Sosyal Medya

Güldem Atabay: 2020 enflasyonu neleri değiştirmeye kadir?

4 Ocak 2021

TÜİK 2020 enflasyonuna %14,6 olarak resmiyet kazandırdı ama tartışmalar son ermedi.

TÜİK verilerinin yanında az zamanda hızla güvenilirlik kazanmış ENAGrup enflasyon verileri ise 2020 sonunda yıllık enflasyonun %36,72 olduğuna işaret ediyor. Çoğumuzun herhangi bir alışveriş yaptığında derinden hissettiği fiyat değişimleri ENAGrup enflasyon açıklamasına daha yakın olsa gerek.  Zaten Metropoll son anketinde seçmenlerin yarısından fazlasının enflasyonun %30’un üzerinde olduğunu düşündüğünü daha yeni açıklamıştı.

Bugün alkollü içkiye uygulanan ÖTV artışı %17, birkaç gün önce açıklanan meşhur köprü ve otoyol geçiş ücreti zammı %25. Ama yıllık enflasyon %14,6. Peki.

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın TÜİK enflasyonu verisinin ardından Twitter üzerinden yaptığı hatırlatmaya göre, hükümet enflasyonla mücadelede “bütüncül bir yaklaşımla” kararlı bir duruş sergileyecek.  Bakanlık olarak para politikasına, “yapısal boyutta” atılan adımlarla destek verecek. Para politikasının enflasyona odaklı şekillendiği bu dönemde pandemi koşullarının getirebileceği ilave destek ihtiyacı, “seçici ve hedefli kamu maliyesi politikaları” üzerinden sağlanacak. Mali disiplini “kaliteli ve istikrarlı” bir yapıya kavuşturacak tedbirleri de alınacak. Ve son olarak da, Kasım ayından bu yana tekrar edilen ve son yaşananlar eşliğinde çoktan slogan haline dönüşen cümle tekrarlanmış: “2021 yılı, makroekonomik istikrara odaklanan bir reform yılı olacak.”

Enflasyon tarafına dönersek, daha ilk cümle içinde geçen “bütüncül” yaklaşım, kamu fiyat ayarlamalarında 2021 beklentisi %9,4’ün üzerine çıkan her rakam için baştan yıkılmış durumda. 2021 için öngörülen %9,4 oranındaki beklentiyi inanılır bir çıpa haline dönüştürmenin yolu kamu fiyat ayarlamalarını o hedefle uyumlu tutabilmekten geçiyordu.   Hazine açısından harcamalar dizginlenemezken gelir yaratmakta yaşanan problemler, daha yılın en başından enflasyon beklentisinin çöp edilmesini gerektirecek kadar kritik bir seviyede; anlaşılan bu.

TUİK verileri üzerinden enflasyonun detaylarına bakmakta fayda var.

Örneğin, çekirdek enflasyon- ki bu veri enflasyonun önümüzdeki dönemlerdeki seyrine işaret eder- %14,5 seviyesinde. İvmenin yukarı yönlü olduğunu anlatıyor. Resmi verilerle dahi hane halkının toplam geliri içinde %30’dan fazla paya sahip olan gıda harcamaları %20 artmış durumda. Üretici fiyatlarındaki artış %25.   Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; üreticiler adına maliyet baskısını yansıtan şekilde ara malında %32,92 ve sermaye malında %29,70 artış.

Rakamlar, enflasyonun kontrolden çıktığını ispat eder nitelikte. O zaman, daha yeni göreve başlarken gerçek enflasyon hedeflemesi yapacağını açıklayan, hatta gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ortalaması %5 iken neden bizim enflasyonumuz %5’in altına inmesin diye iddialı bir giriş yapan Başkan Ağbal’ın faiz politikası nereye doğru gelişecek?

Portföy hareketlerinden anlaşılan, yabancı yatırımcılar açısından %17 faizin yeni ekonomi yönetimiyle beraber cazibeli olduğu. Dolar endeksinin değer kaybedişi, gelişmiş ekonomilerde ortalama enflasyonun %0,8 oluşu ve sıfır faizle yaratılan dev likidite ortamında dolar/TL 8.50 seviyesinden Türkiye’ye gelip de dolar/TL7,30’lara kadar gerilediğinde kazanılan para son derece bereketli.  Ancak, ister %17 ister %25 olsun faiz, para politikası ile gelecek yatırım şekli sadece “sıcak para”. Geldiği gibi gidebileceği Türkiye ekonomi tarihinde örneklerle dolu.  Adına da ödemeler dengesi krizileri deniyor.

Yerliler açısından ise, enflasyonun %30 ve üzeri olduğuna dair inanç güçlenirken, %17-20 arası faizin anlamlı şekilde TL’ye dönüşe yetmediği Aralık sonu itibarıyla yeni rekorlara koşan döviz mevduatlarından anlaşılmakta.

Dolayısıyla, para politikası yoluyla %17’nin üzerine birkaç yüz baz puan daha faiz artsa bile, TL ve enflasyon üzerinde yaratacağı olumlu etkili ilk çeyrek 2021’den öteye marjinal kalacak.  Ekonomik büyüme açısından ise faiz artışlarının devamı, 2021’de %3 civarı büyüme yerine ekonomik daralmayı beraberinde getirecek.

Peki, zaten anketlerde müthiş bir destek erimesi izlenen AKP-MHP ittifakı açısından büyümeyi eksiye çekebilecek politikalara izin vermek mümkün mü? İzin verilmez de yeniden para politikasına müdahale gelirse, Ağustos 2018’den beri içinde bulunduğumuz döngüye yeni bir halka eklenmesiyle son üç senede üçüncü kez bir kur krizi ile yine baş başa kalmaz mıyız?

O zaman faiz artışı yerine aynı etkiyi yaratacak politikalar devreye girmeli.  S-400 konusu merkezinde Biden dönemi ABD ilişkileri, AB ile Doğu Akdeniz gaz rezervleri konusu, Kavala-Demirtaş tercihleri, Boğaziçi Üniversitesi gibi simgesel konularda atılacak adımlar, faiz artışına gerek kalmadan Türkiye ekonomisinde mucizeler yaratacak kaldıraç etkisine sahip.  Tabi altını ifade özgürlüğü, hukuk-adalet reformu, kamuda yeniden kurumsal özerklik gibi köklü ilerlemeler ile desteklemek önemli.

2020’de enflasyonu, TL’deki değer kaybı, çoğalan yoksulluk ve genel itibarıyla Türkiye ekonomisinin geldiği seviye işte bu kapıları zorlamakta.

Anahtar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde; keza sistem kendisinden ibaret. O nedenle 2021 büyük olasılıkla önemli değişikliklere gebe.

GA.

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları