operasyon mu, yoksa komuta-kontrol ve siyasi merkezleri hedefleyen daha geniş bir hamle mi? Bir diğer seçenek de, askeri hamle yerine ekonomik ve diplomatik baskının daha yoğunlaştırılması. Ancak zaman uzadıkça, sahadaki can kaybı ve öfke birikimi de artıyor.
