Sosyal Medya

IMF-DB toplantılarının ardından: Yeni bir Bretton Woods anında Türkiye YEP’le geri kayıyor

17 Ekim 2020

Türkiye’de yaşamak sanki her gün aynı güne uyanmak gibi son yıllarda.

Küresel ölçekte yaşanan COVID-19 krizinin sağlık ve ekonomik etkileri, üretimden küreselleşmeye her alanda değişim ihtiyacı, işsizlik sorunu, büyümeyi değişen davranış kalıplarına rağmen yeniden sürdürülebilir bir kalıba oturtabilmek tartışmaların temel konuları arasında.

Ancak, biz halen hasta-vaka oyalaması, faiz artırıldı da mı arttı yoksa artırılmadan mı arttı; ekonomi verilerinde manipülasyonun derecesi ya da yeni ekonomik programında bariz tutarsızlıklar gibi konularda akıl kullanarak bir yorum yapmaya çalışmakla yorgunuz.Yanlış olanda neredeyse her alanda ısrar edilirken, yanlışın neden yanlış olduğunu kanıtlamaya çalışmak zorunda kalmak yeni ufuklara kafa yormamız gereken zamanı çalıyor.

Bu hafta yapılan Dünya Bankası-IMF toplantıları Türkiye’de hapsedildiğimiz bu kısır döngü içinde nispeten beyin hücresi yenileyici tartışmalar içerdi. Önemsenecek tartışmalardan bir tanesi de, 2007-2008 ve 2020 küresel ekonomik şokları döneminden sonra ortaya çıkan yeni gerçeklere zaten sorunlu olan küresel ekonomik düzeni daha adil bir paylaşımla adapte edebilmenin bir yolu olup olmadığıydı.

Bu tartışmayı açmadan önce, hem IMF’nin, hem de Dünya Bankası’nın açıklanan son Ekonomik Görünüm Raporu’na göre oldukça karamsar olduklarını vurgulamak gerek. Her iki kurum da 2020’de derin bir durgunluk öngörmeye devam ediyor. Küresel daralma tahminleri Haziran’daki yukarı yönlü  0,8 puanlık revizyona rağmen %-4,4.  2021 yılında küresel büyüme tahmini %5,2 olsa da bu rakam bir toparlanmadan çok bir tepki hareketinin sonucu.  Çünkü finansal koşullardaki iyileşmenin ekonomiye kredi akışını sürdürmesine yardımcı olmasına rağmen, ekonomik görünüm halen oldukça belirsiz. Likiditenin şişirdiği borsa değerlemeleri nedeniyle mali piyasalar ile zayıf ekonomik aktivite ve belirsiz görünüm arasındaki kopukluk devam ediyor.

Aşının yaygın kullanımına bağlı olarak ekonomi hızlı bir şekilde toparlanırsa bu boşluk daralabilir. Ancak iyileşme gecikirse, örneğin virüsü kontrol altına almak beklenenden daha uzun sürerse yeni depremler yolda görünüyor.

IMF Başkanı Georgieva’ya göre, nasıl 1944’te II. Dünya Savaşı’nın yıkımını aşmak için Bretton Woods’da IMF-Dünya Bakası’nın temelleri atıldıysa, bugün de bir milyondan fazla cana mal olan, dünya ekonomisini bu yıl %4,4 küçültecek ve tahminen 11 trilyon dolarlık kayba yol açacak salgının  ekonomik felakete dönüşen etkileri ile savaşmak için yeni Bir Bretton Woods anı yakalanmış durumda.

Geçmişle kıyaslandığında paradoksal bir biçimde artan yoksulluk ve gelir adaletsizliği ile mücadeleye çağrı yapan IMF, yeni bir yol haritası önermekte.

Kalıcı bir ekonomik iyileşme için pandemiyi yenmenin öncelik olduğunu anlatırken, yaratılan tedavi ve aşıların tüm ülkelerin erişimine açık olmasını öneriyor. Sağlık krizinden kalıcı bir şekilde çıkana kadar işçiler ve işletmeler için verilen desteklerin devamı çağrısı da yapıyor.

12 trilyon dolarlık küresel mali eylemleri ve merkez bankalarının fazladan yarattığı 7,5 trilyon dolar genişlemeyi orta vadede istikrarlı büyüme için yetersiz gören IMF, bu senkronize önlemler sayesinde yıkıcı makro-finansal parçalanmaları engellemiş olsa da, orta vadede yeni finansal riskler biriktiği onuşunda uyarıyor.

Yeni bir Bretton Woods anı, ya da başka bir ifadeyle on yıllardır halı altına süpürülen küresel ekonomik düzenin sorunlarına çare arayışının iste bu ortamda gelmesi gereğinden bahsediyor IMF Başkanı.  Önümüzdeki yıllarda belirleyici olacak “Uzun Tırmanış” (Long Ascent) dönemini “zor, dengesiz, belirsiz ve gerilemeye meyilli” olarak tanımlarken, bu zorlu dönemin kalıcı sorunları çözme şansı yaratması gereğinden bahsediyor.

Uzun Tırmanış döneminde çözüm bekleyen sorun başlıkları olarak hedefte düşük üretkenlik, yavaş büyüme, yüksek eşitsizlikler, yaklaşan bir iklim krizi var.  Amaç, daha dirençli, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir dünya inşa etmek.

Peki, bu kavramların içi nasıl doldurulacak?

Doğru ekonomi politikalarıyla elbette.

Doğru geniş bir kavram, ancak söz konusu ekonomi olunca doğrunun yolu bilgi sahibi ortak akıldan geçiyor.  Maceracı, günü kurtarıcı, tek bir adamın ağızından çıkanı kabul eden değil. İhtiyatlı makroekonomik politikalarla güçlü, güvenilir kurumların büyüme, istihdam ve iyileştirilmiş yaşam standartlarına odaklanması.

Henüz salgın devam ederken ve salgının ekonomilerde yarattığı kaybın yerine konması daha yıllar sürecekken, destekleyici politikaların devam ettirilmesi önemli.

Bunun için örneğin keşke Yeni Ekonomik Program (YEP) gibi hayal dünyasında oy pazarlamaya çalışan bir orta vadeli plan yerine, salgının parasal ve mali politikalarla desteklemeyi hedefleyen güvenilir, anlamlı reformlar içeren, güçlü bir orta vadeli çerçeve yaratılmış olabilseydi Türkiye’de 2021-2023 dönemi için.

Çünkü ticareti, rekabetçiliği ve üretkenliği artırmaya yönelik reformlar aynen IMF’nin tanımıyla “gelecek için çok ihtiyaç duyulan dayanıklılığı oluştururken şu anda politika eylemi için güven oluşturmaya” yardımcı olur.

Türkiye son açıklanana YEP ile bu treni de kaçırmış görünüyor ne yazık ki.

Diğer yandan bir de artan borç sorunu var küresel ekonomide yeni gündem oluşturturken, orta vadeli büyümenin hızını kesen.

Salgın harcamalarıyla artan kamu borcunun sunduğu riskleri dikkatli bir şekilde izlemek gerek.  Gelişmiş ekonomilerde kamu borcunun GSYİH’ye ortalama oranı %125’e, gelişmekte olan piyasalarda GSYİH’nın %65’ine ve düşük gelirli ülkelerde GSYİH’nın yüzde 50’sine yükselecek seneye.

Borcun yüksekliğinin ötesinde, sürdürülemez olduğu yerlerde yeniden yapılandırılmalar gündeme gelecek. Bu da tabi borç şeffaflığının artması ve daha iyi alacaklı-borçlu koordinasyonu gerektiriyor.

Türkiye’de pandemi öncesinde 2018’de yaşanan kur krizi özel sektör borcunu odağa taşımıştı.  Şimdi yüksek enflasyon, sadece bu sene %25 değer kaybeden TL, yükseltilmek zorunda kalınan faiz ve harcanan döviz rezervleri nedeniyle Türkiye özel sektörünün borcu yine tartışmaların odağında.  KGF nedeniyle yeterince şeffaflık zaten yokken bir de pandemide kamu bankalarının şişen kredileri borç sorununu derinleştirmiş durumda.

Yeni dönemin yeni ekonomik sorun alanlarına uygulanacak politikalarının zaten gelir adaletsizliği altında sıkışan kalabalıkları rahatlatacak şekilde tasarlanması da önemli. Kaliteli ve çağdaş eğitime, sağlığa yatırım yapmak şart.  Artan eşitsizlik ve hızlı teknolojik değişim, fırsatları artırmak ve eşitsizlikleri azaltmak için güçlü eğitim ve öğretim sistemleri gerektiriyor.  Sadece cinsiyet eşitliğine yatırım yapmak bile en eşitsiz ülkelerde GSYİH’yi ortalama %35 artırabilir. Dijitalleşmeye yapılacak yatırım yoksulluğun üstesinden gelmeye yardımcı olacak güçlü bir araç olarak, finansal içermeye de yardımcı olur.

İklim değişikliği de tartışma alanlarının merkezinde elbette çünkü değişimin sonuçları artık net olarak büyüme ve refah için önemli tehditler oluşturuyor. İklime bağlı afetlerden kaynaklanan hasar trilyonlarca dolarla ölçülüyor.

Doğru yeşil yatırım ve daha yüksek karbon fiyatları ile 2050 yılına kadar sıfır emisyona ulaşma hedefi benimsenirse, milyonlarca yeni iş yaratmak da mümkün görünüyor. Hem de yapay zekânın emek piyasasından ele geçireceği büyük parçaya rağmen. Bugünden öteye devam edecek çok düşük faiz oranlarıyla, doğru yatırımlar önemli kâr payları sağlarken, gelecekte hayat kurtaran ve herkes için sosyal ve çevresel faydalar sağlayan alanlara yer açabilir.

Dünyayı değiştirmek ana gündem maddesi iken, tüm bu konular çeşitli forumlarda küresel ölçekte tartışılırken, YEP’e bir kez daha bakınca insanın gerçekten ağlayası geliyor.

Güldem Atabay

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları