Sosyal Medya

Ercan Uysal Yazdı: ‘Hanehalkı Borçluluğu; Zor Zamanlar’

26 Ocak 2021

Pandemi sonrası hanehalkı borçluluğu taşınması güç bir yüke dönüşmüştür.

Yiğidin Borçla İmtihanı” başlıklı yazı dizimizin bu bölümünde hanehalkı borçluluğunu inceleyeceğiz.  Türkiye’de hanehalkının finansal sistemden kullanılan borçlarla tanışmasının büyük ölçüde 2003 sonrası dönemde olduğunu görmekteyiz. Bu dönem öncesinde yüksek enflasyon-faiz ve kamu sektörünün kredi kaynaklarının çok önemli bir oranını kullanması nedeniyle hanehalkı borçluluğu gelire göre çok düşük düzeyde seyretmiştir. 2003 sonrası hızla düşen enflasyon ve bunu takip eden kredi faizlerindeki düşüş sonucunda toplam hanehalkı borçları 2003-2013 yılları arasında yıllık ortalama %40 büyümüştür. 2012-2013 yıllarında alınan makro ihtiyati tedbirler ve 2018 kur krizi sonucunda 2014-2018 döneminde borç artış hızı keskin bir şekilde yıllık %9 düzeyine gerilemiştir. 2019 yılında Merkez Bankasının faiz indirimlerini takiben kredi faizleri de düşerek tüketici kredilerinde hızlı bir toparlanmaya yol açmıştır. Pandemi sonrasında önce kamu bankaları, sonra aktif rasyosunun tesis edilmesiyle özel bankaların da katılımıyla hanehalkı borçları 2020 yılında bir önceki yıla göre %35 artmıştır. Tablo 1’de gösterildiği gibi 2020 yılı sonunda toplam hanehalkı borçları 853 milyar TL’ye erişmiştir. İhtiyaç kredilerinin payı %46 olurken, konut kredileri %35 ile ikinci sırada yer almıştır.

Hanehalkı toplam borçlarının ulusal gelire oranının 2013-2018 yılları arasında kaydedilen sınırlı düşüşünün ardından 2020 sonunda tekrar %18 düzeyine çıktığını görmekteyiz (Grafik 2). Türkiye’de hanehalkı borçlarının ulusal gelire oranının gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilere göre düşük olmasına dayanarak sıklıkla borç yükünün sorun olmadığı dile getirilmektedir. TÜİK Hanehalkı Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre 2003-2019 döneminde hanehalkı harcanabilir gelirinin ulusal gelirin ortalama %37’sine karşılık geldiğini göz önüne alırsak (dipnota bakınız), ulusal gelirin hanehalkı borçluluğu hesaplamasında yanıltıcı bir gösterge olacağını düşünmekteyiz. Dolayısı ile borçluluğu ölçmek için hanehalkı harcanabilir gelirine bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu ölçüte göre hanehalkı toplam borçlarının harcanabilir hanehalkı gelirlerine oranı 2020 yılı sonunda %55 düzeyine yükseldiğini hesaplıyoruz (Grafik 2).

Bununla beraber aşağıda detaylı bir şekilde tartıştığımız üzere borç ve gelir dağılımı hanehalkları arasında eşit dağılmadığı için hanehalkı borçluluğunu toplam harcanabilir gelir üzerinden ölçmek de yanıltıcı olabilir. Diğer bir ifadeyle borçluluk dağılımını borçlu hanehalkları ve gelirleri üzerinden tahmin etmek gerekmektedir. Hanehalkı borçlarının türlerine ve gelir dilimlerine göre dağılımı bize borçluluk ve borç yükü hakkında çok daha güvenilir bir analiz sunmaktadır.

2020/3Ç sonunda Türkiye’nin hanehalkı toplam borçluluğunun Gelişmekte Olan Ülke ekonomilerinin ortalamasında daha düşük olduğu görülmektedir (Grafik 4). Ancak Türkiye’deki hanehalkı borçlarının yaklaşık %65’i tüketime yönelik borçlardan oluşurken, GOÜ ekonomilerinde bu oran %40 düzeyindedir. Ayrıca yukarıda değindiğimiz üzere borçluluğu ulusal gelir üzerinden karşılaştırmak yanıltıcı olmaktadır. Hanehalklarının ulusal gelirden aldığı pay – özellikle işgücü gelirleri- ve harcanabilir gelirin dağılımı ülkeler arasında çok önemli farklılıklar sergilemektedir. Örneğin, Türkiye’de işgücünün toplam gayrisafi katma değerden aldığı pay %36 düzeyindeyken, benzer ülkelerde bu oran %50’dir (Grafik 5). Bununla beraber Türkiye gelir ve servet dağılımının en bozuk olduğu ülkelerden biridir. World Inequality Database verilerine göre Türkiye’de en zengin %1’lik kesim toplam vergi öncesi gelirin %23.4’ünü almaktadır (Grafik 6). Bu oranla Türkiye 119 ülke arasında 8. sırada yer almaktadır.

Borçlu hanehalklarının borçluluk göstergeleriyle ilgili Gelişmekte Olan Ülkelerin yayınladığı veriler kısıtlı olduğu için sağlıklı bir karşılaştırmalı analiz yapamıyoruz. Ancak ilgilenenlere Avrupa Merkez Bankasının yayınladığı Household Finance and Consumption Network (HFCN) çalışmasını incelemelerini öneririz (buraya bknz).

Pandemi sonrası doğrudan gelir yardımı sınırlı kalırken, borçlandırma yoluyla destek tercih edilmiştir.

Yüksek gelir dağılımı bozukluğuyla beraber Türkiye borçlu sayısının yüksekliği ile de dikkat çekmektedir. 2020 yılında kredi verilen kişi sayısının yıllık 18 milyon ile rekor kırdığını görmekteyiz (Grafik 7). Diğer yandan TBB Kredi Risk Merkezi verilerine göre Nisan-Ağustos 2020 döneminde toplam 2.9 milyon kişi ilk defa bireysel ve konut kredisi kullanmıştır (Grafik 9). Pandemi öncesinde ilk defa kredi kullanan kişi sayısının aylık 140 bin düzeyinde olduğunu göz önüne alırsak, Nisan-Ağustos döneminde normal düzeyin üzerinde kredi kullanan kişi sayısının toplam 2 milyon olduğunu tahmin etmekteyiz. Tahminlerimize göre bu rakam yaklaşık 1 milyon yeni hanehalkının borçlandığını (toplam hanehalkı sayısının %5’i) ima etmektedir.

TÜİK Hanehalkı Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre 2019 yılı sonunda Türkiye’de borç ya da taksiti olan (konut kredisi hariç) hanehalkı sayısı toplam hanehalkı sayısının %71’ine erişmiştir (Grafik 8). Tüketici kredilerinde 2020 yılında kaydedilen yüksek artıştan sonra bu oranın %75’e ulaştığını tahmin ediyoruz. Konut kredilerini de eklersek bu oranın %77-%78 düzeyinde olduğunu düşünüyoruz.

ING International Survey’in 16 ülkede yaptığı araştırmaya göre, 2018 yılında Türkiye’nin borçlu hanehalkı oranının en yüksek olduğu ülke olduğu görülmektedir (Grafik 11). Özellikle kredi kartı borçlu oranında açık ara en üst sırada yer almaktadır. Örneklem içinde yer alan AB ülkelerinde kredi kartı borcu olan hanehalkı oranı ortalama %18 iken, bu oran Türkiye’de %51’dir. Aynı anket maddi sıkıntıya düşüldüğünde kredi kartı borçlanmasına başvuran hanehalkı oranının %60 ile AB ortalaması olan %28’in iki katı olduğunu göstermektedir (Grafik 12). Ayrıca pandemi sonrası yapılan yeni bir ankette finansal zorlukla karşılaşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ülkenin %59 ile Türkiye olduğu görülmektedir (Grafik 13).

TBB Kredi Risk Merkezi verilerine göre Kasım 2020 sonunda finansal sistemden borçlanan bireylerin toplam sayısı 34 milyondur (Grafik 14). TBB Kredi Risk Merkezi’nin açıklamalarına göre bireysel krediler, bankalarca, finansman şirketlerince ve finansal kiralama şirketlerince T.C. kimlik numarası bulunan gerçek kişilere kullandırılan konut kredisi, taşıt kredisi, ihtiyaç ve diğer krediler ve bireysel kredi kartı toplamından oluşmaktadır ve tekil kişi sayısını göstermektedir. Yani bir kişinin birden fazla bireysel kredisi olması durumunda ilgili kişi bir kez sayılmaktadır.

Tahminlerimize göre bireysel kredi borçlularının (ihtiyaç+konut+taşıt+kredi kartı) toplam borç verilebilir nüfusa oranı 2020 yılının sonunda %80 düzeyine yükselmiştir (Grafik 15). Borç verilebilir nüfus üzerinde genel kabul görmüş bir tanıma dayanmadığından, kendi tanımımızı kullanıyoruz. Borç verilebilir nüfusu +19 yaş nüfustan geniş tanımlı işsiz sayısını ve yoksulluk sınırının altında gelir sahibi olanları çıkararak hesaplamaktayız.  Ancak son yıllarda bankaların, özellikle  pandemi sonrasında kamu bankalarının, düşük gelirli veya resmi gelir gösteremeyen bireylere de kredi verdiklerini göz önüne alırsak, borç verilebilir ve borç verilen nüfus arasındaki farkın açıldığını varsaymak gerekir. Bu farkın açılması hanehalkı borçlarının bu düzeyde sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır.

Finansal sistemden borç kullananların sayısı son 10 yılda giderek artan bir oranda düşük gelir gruplarına verilen borçlar ile artmıştır.

2003 sonrası dönemde tüketici kredilerinde kaydedilen hızlı artışın çok büyük ölçüde düşük gelir gruplarına verilen kredilerle gerçekleştiğini görmekteyiz. TBB Tüketici Kredileri verilerine dayanarak yaptığımız hesaplara göre 2008 yılında yeni kredi kullananların bankalara beyan ettikleri ortalama aylık gelir tutarı net asgari ücretin yaklaşık 4 katıyken, bu oran 2020 yılında 1.5 katın altına düşmüştür (Grafik 18). Bu düşüşte tüketici kredisi penetrasyon oranlarının artması kadar ortalama hanehalkı gelirlerinin asgari ücrete yakınsaması da önemli bir rol oynamıştır. Grafik 16’da görüldüğü gibi ortalama aylık hanehalkı harcanabilir geliri 2007’de net asgari ücretin 1.6 katıyken, 2019 yılında 1.2 katına kadar gerilemiştir.

SGK verilerine göre zorunlu sigortalıların %37’si asgari ücretle çalışırken, %40’ı asgari ücretin bir ile iki katı arasında bir aylık gelire sahiptir. Diğer yandan yine SGK verilerine göre 2019 yılında kayıt dışı istihdam oranı %34.5’tur. Kayıt dışı çalışanların önemli bir bölümünün asgari ücret ya da daha düşük bir ücretle çalışan düşük gelirlilerden oluştuğu TÜİK Hanehalkı Gelir ve Yaşam Koşulları istatistiklerinden görülmektedir.

Pandemi sonrasında özellikle kamu bankalarının gelir sahibi olmayan vatandaşlara da ihtiyaç kredisi kullandırması sonucunda kredi kullananların ortalama gelir düzeyinin daha da aşağılara indiğini düşünmekteyiz. Bunu yanı sıra bankaların son 10 yılda kişisel kredi skoruna dayanan istatistiki modellere dayanarak geliri düşük ya da olmayan bireylere de kredi verdiğini işaret eden anekdotal bilgiler de mevcuttur.

Orta sınıfların borç yükü önemli oranda artmıştır.

TBB Risk Merkezi verilerine göre Kasım 2020 sonunda bireysel kredilerin ortalama borç bakiyesi 25,326 TL’dir. Taşıt ve konut kredilerini hariç tutarsak, borçlu başına düşen ortalama ihtiyaç kredisi ve kredi kartı borç (taksitli ve bakiyesi kredilendirilen) bakiyelerini sırasıyla 13,000 TL ve 2,500 TL olarak tahmin ediyoruz (Tablo 2).

Yukarıda açıkladığımız gibi Türkiye’de toplam hanehalklarının yaklaşık %75-%80’i finansal borç yükümlülüğü altındadır. Ancak borçlar ve gelirler hanehalkları arasında eşit dağılmadığı için manşet rakamlar yanıltıcı olmaktadır. Hanehalkı borçlarının gelir dilimlerine göre dağılımını tahmin etmek için kredi türü bazında, borçlu birey ve hanehalkı sosyal, ekonomik ve demografik karakteristiklerine dayanan geniş bir mikro veri seti kullanıyoruz. Kullandığımız verilerin önemli bölümünü TÜİK Hanehalkı Gelir ve Yaşam Koşulları anketleri, TBB Tüketici Kredileri Raporları/Risk Merkezi, Bankalararası Kart Merkezi raporları ve bu konularda yapılmış akademik anket çalışmalarından elde ettik. Bu verilere dayanarak borçlu hanehalkı, borçlu birey sayısı ve borç bakiyelerini gelir dilimlerine göre tahmin etmekteyiz. %10’luk gelir grupları bazında tahmin edilen dağılımın gerçek dağılımı makul ölçüde yansıttığını düşünmekteyiz.

Yukarıda açıklanan yöntem ile hesapladığımız dağılıma göre aylık harcanabilir gelirleri 5. ve 8. gelir dilimleri arasında olan 9.6 milyon hanehalkının (toplam hanehalkı sayısının %40’ı) ortalama %90’ının borcu bulunmaktadır.  Bu oran en düşük ilk 1. ve 2. gelir dilimlerde ortalama %50, en yüksek gelir grubunda ise %60 civarındadır (Grafik 20). Borçlu hanehalklarının toplam borçlarının yıllık harcanabilir gelire oranını ortalama %70 düzeyinde tahmin etmekteyiz. Görüldüğü üzere borcu olan hanehalklarının ortalama borçluluğu tüm hanehalklarını içeren manşet oranın (%55) çok üzerindedir.

Bununla beraber %70 olarak hesaplanan ortalama borç yükü de esasen resmin tümünü göstermemektedir. Grafik 21’te görüldüğü gibi 5. ve 8. gelir dilimlerinde olan hanehalklarının ortalama borç yükü yıllık hanehalkı harcanabilir gelirinin %90’ına karşılık gelmektedir. Diğer bir ifadeyle bu gelir dilimlerindeki grupların toplam borçları aylık harcanabilir hanehalkı gelirinin ortalama 11 katıdır. Bu oran en düşük ve en yüksek gelir gruplarında ortalamanın yarısı kadardır (Grafik 24).

Tekrar etmek gerekirse toplam hanehalklarının %75’i borçluyken ve borç yükü toplam hanehalkı harcanabilir gelirinin %55’i seviyesindeyken, gelir ve borç dağılımını dikkate aldığımızda orta sınıf olarak nitelendirebileceğimiz kesimlerin genel ortalamalara göre daha yüksek bir oranının daha yüksek bir borç yükü taşıdığını görmekteyiz.

Diğer yandan borçlu hanehalklarının aylık ortalama borç ödemelerinin (borç servisi oranı) konut dışı borçlar için aylık harcanabilir gelirin %30’u ve konut kredisi olanlar içinse %25 düzeyinde olduğunu tahmin ediyoruz (Grafik 22 ve 23).  Gelir dağılımı göz önüne alındığında 2. ve 7. gelir dilimleri arasındaki borçlu hanehalkları için bu oran ortalama %40 düzeyine yükselmektedir. Konut kredisi borcu olan hanehalkları arasında 5. ve 9. gelir dilimlerinde olanlar için ortalama aylık borç servis rasyosunun ortalama %30 düzeyinde olduğunu tahmin etmekteyiz. Kira harcamalarının hanehalkı toplam harcamalarının yaklaşık %25’ini oluşturdu göz önüne alınırsa sadece konut kredi borcu olanların borç yükünün makul düzeyde olduğunu varsayabiliriz.

TÜİK Hanehalkı Yaşam Koşulları istatistiklerine göre 2018 yılından sonra “borç veya taksit ödemeleri çok yük getiriyor” sorusuna olumlu yanıt verenlerin oranı bütün gelir dilimlerinde 2006-2017 yılları arasında düşerken, 2018 sonrasında artış göstermektedir (Grafik 26). Özellikle medyan harcanabilir gelirin altında geliri olanlarda (tüm hanehalklarının %25’i) bu oran 2019 yılında hızla artmıştır. Diğer yandan “borç veya taksit ödemeleri biraz yük getiriyor” sorusuna olumlu yanıt veren hanehalklarının oranı 2006-2019 yılları arasında bütün gelir gruplarında artış göstermektedir (Grafik 27). Görüşümüze göre pandemi sonrası yapılacak olan hanehalkı anketlerinde bu oranların özellikle düşük ve orta gelire sahip hanehalkları için daha da tırmanacağını bekleyebiliriz.

Sorunlu hanehalkı borç stoku manşet rakamlarda görünenden daha yüksektir. TBB Risk Merkezi verilerine göre Kasım 2020 sonunda bankaların ve tüketici finansmanı şirketlerinin tasfiye olunacak alacaklarının toplamı 22.3 milyar TL’dir.  Tasfiye olunacak borçların yaklaşık %60’ı ihtiyaç kredilerinden, %32’si ise kredi kartı borçlarından oluşmaktadır (Tablo 3). BDDK verilerine göre ise Takipteki Tüketici ve Kredi Kartı Alacakları Ocak 2021 birinci haftası sonunda 16.9 milyar TL tutarındadır. BDDK verisinin TBB’den düşük olmasının nedeni sadece bankacılık sektörünce verilen kredileri kapsaması ve takipteki alacak tanımının farklı olmasıdır.

TBB ve VYŞ’lerden derlediğimiz verilere göre sorunlu alacak tekil borçlu sayısını yaklaşık 6 milyon olarak tahmin etmekteyiz (Tablo 3). TBB Risk Merkezi verilerine göre Ocak-Kasım 2020 döneminde yasal takip altındaki borçlu sayısının bir önceki yılın aynı dönemine göre %55 azalarak 641 bine düştüğü görülmektedir. Bunun başlıca nedeni pandemi sonrasında yürürlüğe giren yasal takipteki krediler kriterlerinin esnetilmesidir. Bundan dolayı yasal takipteki borçlu sayısı için 2019 sonundaki rakamı kullanıyoruz. Büyük olasılıkla güncel gerçek rakamın bunun da oldukça üzerinde olduğunu düşünmekteyiz.

Sorunlu kredi kriterlerinin esnetilmesi ve bireysel kredilerdeki hızlı artış sonucunda bankacılık sistemindeki yasal takipteki alacak oranı 2020 yılı sonunda bir önceki yıla göre 1.4 puan azalarak %2.1 düzeyine gerilemiştir (Grafik 28). Diğer yandan bankaların yakın takipte izledikleri bireysel kredilerin toplamı 40 milyar TL ile toplam tüketici kredilerinin %5’ine karşılık gelmektedir. Görüşümüze göre yasal ve yakın takipteki krediler raporlanan rakamlardan daha yüksektir. Grafik 29’de görüldüğü gibi geniş tanımlı işsiz sayısındaki değişim ile yasal takipteki kredilerin değişimi arasında 2020 pandemi öncesinde görülen yakın ilişki pandemi sonrasında tamamen ortadan kalkmıştır. Bununla beraber 2017 sonrasında, özellikle KGF programının yürürlüğe girmesiyle beraber, yakın takipteki bireysel krediler hızla artarak 2020 3. çeyrekte 40 milyar TL düzeyine çıkmıştır. Dolayısı ile toplam sorunlu bireysel kredi stoku (yasal takip ve yakın izleme) yaklaşık 62 milyar TL’ye yükselmiştir.

2003-2016 döneminde uygulanan kredilerin sınıflandırılması kuralları eğer geçerli olsaydı, bireysel krediler (kredi kart borçları dahil) için Tahsili Gecikmiş Alacaklar (TGA) oranının bankacılık sektörü verileri ile hesaplanan güncel düzeyinin yaklaşık 3.5-4 katına çıkacağını tahmin etmekteyiz. Diğer bir ifadeyle yasal takipteki bireysel kredi ve kredi kartı borçları TGA oranının normal koşullar altında %7-%8 civarında olacağını hesaplamaktayız. 2003-2016 verilerini kullanarak olması gereken TGA oranını geniş tanımlı işsizlik ve ortalama bireysel kredi faizlerini bağımsız değişken olarak kullandığımız model ile tahmin ediyoruz.

Bununla beraber pandemi sonrası dönemde hanehalkı borçlarının yasal takibe atılmadan ekonomik durum iyileşinceye kadar yeniden yapılandırılmasının doğru olduğunu düşünmekteyiz. Geniş işsizliğin %25 düzeyinin üzerine çıktığı bir durumda, doğrudan gelir desteklerinin de yetersiz olduğunu göz önüne alırsak, borçlu birey ve hanehalklarının ekonomik durumunu daha fazla bozacak politikalar izlemek büyük bir ekonomik ve sosyal faciaya yol açma riski içermektedir. Dolayısı ile BDDK’nın bu konuda izlediği kredi sınıflandırması ve karşılıklar politikası görüşümüze göre içinde bulunduğumuz koşullarda doğru bir yaklaşımdır. Ancak bu yaklaşımın daha kapsamlı ve kalıcı bir çözümle desteklenmesi gerekmektedir.

Tüketim harcamalarının borçlanmaya olan bağımlılığı artmıştır.

Grafik 30’da görüldüğü gibi hanehalkı özel tüketim harcamaları ile tüketici kredilerinin değişimi arasında yakın bir ilişki gözlenmektedir. İşgücü ödemeleri ve tüketici kredilerini enflasyondan arındırıp bağımsız değişken olarak kullandığımız modele göre özel tüketim harcamalarındaki değişim son 5 yılda daha yüksek bir oranda tüketici kredilerindeki değişime bağımlı hale gelmiştir. Teknik olarak ifade edersek özel tüketim harcamalarının 2016-2020 arasında, 2008-2015 dönemine göre kredi esnekliği iki kat artmıştır. Reel ücret ve maaşlardaki büyüme trendinin 2016 sonrası dönemde düşüşe geçmesi (Grafik 31), hanehalkı tüketiminin giderek daha fazla bir oranda kredi kullanımı ile sürdürülmesine yol açmıştır.

Dolayısı ile borç yükünün azaltılması ve tekrar sorun olmasının engellenmesi için izlenebilecek politikaların kısa ve orta vadede özel tüketim harcamaları üzerinden ekonomik büyüme üzerinde baskı oluşturması beklenmelidir. Uzun dönemde bu sorunun çözümü daha adil bir gelir dağılımı, yüksek verimlilikle desteklenen ücretler ve daha uzun vadeli/düşük faizli borçlanma olanağında yatmaktadır. Ancak Keynes’in dediği gibi “uzun dönemde hepimiz ölmüş olacağız.”

Sonuç:

Türkiye’de hanehalkı borçları pandemi sonrasında hem mutlak tutar hem de halkın kullanılabilir gelirine göre tarihi zirvesine çıkmıştır. 2020 yılı sonunda finansal sisteme borçlu olan kişi sayısı 34 milyon, borçlarını ödeyemedikleri için yasal takibe düşmüş olan borçlu sayısı 3.5 milyon’a erişmiştir. Bankalarca yakın takipte izlenen borçlu sayısının ise yaklaşık 2.5 milyon olduğunu tahmin ediyoruz. Gelir ve borç dağılımını göz önüne aldığımızda orta sınıf olarak nitelendirebileceğimiz kesimin borçluluk oranının %80-%90’lara vardığını ve bu kesimin toplam borçlarının yıllık kullanılabilir gelire göre yine %80-%90 düzeylerine vardığını tahmin etmekteyiz.  Pandemi sonrasında geniş işsizlik oranı %25 düzeyine çıkarken, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre kısa çalışma ödeneğinden yararlananların sayısı 3.5 milyonu aşmıştır. Diğer bir ifadeyle hanehalklarında işsiz sayısı artarken, işini kaybetmeyenlerin de gelirleri azalmıştır.

Konut ve taşıt kredileri hariç bireysel kredilerin ortalama vadesinin 36 ay olduğu düşünüldüğünde, bu yıl içinde yaklaşık 150 milyar TL tutarında bireysel kredinin önemli bir bölümünün güncel kredi faizlerinden yenileneceğini varsayabiliriz. Bu rakama yaklaşık 100 milyar TL tutarında kredi kartı borcunu (taksitli + kredilendirilen bakiye) eklersek, kabaca 250 milyar TL büyüklüğünde bir hanehalkı borcunun çevrilmesi gerektiği görülmektedir. Eğer bankalar tüketici kredisi risklerini azaltmak için daha az kredi vermeye yönelirlerse – ki son bir aydır eğilim bu yöndedir- bu borçların bir bölümünün ödenemez hale gelmesi kaçınılmazdır.

Bundan dolayı politika yapıcıların acilen geniş halk kesimlerinin yüksek borçluluk sorununa bütünsel ve kalıcı bir çözüm geliştirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Uluslararası çözüm modelleri incelendiğinde kapsamlı bir çözümün mümkün olduğu görülmektedir. Bu konudaki düşüncelerimizi bir sonraki yazımıza bırakıyoruz.

Dipnot: TÜİK Hanehalkı Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları istatistiklerinde anket verilerine dayanan toplam hanehalkı harcanabilir geliri ile yine TÜİK tarafından yayınlanan Sektörel Hesaplarda sunulan rakamlar arasında çok büyük bir fark görülmektedir. Örneğin 2018 yılı için Hanehalkı Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları anketi sonuçlarına göre toplam hanehalkı harcanabilir geliri 1.2 trilyon TL olmasına karşın, Sektörel Hesaplara göre bu tutar 2.4 trn TL’dir. Bu iki kaynak arasındaki fark TÜİK’e göre büyük ölçüde mülkiyet gelirlerinin (özellikle şirketlerin dağıttığı temettü ve faiz gelirleri) hanehalkı anketlerine eksik yansımasından kaynaklanmaktadır. 2018 yılında toplam vergi öncesi mülkiyet gelirlerinin 590 milyar TL olduğunu görmekteyiz. Bu gelirlerin hemen hemen hepsinin toplam gelirden %24 pay alan tepedeki %1’lik hanehalklarına ait olduğu varsaymak yanıltıcı olmayacaktır.  2018 Hanehalkı Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları anketinde en yüksek %5’lik gelir diliminin toplam hanehalkı harcanabilir gelirinin 265 milyar TL olduğu görülmektedir. Dolayısı ile mülkiyet gelirlerinin anket tabanlı rakamlara büyük ölçüde yansımadığı sunucuna varabiliriz.

Sonuç itibariyle en zengin %5’lik gelir grubunun (özellikle en zengin %1) nette borç alan değil, borç veren hanehaklarından oluştuğu varsayımını da göz önüne alırsak, borç yükünü hesaplarken kullandığımız toplam hanehalkı harcanabilir gelir tahmininin hanehalklarının %95’inin gelirini makul ölçüde yansıttığına inanmaktayız. TCMB’nin yayınladığı Finansal İstikrar raporlarında 2017 yılında kadar TÜİK Hanehalkı Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları istatistiklerine dayanan toplam hanehalkı harcanabilir gelir rakamlarını kullandığını da belirtmek isteriz (buraya bknz).

Ercan UYSAL

 


İLGİLİ HABERErcan Uysal Yazdı: 'Merkez’in Borçla İmtihanı' - (1. Bölüm)Ercan Uysal Yazdı: ‘Merkez’in Borçla İmtihanı’ – (1. Bölüm)

İLGİLİ HABERErcan Uysal Yazdı: 'Merkez’in Borçla İmtihanı' - (2. Bölüm)Ercan Uysal Yazdı: ‘Merkez’in Borçla İmtihanı’ – (2. Bölüm)

İLGİLİ HABERErcan Uysal Yazdı: 'Yiğidin Borçla İmtihanı'Ercan Uysal Yazdı: ‘Yiğidin Borçla İmtihanı’

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları