Sosyal Medya

AKP’NİN 4 ATLISI : TERÖR, BAŞÖRTÜSÜ, AYASOFYA, DARBE

13 Ocak 2021

Eski Türkiye’nin alameti farikalarından biri rahmetli Cenk Koray’dı.
Bazen kötü esprileri ile tanınan Cenk Koray’ın Tele Kutu denilen eğlenceli bir yarışması vardı. Yarışmacılar kutularda çıkanlarla yetinmek zorundaydı.
Büyük ikramiyenin çok uzağında hediyelerle yetinenler kutuyu açtığına bin pişman olurdu.

Pazar gününün Pazartesiyi müjdeleyen sıkıcılığı içinde anılara kaydolan telekutunun modern versiyonunu AKP ile bir süredir yaşamaktayız.
Karşımızda sonsuz sayıda kutu varmış gibi görünüyor fakat kutuların içinde hep aynı zarflar yer alıyor.
Kutuları bizim adımıza açma yetkisi ise iktidara verilmiş durumda.

Muhalefete dair kutuların tamamında “Terörist” ifadesi var. Her hangi bir muhalif görüş beyan etmek; terörist olmanız ve bununla itham edilmeniz için kafi. Diğer taraftan sadece muhalif olmak değil, iktidarın yanında olmamak da aynı zannı ima ediyor.

Örneğin, Saadet Partisi İstanbul seçimlerinden önce bununla suçlanmıştı. Bu defa, “teröristlere karşı bizi yalnız bırakmayın” diyerek safa çağrılıyor. Bir sonraki aşama ise Dejavu şeklinde AKP ile birleşmeyen Saadetin “yalnız bırakmanın” mesuliyetini terörist yaftası ile karşılamak zorunda kalacak olması.
Burada da kendini terörle mücadelede muzaffer addeden bir iktidarın, çelişkisi ile karşı karşıyayız. Teröre karşı başarı kazanmış fakat terör korkusu ile varlığını idame eden bir tercih.

İkinci kutunun adı Ayasofya. 1500 yıllık bir dünya mirası mabedin, 2020’nin tüm dertlerine deva olarak kullanılmasından söz ediyoruz. Ayasofya öyle bir geniş parantez ki, Türk parasının Bulgar Levasından Papua “bilmem nesine” kadar pula döndüğü bir yılda tüm olumsuzlukları tek kalemde silmeye yetiyor.

Ayasofya’yı kaplayan makine halılarının, kadim binayı dönüştürdüğü halıfleks imgesi kimseyi utandırmıyor. Ülkeye gelecek turistlerin zihnine çizilen bu tuhaflığı katmerleyen Kariye ise birazcık da olsa umut verici şekilde kaderini bekliyor. Kimse Ayasofya’dan alınan motivasyona karşın benzer durumdaki Kariye’nin şimdilik rahat bırakılmasını sorgulamıyor.
Gerçek şu ki; İslamcı literatürün efsanesi olan Ayasofya’dan sonra Kariye’nin fayda maliyet denkleminde yeri geri planda kalıyor.
Ayasofya 100 birim tanınıyorsa, Kariye 1 birimi aşmıyor. Zamları, diplomatik geri vitesleri, Covid aşısındaki aksamaları göz ardı etmek için, Ayasofya kafi geliyor.

3. kutuda “Başörtüsü” yazıyor. Bu aslında anti demokratikliğin sıradanlığını ifşa eden bir ayrıntı. Halk iradesiyle seçilmiş başkanlar derdest edilirken, demokrasi askıya alınırken, ortaya konulan vurdumduymazlık konu başörtü olunca tüm duyuları harekete geçiren bir teyakkuza dönüyor. Kadınların başta olduğu bir bağımlılık ekonomisi ile ayakta duran, basit sosyal yardımlarla sürdürülen, iktidar ana ekseninin, üretimden koparılan kadınların sosyal yardım görünümlü sadakalarına bağlandığı gerçeğini gizliyor. Bir avuç ideolojik siyasi İslamcının bayrağa dönüştürdüğü başörtünün, toplumun geniş kesimlerinin yoksulluğu ile var olan bir iktidarın kurtarıcısı olduğunu görüyoruz.
Üstelik aynı başörtüsünü muhalifler giydiğinde kutsiyeti kaybolmakta, adeta ‘başı örterken vücudu açıkta’ bırakmakta. Başörtüsünü bir CHP’li giyiyorsa ona kendini teşhir eden manken muamelesi yapılmaktadır.

Oyuncağı elinden alınan bir çocuk misali AKP misketler başkasının eline geçmişçesine mızıkçılıktan kaçınmamaktadır. Baş örtüsü kutular içinde en tozlu rafta durduğu için, her devreye sokulduğunda ortalık fazlasıyla kirlenmekte ve kadınlar siyasetin mezesine dönüşmektedir.

Ve “Darbe”. Tüm kutular içinde akıllara en durgunluk veren de bu kutudur. İnsan aklıyla alay edercesine yedi cihanda muzafferane bir performans gösteren ordu bir anda darbe öznesine dönüşüvermektedir. Doğu Akdeniz’de, Libya’da, Azerbeycan’da, Suriye’de endamıyla dosta güven, düşmana korku veren iktidarın, emrinde bir bakanlığa bağlı ordudan kaynaklanacak bir darbeden söz edilmesinin abesliği nedense kimseyi etkilememektedir.

Bu tuhaf ve çelişki dolu söylemlerin uçan kuştan nem kapmaya, yakın tarihe dair ufacık göndermelere dahi tahammülü bulunmamaktadır. Bütün bunlara karşın ülke tarihinin darbe koleksiyonunun son halkasının azıcık içi eşelendiğinde “ne istenildi de verilmedi” sorusunun yanıtı aranmaktadır.

Türkiye’yi yöneten iktidarın hemen her ülkenin sahip olduğu temel alt yapı varlıkları (hastane, yol, tünel, köprü, havaalanı ve her türlü inşaat ürünü) ile olan bitmez tükenmez aşkının acı sonuçları ile yüzleşmekten kaçınması, bize dönüp dolaşıp 4 kelimeden ibaret bir gündem hediye ediyor.
Biz bu gündemden de, bunu biteviye tekrar edenlerden de fazlasıyla sıkıldık.

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları