Sosyal Medya

FETHE DAİR AYKIRI DÜŞÜNCELER

29 Mayıs 2022

(İstanbul’un fethine dair 4 yıl önce Ocak Medya’ya yazdığım yazı güncelliğinden tek bir satır eksilmeden bugün yazılmış gibi taptaze duruyor.

Geçen sürede yazıda uyardığım İstanbul ve Enez Ayasofya’sının cami  olma süreci de gerçekleşti.  Bugün kamusal bir alan olan Atatürk/Yeşilköy  Havaalanı arazisine biçilen rant projesinde kutlama yapılacak.

 Psikolojik bir travmaya dönüşen fetih algısında genel kabullerin dışında bir söz duymak isteyenler için )

FETHE DAİR AYKIRI DÜŞÜNCELER (*)

Tuzla’dan Hadımköy’e, Sarıyer’den Çekmeköy’e devasa bir antişehir haline evrilen İstanbul’un özellikle son inşaat furyası ile cılkı çıkmış da olsa fethinin kıymet-i harbiyesini bilmezlerden değiliz.

Lakin ruhumuz ve gönlümüz her zaman en küçük gezegen Merkür’ün de hakkını teslim etmekten yana olduğu için bu defa fetih yazısını tersten yazmaya gayret edeceğim. Hem zaten enva-yı çeşit medyada güzellemesi yapılan fethe dair bir de karşıdan bakış olsa fena mı?

Sizi meraklandırdığıma, şaşırttığıma bakmayın çok da bilinmedik şeyler söyleyecek değilim. Wikipedia açık olsa orada bulunabilecek üç beş bilgi kırıntısı azami.

Bugün Çemberlitaş diye bilinen ve asıl adı Theodosios Forum olan yerde dikili taşın adını bil(e)meyen azdır..! Basitçe Çemberlitaş diye adlandırdığımız o sütunun asıl adı Konstantin Sütunudur aslında.Tepesinde zamanında onun heykeli olduğu için bu yapıya o isim verilmiştir. Peki bu Konstantin kim ola? Herşeyden önce şehrin adıdır. Evet hergün İstanbul diye bin türlü zikrettiğimiz bu şehir aslında Konstantinapolis yani Konstantin Şehridir. İstanbul Yunancada şehir demek olan Polis kelimesi ile kısaltılan Konstantinopolis’in özet ifadesi; eş adıdır. “stin Poli”, yani ‘İşte şehir orada’ ifadesi dönmüş dolaşmış İstanbul olmuştur.

Bu koca şehri ilk defa yurt bilenler kimlerdi bilinmez ama Yunanistan’da Atina yakınlarında Megara köyünden yola çıkan bir grup cesur denizci şehri koloni olarak benimsemese İstanbul belki de bambaşla bir tarihsel sürece tabi olacaktı. İstanbul’u yurt bilen Megaralılar ne kadar mühimse Roma İmparatorluğunun derin krizi içinde İstanbul’u tercih ederek başkent bilen Büyük Konstantin de o kadar önemlidir.

Konstantin şehri başkent yapmış, o dönemin devrimci düşüncesi olan Hristiyanlığın şehrin damarlarında dolaşmasına müsaade etmiştir. Surları kurmak için atı ile dolaşıp mızrağı ile haritasını çizdiği rivayet edilir.

Roma İmparatorluğunun çözüldüğü bir çağda tercihini İstanbul’dan yana yapması basit bir hicretten öte okunmalıdır. Büyük Roma uygarlığının imbiklediği ne kadar uygarlık mahsülü varsa çekinmeden ve hasislik etmeden onları şehre taşımış, burada kadim bir medeniyetin bambaşka bir surette neşet etmesine imkan vermiştir.

330 yılında İstanbul’u Troya gibi efsanelere mal olmuş bir şehre tercih ederek kendi adına ihdas etmiştir.

Büyük Saray’ı, Ayasofya’nın ilk halini, Üniversiteyi, Hipodromu, Hamamları ve şimdi Fatih Camii olan Kutsal Havari kilisesini 330 yılındaki kuruluşa hazır etmesi azımsanamayacak birer faaliyettir.

Roma’nın sahip olduğu bilgi birikimini ve zenginliği tereddüt etmeden bu Yeni Roma’ya taşıyan Konstantin oğlu Konstantin belki de farkında olmadan dünya tarihine şekil veriyordu.

Soğuk Savaş’ın en kızgın yıllarından olan 1953’te, biraz da Yahya Kemal’in ön ayak olması ile, 500. yılı münasebetiyle fethe o bitmez tükenmez Türk’ün Türk’e propaganda süreci başlamış da olsa, modern Türkiye Cumhuriyeti, Bizans tarih ve kültürünü öğrenmeye, İstanbul’un bu kadim sahiplerine dair izleri taramaya önem vermiştir. Gündelik hayatın hamaseti ve özellikle kolaycı sağ siyasetin geçmişi bugüne meze eden anlayışı Bizans’ı adeta bugüne dair bir düşman hüviyeti ile pazarlamaktadır. Hele ki, sahihliği şüpheli ve esasen Yezid’e moral vermek için ihdas olduğu öngörülen ve acı bir şekilde Peygamberimize müneccimlik ödevi veren bir hadis üzerinden de bu konuya bir elbise giydirmenin de ne denli hakkaniyetli olduğunu insaf ve izanınıza emanet ediyorum.

