Sosyal Medya

SIKI PARA POLİTİKASI MI? HADİ CANIM SEN DE!

19 Şubat 2021

Geçen yazımda Merkez Bankası’nın dünkü Para Politikası Kurulu karar metnindeki sıkı para politikası vurgusuna değinmiş ancak bu konuyu bir sonraki yazımda değerlendireceğimi söylemiştim.

Önce geçen yazımda da alıntıladığım o “sıkı para” mesajlarını yeniden nakledelim:

“Gerçekleştirilen güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkilerinin daha belirgin hale gelmesi beklenmekte, böylelikle enflasyon üzerinde etkili olan talep ve maliyet unsurlarının kademeli olarak zayıflayacağı öngörülmektedir. (…) 2021 yılsonu tahmin hedefi dikkate alınarak, enflasyonda kalıcı düşüşe ve fiyat istikrarına işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar, sıkı para politikası duruşu kararlılıkla uzun bir müddet sürdürülecektir.”

Kararlılıkla ve uzun müddet sürdürülmesini bir yana bırakalım ve önce şunu soralım: Acaba hâlihazırda bir “sıkı para politikası” uygulanıyor mu?

Doğrusu hiç öyle bir kanıda değilim.

Sebeplerini kısaca sayayım.

Önce teorik sebepler…

“Sıkı para politikası denilen kavram evet bazı durumlarda enflasyonu önlemek için faydalıdır ama meşhur “paranın miktar teorisi” denilen ve onun dayandığı merkez bankasının para arzını istediği gibi yahut da en azından çok büyük ölçüde belirleyebileceği ana fikrine dayanır. Yüzyıllar öncesine Rönesans İtalyasına kadar bu fikrin kaynağını takip etmek mümkün. Yakın dönemde “parasalcı” ekonomist Milton Friedman tarafından “modern” versiyonu popüler kılındı. Neoliberalizm denilen akımın amentüsü gibi bir şeydi. 1980’lerin başında bizde de çoğu iktisatçının ağzından “sıkı para”dan başka laf çıkmazdı. Reagan, Thatcher ve bizdeki acentaları Özal sıkı para politikasını “Başka alternatif yok!” adlı programın en esaslı unsurlarından biri olarak uygulamaya meraklıydı.

Peki uygulayabildiler mi?

ABD ve benzeri batı ülkelerinde kısmen ve ancak geçici olarak…

Bizde: Hemen hiç!

Niye?

Miktar teorisinin teorik sorunlarının ayrıntılarını şimdilik es geçelim. Devasa bir külliyat var o konuda.

Fakat tez zamanda anlaşıldı ki 1. Merkez bankaları kontrol etmek istediği parasal büyüklükleri aslında kontrol edemiyor; para arzı daha çok “piyasa” tarafından belirleniyor. 2. Enflasyonu düşürmek için para arzını bir iyice kısmak iyi bir fikir gibi görülse de onu kısmak için de önce enflasyonu düşürmek gerekiyor; çünkü piyasadaki gerekli para miktarı enflasyon oranı yüzünden artmak zorunda. 3. Piyasadaki “reel” para arzını da hızlı ve sert biçimde durdurursanız bu kez ekonomi ani bir durgunluğa giriyor; (genellikle az gelişmiş)bazı ülkelerde ise 180’le giden araba aniden frene basılınca takla atıyor, enflasyonu düşüreyim derken ülke durgunluğa değil bildiğiniz krize giriyordu. 4. Yok eğer enflasyonu yavaş yavaş düşürmek için para arzı musluklarını pek az kısmaya kalkarsa, merkez bankasının musluğu kısmayı becerme şansının iyice azalması bir yana, enflasyon beklentilerinin kırılamayışı nedeniyle bunun bir faydası da olmuyordu.

Sonunda 1970 sonlarından 80 ortalarına kadar enflasyonu düşürmek konusunda öğrenilen bir ders varsa o da enflasyonun ya hızlı düşürülebileceği ya da hemen hiç düşürülemeyeceğidir.

Vellhasıl 70 sonlarında onca afra tafra ile ilan edilen merkez bankasının para arzı miktarını kısıtlama politikası tüm dünyada 80’lerde fazla gürültü çıkarmadan utangaçça el altından iptal edildi. Merkez bankaları miktar belirlemeye değil eskisi gibi kısa vadeli faizleri belirlemeye döndü.

1990’lardan sonra dünyada enflasyonun düşmesinin sebebi de o meşhur sıkı para politikasından çok muhafazakâr politikacılar eliyle sendikaların kırılması ve reel ücretlerin düşürülmesi, petrol vb gibi hammadde fiyatlarını politik sebeplerle yükselten şokların etkisinin azalması ve en önemlisi de Çin ve benzerleri gibi son derece ucuz emeğe yaslanan “Asya kaplanları”nın yine süper ucuz mallarının dünya piyasalarına girişiydi.

Bu kadar “teori” yeter deyip, Türkiye’de karşılıksız para yaratmanın boyutlarının çok yüksek oluşundan ötürü suni alım gücünün kılmasının –yukarıda bahsettiğimiz kısıtlar baki kalmak şartıyla- enflasyonu gerçekten de geriletebileceğini belirtip, baştaki soruya geri dönelim. Türkiye’de bir sıkı para politikası var mı?

Açın eski PPK raporlarına bakın neredeyse tamamında şu meşhur “sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz!” lafını göreceksiniz. Para arzının alıp başını gidip, işlerin zıvanadan çıktığı dönemlerde bile…

Onun için bu ifadenin TCMB karar metinlerinde geçmesi bana hiçbir şey demeyeyim ama çok şey ifade etmiyor.

Gelin rakamlara bakalım.

Merkez bankalar, çok uzun yıllardır geleneksel olarak “piyasa”yı, esas olarak Açık Piyasa İşlemleri (APİ) ile fonlar. Türkiye’de Berat Albayrak ve ekibinin alışılmadık ve Ortodoks olmayan denilen (unconventional-unorthodox) yönetimde (siz bunu deli saçması diye okuyun) bu fonlama APİ’lerden büyük ölçüde bankalarla yapılan swap işlemlerine kaydırılmıştı. Yani TCMB bankalara TL’yi bu kanalla borç veriyor karşılığında onlardan döviz borç alıyordu.

Meşhur “Con Ahmet” yöntemiyle eldeki kendi malı dövizlerini satıp kira dövize çıkma zırvalamasının belkemiği…

Biz lafı TCMB’nin kendisine bırakalım:

“14 Aralık 2020 itibarıyla sistemin fonlama ihtiyacı 567 milyar Türk lirası seviyesindedir. Sistemin fonlama ihtiyacı 2019 yıl sonuna göre yaklaşık olarak 483 milyar TL yükselmiş olup söz konusu artışın temel belirleyicileri, emisyon hacmindeki yükseliş, TL karşılığı döviz ve altın işlemleri ile Hazine’nin net borçlanma tutarındaki artış olmuştur. Reeskont kredileri ve TCMB DİBS alımları ise sistemin fonlama ihtiyacını azaltan unsurlar olmuştur. Sistemin fonlama ihtiyacı, net Açık Piyasa İşlemleri (APİ) ile döviz ve altın karşılığı gerçekleştirilen swap işlemleriyle sağlanmaktadır. Bu kapsamda, 2019 yıl sonu itibarıyla 74 milyar TL olan swap işlem tutarı yaklaşık olarak 278 milyar TL artış göstererek 14 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 352 milyar TL seviyesine yükselmiştir. 2019 yıl sonu itibarıyla 9,9 milyar TL olan net APİ ise yaklaşık 205 milyar TL artış göstererek 14 Aralık 2020 tarihi itibarıyla 215 milyar TL seviyesine ulaşmıştır. (a.b.ç)” (Bkz. TCMB, 2021 Yılı Para ve Kur Politikası, 16 Aralık 2020, s. 9)

 

Dikkat edilecek iki konu var bu açıklamada 1) APİ gibi normal fonlama metodunun swaplara göre çoktan azınlığa düşmüş olması 2) Bankaların fonlama ihtiyacındaki yüksek artış. Bu fon ihtiyacındaki devletin rolü de birkaç satır önce itiraf edilmiş.

Demek ki neymiş, eğer mesela Hazine’nin net borçlanmasını kısmazsanız merkez bankasının bankalara verdiği parayı da kısamıyormuşsunuz!

 

Denebilir ki tamam eski yönetim öyleydi ama şimdi yeni yönetim klasik yönteme avdet edip APİ fonlamasına dönüyor ve net fonlamayı hızla azaltıyor.

Peki gerçekten de öyle mi?

Önermenin birinci kısmı doğru sayılabilir: TCMB swap fonlamasını yavaş yavaş azaltıyor ve onun yerine APİ fonlamasını arttırıyor.

Peki toplam fonlamayı ciddi olarak azaltıyor mu?

Mesela geçen 10 Şubat itibarı ile toplam fonlama ne kadar?

Bunu Twitter’da beş.yüz.yedi adlı anonim hesabın paylaştığı Haluk Bürümcekçi raporundan aktaralım (Bkz. https://twitter.com/e507/status/1359442464856285184)

 

Buradan çıkan sonuç şu: 9 Kasım’da Berat Albayrak istifa ettiğinden beri geçen 93 günde durum şu: Swap ve APİ toplamı eşit.

Toplam fonlamaya gelince yukarıdaki Para ve Kur Politikası Raporu’ndaki son tarih olan 14 Aralık’la kıyaslayalım: Aradan geçen 58 günde swaplar 71 milyar TL azalmış APİ’ler 67 milyar artmış.

Özetle bu gayet sıkı kararlı duruşun yarattığı azalmanın cürmü hepi topu günlük 4 milyar liracık! Stokun % 1’i bile değil!

Bunu daha yakın tarihler için de yaptığınızda pek bir şeyin değişmediğini görebilirsiniz.

Hesaplamak için:

  1. TCMB sitesinde şuraya bakıp https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/dashboard/1441 günlük APİ fonlamasını bulun
  2. Sonra şuraya girip https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/a6ffdb2f-47d9-4ae9-8c39-5075867aaec3/TCMB+Tarafl%C4%B1+Swap+%C4%B0%C5%9Flemleri.pdf?MOD=AJPERES son sütundaki toplam mevcut swap rakamını alıp TL çevirmek için o günkü dolar alış kurunla çarpın.
  3. APİ ve TL swap tutarını toplayın.

 

Denilebilir ki tamam miktar da bir kısıtlama yok ama bankalara artık % 17 gibi yüksek bir faizden fonlama yapılıyor.

Bürümcekçi’nin yukarıdaki tablosu bu konuda da bir şeyler söylüyor: Bankalara fonlama % 17’den değil, yüzde 16’nın da altından 15,95’ten yapılıyor; çünkü swap fonlamasının o tarihteki faizi 14,90.

Şimdi ocak ayı itibarı ile Türkiye’de resmî TÜİK tüketici fiyatları yıllık % 15 üretici fiyatları 26 artmış. (ENAG’a göre yıllık enflasyon % 37)

TCMB’nin enflasyonu, gelecek yıl bile resmî hedefi olan % 5’e düşürmek gibi bir niyeti yok. Düşürmeyi ümit ettiği yer dahi % 9,4. Yek parmak şaşsa (ki hep şaşar) yine çift hane!

Sonuçta bu faize şimdi için değil sıkı, olsa olsa gevşek faiz denebilir.

Bu fonlama miktarlarında ve bu faiz oranının, eğer uluslararası gıda ve hammadde fiyatlarındaki yükseliş durmazsa enflasyonu, anlaşılan kabul ettikleri mevcut parasalcı teoriye göre yüzde 10’un altına düşürmesi imkânsız.

Hadi son bir çabayla TCMB’nin sıkı para iddiasını az çok kurtarmaya çalışalım. Mesela dönüp “Para Tabanı”na bakalım. Merkez bankasının en çok kontrol edebildiği rakamlardan biri “High Powered Money” olarak da bilindiğinden sıkı para politikasının bir ölçütü sayılabilir.

 

 

Buradan da açıkça gözüküyor; 2019 sonundan başlayıp 2020 ortalarına kadar süren müthiş parasal genişlemeden ancak bir gıdım gerileme yapılabilmiş.

Üstelik o bir gıdım gerilemenin de epeyce bir kısmı yeni yönetim döneminde değil Berat Albayrak-Murat Uysal ekibinin son aylarında yapılmış. 24 Eylül-9 Kasım arası eski ekibin son 46 gününde parasal tabandaki gerileme % 4 kadar iken Yeni ekibin ilk 46 gününde sadece % 2,4.

Hadi son bir gayret!

Bari dönüp M2 geniş para arzına bakalım; çünkü burada gerçekten bir gerileme bulacağımız kesin gibi…

Zira M2, TCMB’nin en az kontrol edebildiği, iş âlemindeki gerilmenin kendi kendine frene bastığı ve pandemi nedeniyle gayet olumsuz etkilenen bir gösterge…

 

Burada bir miktar ümitli bir görüntü eğer ince kırmızı hatta gözümüzü kapatır ve sadece yıllık artış hızına bakacak olursak görür gibi oluyoruz.

Gerçekten de aralık ayının sonuna doğru yıllık büyüme oranı yeni yönetimin göreve başladığı günlerdeki %41-42’den % 35’lere ve nihayet 30’a geriliyor. Kırmızı çizgimiz toplam geniş para arzında hissedilir bir gerileme yok; hâlâ çok yüksek ama yıllık büyüme oranı % 30 civarına inmiş. Bu iyi mi? Hedef para arzını azaltmaksa büyümenin ivme kaybı olumlu sayılmalı ama bu ivmenin kendisi hâlâ çok yüksek. Para arzı piyasanın olanca felaketli durumuna göre bile oldukça hızlı artıyor. Yeniden grafiğe bir bakın. Bu ivmenin 2018’deki frene basmanın şiddetinin ancak üçte biri,  2019’daki frene basma şiddetinin de beşte biri kadar olduğunu göreceksiniz.

Madem öyle eski yönetimin kararlı sıkı duruşuna inanmıyorduk da yeni yönetiminkine niye inanıyoruz.

İnanmasına inanalım ama rakamlar başka şey söylüyor. O zaman rakamlara mı inanmayalım?

Seçim sizin.

Son söz olarak şunu söyleyeyim para miktarını büyük ölçüde kredi ihtiyacı beliler. Hem özel sektör hem de kamu adeta borç bağımlısı olmuş halde…

Pandemi bu durumu daha da kötüleştiriyor.

Buna karşılık pandemi genel talep artışını frenleyerek ekonomi yönetiminin eline enflasyonu geriletmek için belki bir daha kolay kolay bulamayacağı bir fırst da sağlıyor.

Para ve kredi konularında miktarın büyük yan etkiler olmadan kolayca kısılamayacağı dönemler yaşıyoruz; evvelki yönetimin çılgın kredi genişlemesi olmasaydı şu sırada kısmanın ne kadar gerekli olduğu da ayrıca tartışılabilirdi.

Peki ne yapılabilir?

Bunu ayrıca tartışacağız. Şimdilik ekonomi yönetimine tavsiyem sadece Friedman’ı yahut son dönem yeni Keynesçilerini okumakla kalmayıp, illa parasalcı bir çerçevede kalacaklarsa bile bari 200 yıl geriye gidip ekonominin kurucu babalarından ve üstelik banker olduğundan para işlerinden anlayan Richard Cantillon’u okumaları…

Bazı çarelere rastlayacaklarına bahse girerim.

 

@cakman4

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları