Sosyal Medya

Ekonomi

Fatih Özatay: Ekonomide 2023 senaryoları: Seçim öncesi, seçim sonrası

“2023’te ekonomi nasıl şekillenebilir? Bu soruya 2023’ü ikiye ayırarak yanıtlamaya çalışmakta yarar var: Seçim öncesi ve seçim sonrası. Yapılan açıklamalara…

Fatih Özatay: Ekonomide 2023 senaryoları: Seçim öncesi, seçim sonrası

“2023’te ekonomi nasıl şekillenebilir? Bu soruya 2023’ü ikiye ayırarak yanıtlamaya çalışmakta yarar var: Seçim öncesi ve seçim sonrası. Yapılan açıklamalara bakılırsa, altılı masanın iktidar olması halinde makule dönülmesi ihtimali çok güçlü. Cumhur ittifakının seçimi kazanması halinde ise üç seçenek var.”

2023’te ekonomimiz nasıl şekillenebilir? Zor bir soru. Çünkü hem ekonomideki koşullar açısından olağanın dışında bir dönemdeyiz hem de oldukça önemli bir seçime çok az kaldı. Bu soruya 2023’ü ikiye ayırarak yanıtlamaya çalışmakta yarar var: Seçim öncesi ve seçim sonrası.

Önce seçim sonrası. Seçim sonrasında ekonomide neler yaşanabileceği “makule dönülecek mi?” sorusuyla yakından ilgili.

Makulden ne kastettiğimi ana başlıklarıyla özetleyeyim.

Seçim sonrası birinci seçenek: Makule dönmek

İlk grupta makro istikrara yönelik politikalar var: Merkez Bankası’nın asli işine dönmesi –yani enflasyonla mücadele etmesi.

Bankacılık sektörünün bilançosunu bozma potansiyeli taşıyan tüm zorlamaların kaldırılması. Bütçedeki kara deliklerin azaltılmasına ve giderek yok edilmesine başlanması (kur korumalı mevduat sisteminden vazgeçilmesi, gelir garantilerinin gözden geçirilmesi gibi).

Kamunun kendi vatandaşlarına olan döviz cinsinden borcunun kademeli olarak azaltılması. Yoksulların ve dar gelirlilerin haklarına öncelik veren bir bütçe uygulanması. İşsizlik sigortası fonunun amaçları dışında kullanılmaması.

Seçim sonrası yapılabileceklerin ikinci grubunda öncelikli yapısal reformlar yer alıyor: Açıklanan istatistiklere güven sağlayacak bir kurumsal yapının oluşturulması. İhale yasasının sil baştan yeniden yazılması. Türkiye ve dünya ekonomisini izleyecek, ekonomi politikası alternatifleri tasarlayacak, uygulanan politikaların etki analizini yapacak bir merkezi kurumun kurulması. Merkez Bankası bağımsızlığını yeniden sağlayacak yasal değişikliklerin yapılması. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Rekabet Kurumu gibi kurumlar için de benzeri adımların atılması. En önemlisi de adil ve hızlı çalışan bağımsız bir yargı sisteminin oluşturulması.

Makule dönülmesi zorunluluk mu?

Mevcut ekonomik durum sürdürülebilir değil. Birkaç ay daha düşecek olmasına karşın, Haziran ayına geldiğimizde, yani seçim sonrası koşullarda, enflasyon hala dünya ölçeğinde çok yüksek bir enflasyon olacak. Buna karşın, enflasyonun çok altında tasarruf sahibini cezalandıran bir faiz… Her an dövize olan talebin sıçraması potansiyeli anlamına geliyor bu.

Yetmedi; 2022’de dış ticaret açığı 100 milyar doların üzerine çıktı, cari açığın 45 milyar dolara yaklaşması söz konusu ve 2023’te vadesi gelen dış borcumuz 190 milyar dolar sınırına geldi. Yılın ilk yarısında uygulanacak seçim ekonomisinin dış ticaret ve dolayısıyla cari açığı yükseltme ihtimali var.

Büyük merkez bankaları politika faizlerini artırma sürecindeler. Bu sürecin yılın ilk yarısında da sürmesi bekleniyor. Özellikle risk priminin yüksek olduğu dönemlerde ve büyük merkez bankalarının faiz artırım sürecinde oldukları koşullarda, yüksek maliyet ödemek istemeyen borçluların bir kısmı vadesi gelenden daha az borçlanmak isteyebilirler. Keza isteseler bile borçlanamayacaklar olabilir.

Seçim sonrası ikinci seçenek

Bunların hepsini alt alta topladığınızda, döviz kuruna yukarıya doğru baskının varlığı açık biçimde ortaya çıkıyor. Faiz silahı kullanılamayınca, döviz talebini azaltmak için bankalara ‘makro ihtiyati tedbirler’ başlığı altında, özünde bilançolarını yıpratıcı zorlamalar getiriliyor.

Mevcut durum sürdürülemez ama bu sonuçtan yola çıkıp makule dönmekten başka yol yok sonucunu da çıkarmamakta yarar var. Şüphesiz başka seçenekler de söz konusu. İkinci seçenek şu: Sürdürülemez mevcut politikanın temel ekseni korunarak sürdürülebilir bir politika haline getirilmesi.

Şu anda uygulanan ekonomi politikasının temel ekseni ne? Özünde, sermaye hareketlerinin son derece kısıtlandığı (yurtdışından borçlanmanın ve yurtdışına borç vermenin çok zorlaştığı, bazı kesimler için ise bunun imkânsızlaştırıldığı) bir dünya ve bu dünyaya uygun ekonomi politikası. Miladını, 2018-19 krizine kadar götürebilirsiniz. ABD ile çelişen bir dış politikanın ve ABD Başkanı’nın tehditkâr tweet mesajlarının koca Türkiye’de krize yol açmasının travması. Büyük bir istihdam kaybı ve daralan bir ekonomi.

Bu nasıl olabildi?

Nasıl olabildi? Olabildi, çünkü Türkiye dış borca bağımlı bir ülkeydi. Bu durumdan kurtulmak gerekiyordu. Nasıl kurtulunacağına ilişkin sağlıklı bir plan olmayınca, düşe kalka bir şeyler yapılmaya başlandı. Temelde de yurtiçi finansal piyasalarda yabancı varlığının giderek azaltılmasına yönelik adımlar atıldı.

Aradaki U-dönüşler bir tarafa, ikinci aşama Merkez Bankası’nın cari işlemler açığını güya azaltmak için attığı adımlarla geldi. Politika faizi keskin biçimde düşürülünce kur sıçradı ve Türkiye krizin eşiğine geldi. Sonra yaşananları biliyorsunuz. Peşi sıra bir dolu karar: Bugün şu sorun çıktı, onu çözelim. Yeni karar başka sorunlar çıkarınca onları çözmek için daha yeni kararlar falan.

Önemli nokta şu: Sermaye hareketleri giderek kısıtlandı. Kredi ve mevduat faizleri ile hangi sektörlere kredi açılabileceği merkezden belirlenmeye başlandı. Merkez Bankası’nın kredi arzını destekleyici bir role soyunmakta olduğunu da bunlara eklemek gerekir.

İki seçenek daha var

Seçim sonrası ikinci seçeneğin dünyası apayrı bir dünya ve çok iyi düşünülmüş bir tasarım gerektiriyor. Tutarlı çerçeveden kasıt bu. Böyle bir ekonomi politikası çerçevesi iyi midir? Önemli bir soru. Ama bu sorunun yanıtlanması bir sonraki aşama. Öncelikle bu çerçevenin oluşturulup tartışmaya açılması gerekiyor. Böyle bir çerçeve olmadan, iyi olup olmadığına nasıl karar vereceğiz?

İlk iki seçenek dışında iki seçenekten daha söz edilebilir. Aslında bunları ‘yarım’ seçenekler olarak düşünmek gerekir. İlk yarım seçenek, Türkiye Ekonomi Modeli olarak adlandırılan mevcut sürdürülemez ekonomi politikasını sürdürmeye çalışmaktır. Bunun üzerinde durmaya gerek yok; adı üstünde sürdürülebilir değil bu politika. Neden sürdürülebilir olmadığını aşağıda ‘seçim öncesi’ kısmında (bir kez daha) ele alıyorum.

Seçim sonrası ikinci yarım seçenek ise yukarıda ‘makule dönüş’ olarak tanımlanan ilk seçeneğin yapısal kısmının –özellikle de bağımsız yargı ve bağımsız Merkez Bankası kısmının eksik olduğu bir politika çerçevesi.

Altılı Masa “makule” dönebilir mi?

Yapılan açıklamalara bakılırsa, altılı masanın iktidar olması halinde makule dönülmesi ihtimali çok güçlü.

Cumhur ittifakının seçimi kazanması halinde üç seçenek var. Seçim sonrası ekonomi politikasında ‘makul’ün yapısal kısmının olmasını ummak, neredeyse yeni hükümet sistemine geçtiğimizden beri hayata geçirilen uygulamalar dikkate alındığında gerçekçi olmaz. Dolayısıyla, ‘ikinci yarım’ seçeneğe yönelmek gündeme gelebilir.

Cumhur ittifakının seçimi kazanması halinde bir başka alternatif ise –sürdürülemezliğine rağmen- mevcut ekonomi politikasını sürdürmeye çalışmak. Farklı bir ifadeyle, ‘birinci yarım’ seçeneği seçmek. Bu yola girilse bile eninde sonunda başka bir ekonomi politikasına geçiş kaçınılmaz hale gelir.

Dolayısıyla ya bu yolun sonunda ya da baştan Türkiye Ekonomi Modeli denilen mevcut politikayı sürdürülebilir hale getirecek kendi içinde tutarlı bir çerçeveye oturtmak gerekir. Bu ise yukarıda sözünü ettiğim ikinci seçeneği oluşturuyor. Ancak ortada bu seçeneğe yönelik bir tasarım yok. Bunu düşünen kadrolar olduğu da çok şüpheli.

“Makul” ne vadediyor?

‘Makule dönüş’ yani ilk seçenek şunu vaat ediyor: Maliye, para ve finansal istikrar politikalarında normalleşme. Kurumların öneminin artması ve politika tasarımına katılmaları. Risk priminin belirgin biçimde düştüğü, döviz kurunun suni müdahalelere gerek kalmadan sakinleştiği, yine suni müdahaleler olmadan faizin düştüğü, enflasyonun ise bir yıl içinde yüzde 40-45 civarından yüzde 20 civarına indiği bir dönem. Arkasından da tek haneli enflasyon.

Böyle bir ortamın büyüme ve istihdam dostu olacağı da açık. Ayrıca hem kamu maliyesinde hem de bankacılık sektöründe önemli bir toparlanma beklenir. Kısacası, yaklaşık iki yıllık bir süre içinde, Türkiye’yi bir üst lige çıkaracak adımların rahatlıkla atılabileceği bir zemin oluşturmak mümkün olacaktır.

Yazının tamamı burada.

BAKMADAN GEÇME

  • Bakanlık Duyurdu: Bütçe Açığı 528,1 Milyar TL’ye Ulaştı

    2025 yılının Ocak–Aralık döneminde merkezi yönetim bütçesi, 14 trilyon 634,6 milyar TL harcama ve 12 trilyon 835,5 milyar TL gelir ile tamamlandı. Bu dönemde bütçe açığı 1 trilyon 799,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Aralık ayında ise bütçe açık verdi.

  • TCMB Başkanı Karahan: Dezenflasyonda Ana Eğilim Güçleniyor

    Merkez Bankası Başkanı Karahan, Londra ve New York’ta uluslararası yatırımcılarla bir araya gelerek Türkiye’nin yeni yol haritasını paylaştı. Dezenflasyon sürecinde ana eğilimin güçlendiğini vurgulayan Karahan, kısa vadeli dalgalanma riskine karşı "ihtiyatlı ve veri odaklı" kalmaya devam edecekleri mesajını verdi. Küresel finans dünyasının kalbi olan Londra ve New York’ta gerçekleştirilen yatırımcı toplantılarında, Türkiye’nin para politikasına dair kararlılık bir kez daha teyit edildi. TCMB Başkanı Fatih Karahan tarafından sunulan projeksiyonlarda, fiyat istikrarı hedefine ulaşana kadar sıkı para politikası duruşunun korunacağı ve herhangi bir sapma durumunda ek sıkılaşma adımlarının atılabileceği vurgulandı.

  • MetroPOLL’den “Toplumsal Tükenmişlik ve Güven” Raporu: Güvensizlik ve Yorgunluk, Türkiye’nin Duygusal Tablosunu Şekillendiriyor”

    MetroPOLL’ün 2025 sonu verileriyle hazırladığı rapor, Türkiye’de “toplumsal tükenmişlik” tablosunu ortaya koydu. Araştırmaya göre toplumun yüzde 61’i yüksek düzeyde tükenmişlik yaşarken, her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. MetroPOLL Araştırma’nın 2025 yılı sonu verileriyle hazırladığı "Toplumsal Tükenmişlik ve Güven" raporu, Türkiye’nin ağır bir duygusal yorgunluktan geçtiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre toplumun yüzde 61’i yüksek veya çok yüksek tükenmişlik yaşıyor. Seçmenlerin neredeyse yarısı "hiçbir yere güvenmeyenler" sınıfında yer alırken, özellikle gençler arasında ülkeden gitme isteği "ana akım" bir düşünceye dönüşmüş durumda.

  • TCMB Rezervleri Yükseldi: Swap Hariç Net Rezerv 70,1 Milyar Dolara Çıktı

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) brüt rezervleri, 9 Ocak 2026 ile biten haftada 196,1 milyar dolara yükseldi. Önceki hafta bu rakam 189,1 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

  • WEF’in 2026 Küresel Riskler Raporu’ndan Kritik Analiz: Dünya Ekonomisini Zorlu Bir Dönem Bekliyor

    Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) Davos’ta gerçekleştireceği toplantılar öncesinde yayımlanan Küresel Riskler 2026 Raporu, dünya ekonomisini tehdit eden unsurları gözler önüne serdi. Rapora katkı sunan katılımcılar, önümüzdeki iki yıla ilişkin beklentilerini “Çalkantılı ve fırtınalı” olarak tanımlarken, küresel ölçekte en ciddi riskin jeopolitik gerilimler olduğuna dikkat çekti.

  • TÜİK: İnşaat Üretimi Kasım Ayında Yıllık Yüzde 22,3 Arttı

    Türkiye’de inşaat üretimi Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,1 oranında gerilerken, yıllık bazda yüzde 22,3 artış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Kasım ayına ilişkin inşaat üretim endeksi verilerini yayımladı.

  • EspressoLab, CHP Mitinginde Kahve Dağıttı: Bardaklarda Özgür Özel’in İsmi Yer Aldı

    CHP’nin boykot listesinde bulunan ünlü kahve zinciri EspressoLab, CHP’nin Beşiktaş’ta gerçekleştirdiği mitinge yüzlerce kahve gönderdi. Gönderilen kahvelerin bardaklarında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in isminin yazılı olduğu görüldü.

  • Artık Her Şirket Konkordato İlan Edemeyecek: Konkordato Suistimaline Sert Önlemler Geliyor

    Bazı şirketlerin konkordato sistemini kötüye kullandığının tespit edilmesinin ardından, ilgili firmalar ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Sistemin suistimal edilmesine kesinlikle izin verilmeyeceğini vurgulayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Adalet Bakanlığı ile ortak bir çalışma yürütüldüğünü açıkladı. Adalet Bakanlığı ise, denetim süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin önüne geçmek amacıyla yeni bir İcra ve İflas Kanunu düzenlemesi için harekete geçti.

  • Hizmet Sektöründe Büyüme Sürüyor: Kasım Ayında %4’lük Artış

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son verilerine göre, hizmet üretim endeksi 2025 yılı Kasım ayında yıllık bazda %4,0 oranında yükseldi. Sektörel…

  • SABAH Raporu: Küresel Piyasalarda Rotasyon

    Emre Değirmencioğlu'nun analizinde; küresel piyasalarda teknolojiden KOBİ hisselerine rotasyon, TCMB'nin 64 milyar dolarlık rekor rezervi ve Trump sonrası altın/petrol fiyatlarındaki dengelenme süreci ele alınıyor.

  • Dr. Fulya Gürbüz Yazdı: ‘Sektör Hayat Dışı Bütçe Tahminleri…’

    Hayat dışı tarafta, 2025 Kasım ve Aralık aylarına ilişkin tahminleri ilave ederek 1,059 Trilyon TL üretimle yılı kapatacağımızı öngörüyorum...

  • Güldem Atabay:  Şimşek’in “heybesinden” yurtdışı turunda çıkanlar

    Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek bir kez daha yabancı yatırımcılarla görüşme amacıyla Londra ve Washington ziyaretleri yapıyor. 2023 seçimleri ardından görev değişimiyle Şimşek ve ekibini göreve getiren AKP hükümeti biliyorsunuz bir kez daha ekonomi politikasını finans piyasalarında istikrara, finansal istikrarı da sıcak para akışlarına bağlamıştı.

  • Piyasada İki Şeyi İzliyorum Atilla Yeşilada ve Perihan Tantuğ video

    İran'da yaşananlar, piyasaları ne kadar tehdit ediyor? Powell-Trump kavgası nereye gidecek? Dünyadaki metal çılgınlığı devam mı? Kıymetli madenlerde geri dönüş sinyali nasıl anlaşılır? İçeride yabancı girişi artar mı? Hepsi ve çok daha fazlası, Atilla Yeşilada ve Perihan Tantuğ'un katıldığı Piyasanın Efendisi'nde…

Benzer Haberler