Oysa ki, Bizans diye bilinen ve gerçekte adıyla sanıyla Doğu Roma olan bu uygarlık bu ülke insanına belki de muhatap olduğu iktisadi krizleri ilelebet bertaraf edecek bir miras bırakmıştır. İstanbul başta olmak üzere Bizans tarihi mirası sadece varlığı ile on milyonlarca insanın Türkiye’ye turist olarak gelmesine imkan verecek bir potansiyele haizdir. Yazık ki hunharca mezbeleleştirilen surlarda katledilen Amerikalı kadın turistle simgeleşen bu konudaki aymazlık adeta ülke insanının zenginleşmesini sabote etmek isteyen bir ihanet projesi gibi durmaktadır.

Londra’da Roma’dan kalma tek bir sütun parçasını “Monument” diye pamuklara saran zeka ile İstanbul’un bitmez tükenmez Bizans mirasını adeta yoksayan zeka mukayeseye imkan vermeyen bir tabloyu göstermektedir.

İznik ve Trabzon Ayasofyaları memlekette Cami kıtlığı varmış gibi estetik yoksunu düzenlemelerle ibadete açılmıştır, İstanbul Ayasofya’sı üzerinde de Demokles’in kılıcı gezdirilmektedir. Enez Ayasofya’sı ise bitmeyen bir tadilat süreci sonunda “ibadete” açılacağı günü beklemektedir. Sadece bu coğrafyada kutsal bilgelik turu diye anlatılsa bu şehirlerin misafir edeceği turist sayısını hayal dahi edemeyiz oysa ki…

Biraz fazla hayalci oldu biliyorum. Amacım Turizm Bakanlığından rol çalmak falan da değil. Lakin 565 sene önce bizim olmuş şehre her sene yeniden fetih muamelesi en hafif ifadeyle görgüsüzlüktür. İstanbul’un fethi mühim bir hadisedir. Lakin 565 sene önce olmuş bitmiştir. Bu şehre tekrar tekrar fethi layık ve mecbur gören zihniyet artık şehri ile barışmalıdır.
İstanbul’un fethe değil sulha ihtiyacı vardır. İstanbul’un belki de onu ilk kez farkeden Megara’lı cesur denizcilere, onu Roma’ya rakip kılan Konstantin’e, 1204’de Haçlı İstilası ile inlerken 1261’de tekrar onu Bizans’a döndüren Mihali Komnene’ye, Mora Mystras’daki muhteşem manastırları dünya tarihine hediye eden sanatsever Paleologos sülalesinin son ferdi son İmparatoru’na, onun son Başbakanı ve meşhur “Bizans’ta Latin külahına Osmanlı sarığını tercih ederim” diyen Lukas Notarias’a ufacık da olsa bir anı bırakmak mesuliyeti vardır.

Bizans’ın artık geri dönmez biçimde tarihe gömülmesi bu şehir için onun değerini azaltmaz. Bizans’tan kalanlar bu ülkenin kadim değerleri olarak Dünya için de azami değere sahiptir. Sadece Bizans’ın bize bıraktıkları doğru bir strateji ile turizme konu edilse bu ülkenin Iphone üretmesine gerek yoktur.

Bakın Fatih Sultan Mehmet Bizans’a olan hayranlık ve onun yıkılışının hüznünü kendi dizeleri ile nasıl zikrediyor. Fetih günü Fatih’in gösterdiği yüksek ruha birazcık da olsa yaklaşmak onun torunlarına yakışan en doğru harekettir:

“bum nevbet mizened der tarem-i afrasyab,
perdadari mikoned der kasr-ı kayzer ankebud…”
(“afrasyab’ın balkonunda baykuş nevbet çalıyor, kayzerin kasrında örümcek perdedarlık yapıyor…”)Not: Ben bu satırları yazarken İBB tarafından hazırlandığı anlaşılan yarı animasyon bir film döndü ekranda. Fatih’ten Erdoğan’a temalı bu video tam da yazımın ana fikrini, Türk’ün Türk’e propagandasını faş ediyordu. Belediye kaynaklarının böyle bir video için kullanılmasına bu şehrin halkının izni olduğunu pek sanmıyorum ama 3 hilalli bayraklar, denizin üstünde at koşturan süvariler ve bozkurtlarla adeta Dünyayı Kurtaran Adam tadında bir gerçeküstücülüğü beyan eden bu filmi üretenlerin hayal gücüne şapka çıkartmaktan kendimi alamadım!!!

(*) 29 Mayıs 2018’de www.ocakmedya.com adresinde yayınlanmıştır

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları