Sosyal Medya

Güldem Atabay: Ohhh… Haklıymışız!

13 Kasım 2020

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi yönetiminde bulunan medya araçlarında kaleme alınan güzellemeler ötesinde bir haber okumadığını özellikle başkanlık sistemine geçtiğimiz iki zor yıldır düşünen geniş bir kitle var.

Ekonomi derinlere inip de Türk lirası son iki senede değerinin %80’ini kaybederken, Türkiye’de ismi ön plana çıkan bazen politik liderler bazen de sivil toplum önderleri iddianamesiz Cumhurbaşkanı’nın dudağından çıkan iki kelimeyle hapis yatarken, sıradan vatandaş sokak röportajı nedeniyle gözaltına alınır ya da eve ekmek götüremediğinden dert yanıp “abartıyorsun” cevabı alırken, Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin nasıl şahlanmakta oluşundan bahsedişini gördükçe başka şekilde düşünmek kolay değil.

Ve derken ne olduysa oldu ve kör güzüm parmağına ilerlerken, Sayın Erdoğan kendisini ve partisini yeniden -bir kez daha- aklın, mantığın o güzel yoluna sokmaya karar vermiş görünüyor.

Bunda AKP’nin son anketlerde %30’un altına düşmüş görünen destek seviyesinin, kendi “evlatlarının” partiden koparak aktif muhalefet yapmalarının, Türkiye’ye yatırım yapmaktan kaçan yabancıların, TL yerine dövize koşan vatandaşların ve herhalde belediye seçimlerinde aldığı büyük yaraların etkisi olsa gerek.

TL’nin yönetimsel hatalar zinciri nedeniyle korunamayan değerini desteklemek için yakılan 120 milyar dolarlık merkez bankası rezervlerinin yarattığı olası bir korku da eklenebilir listeye.

Önce ekonomide önemli görev değişikleri, ardından piyasa dostu mesajlar, faiz artış sinyali ve en sonunda hukuk reformuna yapılan vurgu bir fırtına gibi yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekmeye başladı bile.

Sayın Erdoğan olası veliahdına sahneyi bırakmanın iktidarının altını nasıl oyduğunu elle tutulur şekilde görünce yeniden kontrolü eline almış görünüyor. Hafta başındaki ilk açıklamasında yatırımcının kalbini 12’den vuracak başlıklar kullandıktan sonra araya sıkıştırmaktan kendini alamadığı “faiz enflasyonun nedenidir” cümlesinin, Tekirdağ’da tek haneli enflasyon sözü verirken rafa kalktığını görmek gerçekten tazeleyici bir etki yaratıyor.

Sayın Erdoğan’ın yatırımcıdan güven ve para talep ederken; temel insan haklarından, mülkiyet haklarından ve hukuk devletinin öneminden bahsetmesi, son yıllarda artık tekrar etmekten yorulduğumuz kavramların Cumhurbaşkanı’nda neden sonra hayat buluşu çölde bulunan vaha gibi. Ve gerçekten oldukça iyileştirici.

Gönül tabi, hukuk devleti ilkesinin yeniden tesisi için böylesi bir ekononmik daralma döneminden geçmemiş olmayı dilerdi.  Sağır sultanın da bildiği, elbette mevcut ekonomik çöküşün COVID-19 kaynaklı değil, yanlış ve kötü yönetim sonucu olduğu.  Ancak, yanlıştan dönmenin elbette önemli değeri var.

19 Kasım’da faiz artışı tartışmalarını hemen geçelim.

Gerçekten arzulanan seviyede yatırım çekilebilmesi, istihdam yaratan bir büyümenin sürekli hale gelmesi, enflasyonun kalıcı şekilde tek haneye inmesi ve TL’nin acıtan değer kaybından geriye dönüşün tesis için herkesin inanması gereken, görmesi gereken nasıl değişimler?

Madem Sayın Cumhurbaşkanı umut aşılayıcı şekilde çıtayı yükseltti, o zaman ilk iş güçler ayrılığının yeniden inşa edilmesi. Bunun içine HSYK yapısını değiştirmekten muhalefet ile çalışarak parlamenter sisteme geri dönmeye kadar geniş bir yelpazeyi sokmak gerekli.

Yaşan bir darbe girişimi sonrası kurunun yanında çok sayıda yaşın da bilerek isteyerek yakıldığı 2015 sonrası süreçte mülkiyet haklarında oluşan derin aşınmanın tamiri gerekli.

Hakarete varmayan eleştiriye çok seslilik, düşünce ve ifade özgürlüğü olarak bakarak temel insan haklarının günlük hayata geçirilmesi bir diğer gereklilik. Basının içler acısı haline, basın özgürlüğü kavramı doldurularak cevap verilmesi gerekli.

Politik partiler yasası, Meclis’in komisyon yönetmelikleri, ifade hakkı, seçim barajı hep yeniden ele alınarak Türkiye’nin nefes alması sağlanması; alt ve önemli başlıklar.

Madem ekonomik krizlerin sıklaşması ile ancak Türkiye’nin kanayan hak-hukuk sorunları gündeme gelmekte, o zaman ekonomi yönetiminin önemi ortada.

Ekonomide kim olursa olsun Cumhurbaşkanı, sistemsel olarak tek adam aklı ile yönetime açık halin, kararnamelerle alınan günübirlik, orta-uzun vadeli bakıştan yoksun yönetim biçiminin değişmesi gerekli.

Özerk, bağımsız kurullarda, ekonomi bürokrasisinde çalışanların kişisel yeterlilik seviyelerine göre işe alınmaları gerekli. Özerk-bağımsız kurumların bu özelliklerinin altını doldurmak, hakkını vermek gerekli. Türkiye Varlık Fonu gibi bir garabetin altında bulunan Türkiye’nin son nadide kurumlarının yeniden Hazine kontrolüne, Sayıştay denetimine devredilmeleri gerekli.

Dış politikanın ve bu alanda görevli büyükelçilerin/bürokratların herkesle kavga etmek yerine herkesle ilişki kurabilen, Türkiye’nin çıkarları için pazarlık edebilen yapıya acilen döndürülmesi gerekli.

Tüm bu kazanımların Sayın Cumhurbaşkanı’nın ömrü ile sınırlı olmaması için, köklü ve günceli yakalayan bir eğitim reformu gerekli.

Reform deyince, güven ve yatırım talep edince akla hızla gelen başlıklar bunlar.  Yıllardır nasıl aşındığını konuştuğumuz, yazdığımız konular kuş bakışı ile bunlar.

Sayın Erdoğan’ın ağzından “hukuk ve ekonomide reform” sözü duyunca insanda bir “ohh.. haklıymışız demek ki” hissi oluşuyor. Kısa vadede yaratılan bu beklentinin buraya en azından portföy yatırımı çekerek TL’nin değerine olumlu yansıması zaten kaçınılmaz.

Ancak altı doldurulamazsa da, gerilen bir yay gibi geri tepeceği de bir gerçek.

Yeni dönemin, heyecanlı bir deri değiştirme sürecinin herkese iyi geleceği ortada.  Adımların korkusuz ve gerçek olması dileğiyle…

GA.

 

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları