Sosyal Medya

FÖŞ yazdı: Niall Ferguson:  Annus Horribilis  (Felaketler Yılı)

2 Ağustos 2021

 

 

İskoçya’nın yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biri olan Niall Ferguson’un Bloomberg için kaleme aldığı “The World’s Cascade of Disasters Is Not a Coincidence” (Dünyanın yaşadığı felaketler zinciri tesadüf değil) başlıklı makale FÖŞ için gerçekten bir “Uyan ve kahveyi kokla”  anı oldu. Çoktandır kafamda bölük pörçük düşündüğüm bir çok bağımsız süreci  tek bir çerçevede toparlamamı sağladı Ferguson.

 

Güzel Türkiyemiz’in de doğal ve AKP yapımı afetlerden kırıldığı bu günlerde Ferguson’un tezlerini size yansıtmanın hayatımızı tayin edenin “kader” değil Tabiat Ana’nın kendini koruma refleksi olduğunu görmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Ferguson’un makalesinde iki temel tez buldum. İlki, dünya nüfusu tabiatın taşıyabileceği üst sınıra erişti. Doğal mekanizmalar  nüfusu azaltmak için devreye girdi. İkincisi ise, Evrim Teorisi de devrede. En zayıf ve istikrarsız olanlardan başlayarak, toplumlar birer birer kırıma uğrayacak. Çok karamsar tezler bunlar. Fakat verilen örnekler ve istatistikler insanı derin derin düşünmeye zorluyor.

Halen dünya nüfusu 8 milyar civarında. Birleşmiş Milletler’e göre bu yüzyılın sonunda 10.9 milyara yükselecek. Bu çok şüpheli. Teknolojik gelişmeler ve yaşadığımız müsrif hayat adeta yaşam süremizi kısıtlamak için bir biriyle yarışıyor.

Daha fazla tarım ve yaşam alanı yaratmak için çevreyi acımasızca iğfal ediyoruz, bu sayede daha önce bizimle teması olmayan canlı türlerinde bulunan virüsler bize sıçrayıp pandemiler üretiyor. Hava yolculuğu sayesinde bu hastalıklar hızla tüm küreye yayılıyor.  Her akarsuya baraj inşa ederek, iklim değişikliği yüzünden daha sık rastlanan sel ve taşkınların afete dönmesini kolaylaştırıyoruz.

Tarihte böyle aptalca yaşamanın Tabiat Ana tarafından nasıl cezalandırıldığının çok acı bir örneği var. Avrupa’nın Kara Veba salgını. (Mezo-Amerika kültürleri de örnek gösterilebilir aslında.) 1300’lerin başlangıcında Avrupa’nın nüfusu zamanın teknolojisinin taşıyabileceğinin ötesine geçmişti (390 milyon). Daha salgın Kıta’yı vurmadan, İngiltere’nin nüfusu daralmaya başlamıştı bile. Akabinde birkaç yıl hasadın kötü geçmesi, zaten bağışıklığı düşük nüfusu pandemiye kurban etti.

 

Kara Veba yalnız nüfusu azaltmakla kalmadı, geri dönüşü olmayan sosyal ve ekonomik bir evrim de başlattı. Öncelikle, emek havuzu azaldığı için, derebeyleri serfleri köle olarak kullanmaya kalktı ve isyanlar çıktı. Kentlere göç arttı, kentlerde emek ilk defa yazılı olarak haklarını güvenceye aldı, reel ücretlerde yüzyıllar sürecek bir yükseliş başladı. Yaşam süreleri kısalırken, aynen günümüzde olduğu gibi, Fransa ve İngiltere işleri daha da kötüye götürmek için 100 Yıl Savaşları’na giriştiler. Ordular hastalıktan kırılıncaya kadar savaştılar. Hiçbir sonuç alınamadı, ama Evrim Teorisi kendini göstermişti. Nüfus doğanın taşıyabileceği tabana geriledi.

Günümüze döndüğümüzde, insanlığın çok da fazla ders almadığını görüyoruz. ABD’nin Vietnam’daki hatasını tekrarlayıp ani bir kararla askerlerini çekmesi ardından, Afganistan çökmeye aday birinci ülke. Turizm gelirlerini kaybedince ekonomisi darmadağın olan Küba’da sosyal karmaşa iç savaşa dönüşebilir. Avrupa’da Belarus da kendini yakmaya aday bir diğer ülke.

Başkan  Jovenel Moise’nin suikaste kurban gittiği Haiti hiçbir zaman istikrar bulamamıştı, şimdi dağılma sürecinde. Myanmar’da  ordu karşıtı isyanlar iç savaşa dönüşebilir.

Gıda Krizi Global Raporu’na göre, 2020’da 55 ülkede 155 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. 2019’dan 2020’ye 20 milyon çoğaldı bu rakam.  Dünya Barış Enstitüsü tarafından derlenen  Küresel Barış Endeksi’ne göre, Azerbaycan, Belarus, Burkina Faso, Honduras ve Zambiya 2020’de politik istikrar ölçümleri en hızla gerileyen 5 ülke.

Ancak, politik istikrar kaybı bu ülkelere özel değil. 46 ülkede koşullar bozulurken, şiddet içeren toplu gösterilerde yıldan-yıla %10 artış kaydedildi.

Üstelik, politik koşulları bozulma sergileyen ülkelerin hepsi fakir de değil. Meksika, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti ve en acısı bir zamanlar Orta Doğu’nun Paris’i Lübnan derin sarsıntılar yaşıyor. Afrika’nın en zengin ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’nde eski başkan Zuma’ya verilen hapis cezası sonrası çıkan gösterilerde 200 kişi hayatını kaybetti.

 

Belki dışardan belli olmuyor, ama ABD de olağandışı bir istikrarsızlık dönemine girdi. Minneapolis’te polisin zenci George Floyd’u kasten öldürmesi akabinde cinayetler %25 fırladı. Güney’den göçmen akımı önlenemiyor. En kötüsü Trump’ın zehirli ideolojisi toplumu bölmeye devam ediyor. Cumhuriyetçiler hızla silahlanırken her 5 Amerikalıdan biri Covid aşılarının içinde onları kontrol edecek elektronik yongaların saklı olduğu düşüncesinde.

 

Dünya Barış Enstitüsü’ne göre, yukarda naklettiğim olaylar zinciri pandemi tarafından tetiklenmedi. Son on yıldır, şiddet içeren sosyal karmaşa sürekli olarak yükseliyor. IMF uzmanları  Metodij Hadzi-Vaskov, Samuel Pienknagura ve Luca Ricci’ye göre, sosyal karmaşa ve GSYH arasında ters bir döngü var. Gezi türü majör bir toplu gösteri 6 çeyrek içinde yıllık milli geliri 1 puan (yüzde bir) azaltıyor.

Ek olarak, Arap Baharında şahit olduğumuz gibi, toplu gösteriler bulaşıcı. Episenterden (merkez) başlayıp çevreye yayılıyor.

Nedensellik ispatı her zaman zordur. Global sosyal çalkantı çağını Covid-19 ve küresel ısınma mı tetikliyor, yoksa homo sapiens artık fazla çoğaldı kendi kendini yemeye mi başladı, bilmek zor. Ama dünya değimiz kapalı sistemin dengeden gittikçe uzaklaştığını gözlemek kolay. Belki de Jeff Bezos, Elon Musk ve Richard Brunson gibi milyarderlerin uzayı kolonileştirme girişimlerinin altında yatan güdü Dünya’nın home sapiens’e  uzun süre yuva görevi yapamayacağı sezgisi.

Gerek mühendislik, gerekse ekonomide temel kural, değişkenlerde yapılacak ufak ayarların denklemin sonucunda da ufak değişikliklere yol açmasıdır. Bunlara linear sistemler diyebiliriz. Ama iklim ve uygarlık linear değil.  Peki Kelebeği türü sistemlerde yaşıyoruz biz. Sistemin hassas noktalarından birini kaşırsanız, faz değişikliği başlar.  Yani, tüm parametreler değişir, yeni dünyaya geçiş yaparız.

 

Bence bu noktaya gelip, ayağımızı çizginin ötesine attık. Üzülerek söylüyorum, ne Güzelim Yerküre’yi, ne de uygarlığımızı  bu günkü haliyle sürdürmek mümkün değil.

 

Bunları yazarken de reformların yararsız olduğunu ya da tam hız felakete gittiğimizi iddia etmiyorum. Hızla değişerek bağışıklık sistemini güçlendirenler uzun vadede  daha az hasar görür. Tabiat sürprizlerle doludur, bir bakarsınız, yeni dünya bir kabus değil, beklenmeyen bir cennettir-hayatta kalmayı becerenler için.

 

FÖŞ

 

Şahsi websiteme bir göz atın, sürekli yenilenir. İşte yenilemeler için link

 

Bu tür analizleri düzenli takip etmek için, Facebook linkim

Tüm Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları