Sosyal Medya

Ekonomi

S-400 Krizini Aşabilmek Hala Mümkün mü?

Başkan Joe Biden döneminin başlamasıyla birlikte, son yıllarda ardı ardına sorunlar yaşayan ABD-Türkiye ilişkileri için de “yeni bir dönem başlatılabilir…

S-400 Krizini Aşabilmek Hala Mümkün mü?

Başkan Joe Biden döneminin başlamasıyla birlikte, son yıllarda ardı ardına sorunlar yaşayan ABD-Türkiye ilişkileri için de “yeni bir dönem başlatılabilir mi?” sorusu, sık sık gündeme geliyordu. Biden’ın Türkiye’yle “yeni bir sayfa açması” umudunu dile getirenler olsa da mevcut sorunların giderek kemikleşmesi, iki tarafın bu sorunlara dair duruşlarında esnemeler olmaması ve tüm bu gerilimlerin yol açtığı karşılıklı güven kaybı, bu umutları zayıflattı.

Biden’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı göreve başladıktan 3 ay sonra araması dikkat çekerken, hemen ertesinde 1915 Ermeni tehciri için “soykırım” ifadesini kullanması da iki ülke arasındaki tansiyonu yükselten unsurlara bir yenisini ekledi.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Türk-Amerikan ilişkilerinin mevcut durumunu ve beklentileri Amerikan-Alman Marshall Fonu (GMF) Ankara Ofisi Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, VOA Türkçe’ye değerlendirdi.

“Biden’ın ‘soykırım’ demesinin üç sebebi var”

Türk-Amerikan ilişkileri açısından önemli tarihlerden biri 24 Nisan. Her yıl 24 Nisan’da ABD başkanları 1915 olaylarının yıldönümü nedeniyle bir yazılı açıklama yayınlıyor. Bugüne kadar sadece eski Başkan Ronald Reagan 1981 yılında bu olaylar için “soykırım” tanımlamasını kullanmıştı. Bugüne kadar birçok ABD başkanı, seçim kampanyaları döneminde Ermeni diasporasına verdikleri sözlere rağmen, dönemin konjonktürü ve Türkiye’yle müttefiklik ilişkilerinin zarar görmesi kaygısının daha ağır basması gibi sebeplerle bu sözcüğü kullanmadı. Biden ise 40 yıl aradan sonra 1915 olayları için “soykırım” diyen ilk ABD Başkanı oldu. Peki Biden neden böyle bir tercih yaptı. Ünlühisarcıklı’ya göre bunun üç sebebi var.

“Birincisi, Biden’ın kendisiyle ilgili. Biden değerlere, ilkelere dayalı bir siyaset yapmaya çalışıyor şu ana kadar. Gerek geçmişte gerekse seçim kampanyasında bu 1915 olaylarıyla ilgili soykırım ifadesini kullanacağını söyledikten sonra kullanmaması zaten aslında bu ortaya koyduğu siyaset anlayışına ters düşerdi. İkincisi, şu anda herkesin malumu olduğu gibi Türkiye-ABD ilişkileri en zor dönemlerinden birinden geçiyor. Gerek Ankara’da gerek Washington’da ilişkiye önem veren ağlar çökmüş durumda. Yani ilişkinin elit sahipliği artık yok. Eskiden Türkiye’yle ilgili bir konu olduğu zaman gerek Amerikan Savunma Bakanlığı’nda gerek Dışişleri Bakanlığı’nda gerekse aslında daha geniş politika yapıcılar arasında Türkiye-ABD ilişkilerine önem veren ve Beyaz Saray’a ‘aman yapmayın Türkiye bizim önemli bir müttefikimizdir bu ilişkilere çok zarar verir son kertede Amerika’ya zarar verir’ diyen kişiler ve bunların oluşturduğu bir ağ olurdu. Bu artık yok. Dolayısıyla Türkiye’yle ilgili olumsuz konularda Washington’da şu anda bir fren mekanizmasının olmadığını görüyoruz. Üçüncü bir faktör, Türkiye’nin cevap verme marjının en düşük olduğu ana denk geldi. Çünkü dikkat ederseniz Ankara çok düşük profilden bir yanıt verdi. Geçmişte ABD’ye ‘bunu yaparsanız şunu yaparız bunu yaparız’ diyen Türkiye’nin pek bir şey yapmadığı veya başka ülkeler benzer kararlar aldığı, benzer demeçler verdiği zaman çok sert tepki gösteren Türkiye’nin gerçekten ‘dostlar alışverişte görsün’ kabili birtakım tepkiler verdiği ama bunun ötesine geçmediği görüldü. Beyaz Saray, öncesinde de bunun böyle olacağını değerlendirmiş olabilir.”

“Bu açıklamanın uzun vadeli etkisi mutlaka oldu”

Ünlühisarcıklı, Biden’ın açıklamasının ayrıntılarına bakıldığında, Türkiye’yi 1915 olaylarından ayrı tutma yönünde bir çaba sergilendiğinin ve metnin dikkatlice hazırlandığının görüldüğünü söyledi ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek hukuken gerek manen Osmanlı devletinin devamı olduğuna da dikkati çekti. Dolayısıyla her ne kadar “iyi niyetli ve akıllıca” kurgulanmış bir açıklama olsa da bu çabayla yaratılmak istenenin sınırlı olacağını söyledi.

Özgür Ünlühisarcıklı, açıklamanın Türkiye kamuoyunda kısa vadeli ve geçici değil uzun vadeli bir etkisinin mutlaka olacağı görüşünü de dile getirdi. Bazı gelişmelerin etkisinin hemen anlaşılmadığını, zaman içinde ortaya çıktığını ifade eden Ünlühisarcıklı, “Hani kurbağa su yavaş yavaş ısıtılıyorsa yandığını, haşlandığını anlamıyorsa aslında karşılıklı kamuoyu da böyle. Zaten Türkiye’de Amerikan karşıtlığı çok güçlüydü, dolayısıyla etkisi marjinal oldu diye düşünülebilir ama ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Bir kere Türkiye’de kalpleri kırdı” dedi.

“Biden-Erdoğan zirvesi turnusol testi görevi görecek”

Biden’ın açıklamasına Türkiye’de iktidarı ve muhalefeti hemen her kesimden yoğun tepkiler geldi. Ancak şu ana kadar tepkiler söylemsel boyutla sınırla kaldı. Peki Türkiye, bunun ötesine geçer ve Washington’a karşı misilleme niteliğinde somut bir adım atar mı? Ünlühisarcıklı’ya göre, Türkiye’nin atabileceği adımlar var ama bu adımların bir bölümü hem Türkiye açısından da maliyetli hem de Türkiye’nin kendi çıkarlarını zedeleyebilir.

Ünlühisarcıklı, “Ama önemli olan şey şu; belli ki Ankara’nın Amerika’yla ilişkileri düzeltmek için büyük bir çaba gösterdiği bir dönem bu. Dolayısıyla bu çabalara sekte vurmak istemiyor Ankara. Yani önümüzdeki haftalarda, aylarda, ki bu tabi NATO zirvesi çerçevesinde Amerikan başkanıyla Türkiye cumhurbaşkanının yapacağı ikili görüşme herhalde bir turnusol testi görevi görecek, eğer o noktadan itibaren ilişkinin olumlu bir seyre yönelmesi mümkünse Ankara bunu sineye çekebilir. Ama o görüşmede de ilişkilerde herhangi bir iyileşme olmayacağı, aynı atmosferin devam edeceği görülürse o zaman Ankara bazı adımları atmak zorunda hissedebilir kendini çünkü muhalefet de bu yönde sıkıştıracak zaten. Erdoğan’ın hakkıyla cevap verememesini bir zaaf olarak zaten muhalefet tespit etmiş oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da zayıf görünme lüksü olmayan bir lider, dolayısıyla o zaman belli adımları atmak zorunda hissedebilir kendisini” diye konuştu.

“İncirlik Türkiye’nin bir kez kullanabileceği bir koz”

Türkiye’nin verebileceği karşılıklar bakımından elindeki seçeneklerin çok fazla olmadığını dile getiren Ünlühisarcıklı, İncirlik’in kapatılabileceği iddialarına da işaret etti ve “Bunu yapabilir Türkiye. Geçmişte yaptı, çok da zor bir şey değil. Zaten aslında şimdiden Amerika bunun bir gün olabileceğini hesaba katmaya başladığı için alternatiflerini arıyor. Bu Türkiye’nin bir kez kullanabileceği bir koz. Eğer Türkiye İncirlik’i kapatırsa Amerika İncirlik kadar değerli, etkili ve düşük maliyetli olmasa da yine işini görecek başka bir üssü kuracaktır yakın coğrafyada. İncirlik kadar iyisini yapamaz, İncirlik çok değerli bir üs ama bu alternatifini bulamaz anlamına da gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Ünlühisarcıklı, ikinci karşılık olarak Türkiye’nin Suriye’de Amerika’nın çıkarlarını göz ardı eden, tek taraflı ya da Rusya’nın yeşil ışığıyla yeni askeri harekatlar düzenleyebileceğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna son yapılan Barış Kalkanı operasyonundan beri ABD ile oluşturulan koordinasyon mekanizmasından çekilebileceğini belirten Ünlühisarcıklı, ancak bunların Türkiye açısından maliyetinin olabileceğini, Washington’un da benzer türden adımları Türkiye’ye karşı atabileceğini kaydetti.

Üçüncü karşılık olarak da Türkiye’nin, Amerika açısından önemli olan ve katkı sağladığı birtakım alanlarda ayak sürümeye başlayabileceği olasılığına değinen Ünlühisarcıklı, İstanbul’da yapılması planlanan Afganistan barış konferansını ve Türkiye’nin Afganistan’la tarihi, kültürel bağlara sahip olmasını ve bu ülke üzerinde önemli siyasi rolünü örnek vererek, “Başkan Biden bir Afganistan barış konferansı düzenleyip buradan olumlu sonuç almak istiyorsa Türkiye’yi yanında görmek isteyecektir. Türkiye şunu yapabilir, çok istekli davranmayabilir böyle bir durumda, ki bunun da doğrudan Başkan Biden için küçük de olsa olumsuz sonuçları olacaktır” yorumunda bulundu.

”S-400 sorununda Girit modelinin uygulanabilirliği yok”

Türkiye ile ABD arasındaki mevcut sorunlar arasında en öne çıkanı, Ankara’nın Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi. Bu satışa şiddetle karşı çıkan Washington, ceza olarak da Türkiye’yi F-35 uçaklarının ortak üretimi ve tedariki programından çıkarmış ve savunma sanayine yaptırımlar getirmişti. Türkiye ise bölgesindeki tehditler karşısında füze savunma sistemine ihtiyaç duyduğunu ve ABD’den Patriot talebine olumlu yanıt verilmediği için Rus sistemine yönelmek zorunda kaldığını belirtiyor. Sorunun nasıl çözüleceği konusunda bir umut ışığı görünmezken, Biden’ın “soykırım” sözcüğü kullanmasından sonra meselenin daha da çıkmaza girebileceği yorumları mevcut.

Ünlühisarcıklı’ya göre, ABD açısından Türkiye’nin operasyonel durumda S-400 sahibi olduğu bir çözümün düşünülmesi söz konusu bile değil. GMF uzmanı, “Yani Amerika bu konuda çok kalın çizgilerle sınırı çizmiş durumda. Hatta artık iş şuraya doğru gidiyor, operasyonel durumda olmasa bile Türkiye’nin S-400 sahibi olacağı bir durumu Amerika kabullenmiyor gibi görünüyor. Bunu da artık herhalde artık Türkiye anladı. Yani bana göre bu çok net, dolayısıyla Girit modeli, şu modeli bu modeli bana göre uygulanabilirliği yok” diye konuştu.

Bununla birlikte “madalyonun bir de öbür yüzünün olduğunu” belirten Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin bu aşamadan sonra S-400’ten vazgeçmesinin teknik ve stratejik açıdan mümkün olsa da siyasi açıdan mümkün olmadığını vurguladı. Ünlühisarcıklı, “Bu, Erdoğan’ı çok zayıf gösterir ve muhaliflerin eline de çok büyük bir koz verir. Dolayısıyla Amerika’nın da şunu anlaması lazım, bu doğrudur eğridir bunlar ayrı konular, ama nasıl ki Amerika’nın S-400 sahibi bir Türkiye’yi kabul etmesi mümkün değilse Türkiye’nin de kolaylıkla ‘tamam Amerika madem bu kadar rahatsız, ben de bu S-400’leri elimden çıkartayım’ demesi mümkün değil. Dolayısıyla bir miktar yaratıcılık kullanmak gerekiyor. Bu yaratıcılığı kullanırken öncelikle güven arttırıcı bir model izlemek gerekiyor. Bir süreç işletmek gerekiyor. Bu bugünden yarına olacak iş değil ve bu sürecin sonunda Türkiye’nin S-400 sahibi olmaması ama bunun karşılığında uygun koşullarla Patriot sahibi olması veya eşdeğer başka bir NATO sisteminin sahibi olması gerekiyor” dedi.

”S-400’lerin kullanılmaması karşılığında ABD Patriot konuşlandırabilir”

Bu parametre altında olası çözüm yolları üzerinde başta politika yapıcılar ve karar alıcılar olmak üzere herkesin oturup düşünmesi gerektiğini ifade eden Ünlühisarcıklı, çözüm için şöyle bir modelin izlenebileceğini söyledi.

“Türkiye’nin iki yıllığına, bu değişebilir bir yıl olabilir üç yıl olabilir ama iki yıl diyelim, S-400 sistemini kutuda, hangarda bekletmeyi taahhüt etmesi karşılığında ABD de iki yıllığına Türkiye’ye Patriot bataryası konuşlandırabilir. Bu iki yılın sonunda durumun yeniden değerlendirilmesine karar verilir. Ne Türkiye S-400’leri elinden tamamen çıkartmayı vaat eder ve dolayısıyla böyle bir alttan alan tutum içinde olur ne de ABD Türkiye’ye Patriot satmayı taahhüt eder. Ama bu iki yıl içinde bir kere bir güven artar. Yani Türkiye’de Patriot bataryalarının olması ve Türkiye’yi dış düşmanlara karşı koruması mutlaka kamuoyu açısından da önemli bir etkendir. Bu iki yıla yayma olayı bir kere krizin akutluğunu ortadan kaldırır. Zaman kazandırır. Bu iki yılın sonunda süreç uzatılabilir, yani denebilir ki ‘biz bu süreci bir yıl daha uzatmak istiyoruz’. Eğer ilişkiler daha iyi bir iklimdeyse o dönemde o zaman da Türkiye’nin S-400’leri elinden çıkartması karşılığında hangi koşullarda ABD’nin Türkiye’ye Patriot satacağıyla ilgili bir anlaşma yapılabilir.’’ Ünlühisarcıklı, süreci zamana yayan, karşılıklı güven arttıran ve Türkiye’nin acil hava savunma sistemi ihtiyacını derhal çözen bir çözüm geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Biden Erdoğan’ı neden geç aradı?

ABD başkanları genelde göreve başladıktan sonra NATO müttefiklerinin liderlerini aramaya öncelik verir. Ancak Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı başkanlığının 100 gününün dolmasına bir hafta kala, üstelik 24 Nisan açıklamasının bir gün öncesinde aradı. Aynı şekilde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasındaki ilk telefon görüşmesi de alışılmış sürenin çok ötesinde bir zamanda gerçekleşti. Peki bunda bir kasıt var mı? ABD Türkiye’ye bir mesaj mı vermek istedi?

Ünlühisarcıklı, öncelikle Erdoğan’ın da seçim sonucunun belli olmasından sonra Biden’ı geç aradığının göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi ve “Seçimde Trump’ın kazanmasını istediğini de hiç saklamamıştı. Ne Cumhurbaşkanı Erdoğan ne Türkiye’deki diğer hükümet üyeleri ne hükümete yakın hatta devlet medyası bunu saklamamışlardı. Biden’ın seçilmesinden duydukları hayal kırıklığını da saklayamadılar. Şimdi eminim Biden bunu not etmiştir” diye konuştu.

Bu geç aramayı, ABD’nin gözünde Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin öneminin azaldığı şeklinde de yorumlamamak gerektiğini kaydeden Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin tek bölgeli bir ülke değil, Afganistan, Ukrayna, Libya gibi ülkelerde oynadığı rol bakımından aslında çok bölgeli bir güç olduğunu belirtti. Ünlühisarcıklı, Ankara’nın Ukrayna politikasını örnek vererek, Rusya’nın “saldırganlığını” dizginlemede de Türkiye’nin ABD’yle beraber hareket ettiğini ve bunun için bedel ödediğini söyledi.

“Bakın şu anda Türkiye halihazırda Rus yaptırımları altında. Önce charter uçaklarını durdurdular, ben eminim eğer o zamana kadar sorun çözülmezse yeniden domatesleri de geri gönderecekler bunda böcek ilacı var diye. Dolayısıyla demek ki Türkiye’nin Ukrayna politikası Rusya’yı rahatsız etmiş” diyen Ünlühisarcıklı, dolayısıyla Türkiye’nin “ihmal edilecek ya da göz ardı edilecek bir ülke olmadığını” vurguladı.

“Başkanların bir telefonla bütün sorunları çözebileceği devir kapandı”

Bu nedenle Biden’ın Erdoğan’ı neden geç aradığı sorusuna başka bir yanıt aranması gerektiğini ifade eden Ünlühisarcıklı, “Bununla ilgili benim duyduğum ve aklıma yatan şöyle bir yorum var, Washington kaynaklı olarak bu yorumu duydum, geçmişte başkanlar Erdoğan’la ya çok iyi oldular ya çok kötü oldular. Yani Trump çok iyi oldu ve bunun aslında siyaseten bedeli oldu Trump’a. Obama önce çok iyi oldu sonra çok kötü oldu, her ikisinin de bedeli oldu. Dolayısıyla yeni Amerikan liderliği Türkiye’yle ilişkileri kurumsal mekanizmalar üzerinden yürütüp çok fazla ikili siyasi ilişkiye, yani liderler diplomasisi kurmama eğiliminde, ki çok iyi veya çok kötü olmak zorunda olmasın’’ dedi.

Röportajın tamamı burada.

 

BAKMADAN GEÇME

  • Alman Ekonomisi 2022’den Bu Yana İlk Kez Büyüdü 

    Almanya ekonomisi, iki yıl süren daralmanın ardından 2025’te yeniden büyümeye geçti. Gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) yüzde 0,2 artarken, toparlanmanın ana itici gücü hanehalkı tüketimi ve kamu harcamaları oldu. Buna karşın sanayi, inşaat ve ihracat cephesindeki zayıflık sürüyor. Ekonomistler, mali genişlemenin büyümeyi destekleyeceğini kabul ederken, kalıcı toparlanma için yapısal reform ihtiyacına dikkat çekiyor.

  • Elektrikli Araçlar Devrimi Geride Kaldı

    Ünlü finans yorumcusu Patrick Boyle'un videosuna dayalı kapsamlı analiz. Ford'un milyarlarca dolarlık zararı, Tesla'nın strateji değişikliği ve Çin'in batarya savaşı galibiyeti elektrikli araç pazarını kurutuyor.

  • Petrol Fiyatları Sert Düştü: ABD–İran Gerilimi Yumuşarken Piyasalar Arz Fazlasına Odaklandı

    Petrol fiyatları, ABD ile İran arasındaki askeri gerilim ihtimalinin zayıflamasıyla birlikte sert düşüş yaşadı. Brent petrol yüzde 4’ün üzerinde gerileyerek haftalık kazançlarının büyük bölümünü geri verirken, piyasa odağını yeniden jeopolitik risklerden küresel arz fazlası sinyallerine çevirdi. ABD stok verileri ve Venezuela’nın ihracata dönüş ihtimali, düşüşü hızlandıran unsurlar oldu.

  • ANALİZ: 2025 Bütçe Yılı Analizi: Mali Disiplinde Beklentileri Aşan Performans 

    Türkiye ekonomisi için kritik bir dönemeç olan 2025 yılı, merkezi yönetim bütçesi açısından piyasalara "hoş bir sürpriz" yaparak kapandı. Aracı kurumların son raporları, bütçe disiplininin dezenflasyon sürecine beklenenden daha güçlü bir destek verdiğini ortaya koyuyor. Özellikle bütçe açığının GSYH’ye oranının %3 barajının altında kalması, makroekonomik istikrar açısından dönüm noktası olarak görülüyor. İşte Gedik Yatırım, İş Bankası ve Şeker Yatırım’ın verilerinden yola çıkarak hazırladığımız kapsamlı 2025 bütçe analizi.

  • En Düşük Emekli Aylığı 20 Bin TL’ye Yükseltiliyor: Düzenleme TBMM Komisyonu’ndan Geçti

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, en düşük emekli aylığının artırılmasını da kapsayan kanun teklifinin görüşmeleri tamamlandı. Görüşmelerin ardından, en düşük emekli aylığının 20 bin TL’ye yükseltilmesini öngören madde komisyonda kabul edildi.

  • Tüketici Güveni Aralık Ayında Artış Gösterdi

    Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksi, Aralık ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 1,42 artış göstererek 75,85 seviyesine yükseldi. Endekste artış eğilimi sürerken, öncü endekse göre sınırlı bir gerileme dikkat çekti.

  • Goolsbee: “Merkez Bankası Bağımsızlığı Aşınırsa Enflasyon Patlar”

    Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, CNBC’ye verdiği röportajda, son dönemde Fed’e ve Fed Başkanı Jerome Powell’a yönelik siyasi ve hukuki baskıların enflasyon açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi.

  • Bakanlık Duyurdu: Bütçe Açığı 528,1 Milyar TL’ye Ulaştı

    2025 yılının Ocak–Aralık döneminde merkezi yönetim bütçesi, 14 trilyon 634,6 milyar TL harcama ve 12 trilyon 835,5 milyar TL gelir ile tamamlandı. Bu dönemde bütçe açığı 1 trilyon 799,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Aralık ayında ise bütçe açık verdi.

  • TCMB Başkanı Karahan: Dezenflasyonda Ana Eğilim Güçleniyor

    Merkez Bankası Başkanı Karahan, Londra ve New York’ta uluslararası yatırımcılarla bir araya gelerek Türkiye’nin yeni yol haritasını paylaştı. Dezenflasyon sürecinde ana eğilimin güçlendiğini vurgulayan Karahan, kısa vadeli dalgalanma riskine karşı "ihtiyatlı ve veri odaklı" kalmaya devam edecekleri mesajını verdi. Küresel finans dünyasının kalbi olan Londra ve New York’ta gerçekleştirilen yatırımcı toplantılarında, Türkiye’nin para politikasına dair kararlılık bir kez daha teyit edildi. TCMB Başkanı Fatih Karahan tarafından sunulan projeksiyonlarda, fiyat istikrarı hedefine ulaşana kadar sıkı para politikası duruşunun korunacağı ve herhangi bir sapma durumunda ek sıkılaşma adımlarının atılabileceği vurgulandı.

  • MetroPOLL’den “Toplumsal Tükenmişlik ve Güven” Raporu: Güvensizlik ve Yorgunluk, Türkiye’nin Duygusal Tablosunu Şekillendiriyor”

    MetroPOLL’ün 2025 sonu verileriyle hazırladığı rapor, Türkiye’de “toplumsal tükenmişlik” tablosunu ortaya koydu. Araştırmaya göre toplumun yüzde 61’i yüksek düzeyde tükenmişlik yaşarken, her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. MetroPOLL Araştırma’nın 2025 yılı sonu verileriyle hazırladığı "Toplumsal Tükenmişlik ve Güven" raporu, Türkiye’nin ağır bir duygusal yorgunluktan geçtiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre toplumun yüzde 61’i yüksek veya çok yüksek tükenmişlik yaşıyor. Seçmenlerin neredeyse yarısı "hiçbir yere güvenmeyenler" sınıfında yer alırken, özellikle gençler arasında ülkeden gitme isteği "ana akım" bir düşünceye dönüşmüş durumda.

  • TCMB Rezervleri Yükseldi: Swap Hariç Net Rezerv 70,1 Milyar Dolara Çıktı

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) brüt rezervleri, 9 Ocak 2026 ile biten haftada 196,1 milyar dolara yükseldi. Önceki hafta bu rakam 189,1 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

  • WEF’in 2026 Küresel Riskler Raporu’ndan Kritik Analiz: Dünya Ekonomisini Zorlu Bir Dönem Bekliyor

    Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) Davos’ta gerçekleştireceği toplantılar öncesinde yayımlanan Küresel Riskler 2026 Raporu, dünya ekonomisini tehdit eden unsurları gözler önüne serdi. Rapora katkı sunan katılımcılar, önümüzdeki iki yıla ilişkin beklentilerini “Çalkantılı ve fırtınalı” olarak tanımlarken, küresel ölçekte en ciddi riskin jeopolitik gerilimler olduğuna dikkat çekti.

  • TÜİK: İnşaat Üretimi Kasım Ayında Yıllık Yüzde 22,3 Arttı

    Türkiye’de inşaat üretimi Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,1 oranında gerilerken, yıllık bazda yüzde 22,3 artış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Kasım ayına ilişkin inşaat üretim endeksi verilerini yayımladı.

Benzer Haberler