Sosyal Medya

Doç. Dr. Baki Demirel Yazdı: TCMB’nin yeni para politikası stratejisi başarılı olabilir mi?

28 Aralık 2020

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) geçtiğimiz günlerde iki önemli belge yayınladı. Birincisi 2021 yılında uygulanacak para politikası stratejisini açıkladığı 2021 Para ve Kur Politikası Raporu. Diğeri ise 24 Aralık tarihinde açıklanan Para Politikası Kurulu (PPK) karar duyurusu. Bu yazımda her iki belgeyi bir bütün halinde değerlendirmek istiyorum.

Sayın Naci Ağbal başkan olduktan sonra TCMB’de gözlemlediğim en temel değişiklik enflasyonun ana eğiliminin artış yönünde olduğunun ve döviz kurundaki artışların bu eğilimi beslediğinin açıkça kabul edilmiş olmasıdır. Bu kabul her iki belgede de açıkça ifade edilmektedir. Ayrıca Sayın Naci Ağbal’ın konuşmaları da bu doğrultuda olmuştur.

Döviz kurunun enflasyonu besleyen çok önemli bir etken olması aynı zamanda döviz kurunun enflasyon geçişkenliğini artıran bir neden olarak dolarizasyon probleminin öneminin anlaşıldığını göstermektedir. Ekonominin ters-dolarizasyon sürecine girmesinin gerekliliği MB tarafından da kabul edilmiş yani MB dövize bakmaya başlamıştır.

Enflasyon konusundaki kararlılığın ters-dolarizasyon sürecinin başlamasına katkı yapacağını kabul ediyorum. Zira enflasyonda kalıcı başarı elde edildikçe ve MB kredibilite sağladıkça ters-dolarizasyon sürecine girilecek aynı zamanda döviz kurunun enflasyona etki derecesi azalacaktır.

Ancak istenilen fiyat istikrarı hedefinin gerçekleşmesinde para politikasının tek başına yeterli olmayacağı da açıktır. TCMB 2021 Para ve Kur Politikası metninde bu gerçeği şu biçimde ifade etmektedir:

“Enflasyonda kalıcı düşüşün sağlanabilmesi için maliye politikası duruşu ve para politikasıyla eşgüdümü büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede mali disiplinin kararlılıkla sürdürülmesi en önemli öncelik olarak önemini korumaktadır. Maliye politikası, kamu harcamaları, yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları, gelirler politikası ve kamu borçlanma stratejisi olmak üzere enflasyonu temelde dört kanaldan etkilemektedir.

Yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile gelirler politikasında geçmiş enflasyona endeksleme davranışının kırılması, enflasyon hedefleriyle uyumun gözetilmesi ve öngörülebilirliğin artırılması enflasyonla mücadelenin başarısı için anahtar bileşenlerdir”.

Bu açıklamadan anlaşılan, TCMB enflasyonla mücadele için sıkı para politikasının yanında sıkı maliye politikasına dayalı Ortodoks stratejilerin gerekliliğini düşünmektedir. Oysa bu tercih kendi içinde tutarlı gözükse de, hatalı bir politika bileşeni olacaktır.

Kaldı ki MB’nin yukarıda belirttiğim açıklamalarının ikinci paragrafı daraltıcı maliye politikası ile çelişmektedir. Zira eğer, KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerdeki artış sıkı maliye politikasının aracı olarak düşünülüyorsa açıkça bu, enflasyonun yukarı yönlü eğilimini besleyen bir uygulama olacaktır. Tam aksine dolaylı vergilerin indirilmesi enflasyonla mücadeleyi destekleyecektir.

TCMB’nin doğru biçimde farkına vardığı bir başka sorun ise Türkiye enflasyonunun önemli bir atalet içerdiği gerçeğidir. Geçmiş enflasyona endekslenme eğiliminin güçlü olması ile açıklanabilecek bu sorunun temel nedeni MB kredibilite eksikliğidir.

Öte yandan her iki metinde de belirtildiği gibi küresel koşullardaki belirsizliğin devam etmesi ve özellikle Euro Bölgesinde beklenilen toparlanmanın gerçekleşmemesi, dış talep koşullarının bizim için destekleyici olmayabileceğine işaret etmektedir. Her ne kadar aşı konusunda belirgin bir ilerleme ve umut olsa da 2021 Turizm için parlak bir yıl olmayabilir. Bunlara ilave olarak salgın koşullarının gerektirdiği sıkılıklar özellikle hizmetler sektöründen başlayarak ekonomimizin arz tarafını bozucu etkiye sahip olabilir.

Yetersiz dış talep koşulları, iç talebin para politikasıyla sıkılaştırılması ve salgın etkisi birlikte değerlendirildiğinde ekonominin arz ve talep tarafındaki daralmanın hangisinin daha fazla olacağı aynı zamanda enflasyonla mücadelenin geleceğini de etkileyecektir. Bu bakımdan sıkı maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi destekleyici olması bir yana, enflasyon artışına neden olabileceğini düşünüyorum.

Merkez Bankasının açıkladığı Para ve Kur Politikaları metninde ve yine Sayın Başkan Ağbal’ın konuşmalarında sıklıkla esnek kur sisteminin uygulanacağı ve MB’nin herhangi bir kur hedefi olmadığı ifadesi yer almıştır. Bu ifadeyle MB, eskiden olduğu gibi arka kapıdan ya da doğrudan döviz piyasasına müdahale etmeyeceğini vurgulamaktadır. Bu elbette dışsal baskınlığın yani yüksek dış borç stokunun olmadığı koşullarda Merkez Bankasına araç bağımsızlığı kazandırabilecek bir uygulama olabilir ancak öncelikle dış borç ödeme sorununu aşmamız gerekmektedir.

Türkiye’nin bu sorunu aşmak için yabancı sermaye çekmesi gerektiğine yönelik Ortodoks söylem soruna borçlanma dışında bir çözüm getirmemektedir. İlginç olan ülkemizdeki ana akım iktisatçılar kısa vadeli sermaye gelsin söylemlerini tekrarlarken, ana akımın güçlü temsilcisi Krugman, Türkiye’nin borçlarını ertelemesi hatta bir kısmını ödememesi gerektiğini belirtmektedir. Krugman, Korkut Boratav hocanın da kendi köşesinde paylaştığı, “Partying Like It’s 1998” isimli yazısında bu önerisini şöyle ifade etmektedir:

“Bu felaket senaryosundan kestirme çıkış var mı?  Var, ama biraz alengirlidir: Panikli sermaye kaçışlarını önleyin; sermaye hareketlerine geçici sınırlamalar getirin; bazı döviz borçlarını reddedin. Dış borç oranındaki tırmanma böylece önlenir. Bu arada, kriz sonrası için sağlıklı bir maliye düzeni de oluşturun. İşler yolunda giderse güven geri gelir; zaman içinde sermaye denetimlerini de kaldırabilirsiniz.” 

“Malezya bunu 1998’de yaptı. On yıl sonra İzlanda daha da iyisini yaptı: Özel bankaların dış borçlarını üstlenmeyi reddetti ve sermaye hareketlerini denetledi. Arjantin de 2002 sonrasında aykırı politikalarla iyi sonuç aldı ve dış borcunun 2/3’ünü fiilen sildi.

Türkiye için dış borçların bir sorun olmasına yol açan en önemli faktörlerden birisi de özellikle 2019 yılından başlayarak hızla eriyen döviz rezervleridir. Döviz rezervlerinin hızla erimesi, 2020 yılında kredi genişlemesine bağlı olarak artan cari açıkla birlikte dış ödeme güçlüğü algısını yani bir ödemeler dengesi krizi ihtimalini ortaya çıkartmış ve TL’de sert değer kayıplarına neden olmuştur.

MB, hem Para-Kur Politikası metninde hem de PPK toplantı metninde eriyen rezervleri yeniden arttırma amacını belirtmektedir.

Bana göre döviz rezervlerini biriktirmenin en doğru yolu döviz kazandırıcı işlemlerin artmasıdır. Yani daha fazla ihracat ve Turizm gelirleri elde ederek döviz rezervlerimizi artırabiliriz. Bir diğer yol ise uzun vadeli yabancı yatırımları çekebilmektir. Swaplar ya da kısa vadeli yabancı sermaye girişleri rezerv biriktirmenin en sağlıksız yoludur. Öte yandan mevcut küresel ve yurt içi koşullar döviz rezervlerinin kısa sürede sağlıklı biçimde artırılmasına imkan tanımamaktadır.

İşte bu nokta Türkiye’yi politika tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Ortodoks politikalarla kısa süreli rahatlama ve borç sorununu daha büyük borç sorunu olarak gelecek yıllara ötelemek ya da ekonomide radikal değişiklikler yapmak arasında bir tercih. Yılmaz Akyüz hoca bu durumu Sözcü Gazetesine verdiği mülakatta şöyle ifade etmektedir:

“İşte bugün Türkiye’nin giderek artan döviz gereksinimi ile bunun yol açtığı kur istikrarsızlığı önemli ölçüde o dönemlerin mirasıdır.  Buna rağmen ülkede tartışmalar ithalat ve yabancı sermaye bağımlılığını nasıl azaltırız yerine nasıl daha fazla yabancı sermaye çekeriz üzerinde yoğunlaşıyor.  Eğer bunu “başarırsak” günü kurtarırız ama sorunların büyüyerek tekrar karşımıza çıkacağından da kuşku yoktur”.

Son olarak MB, 24 Aralıktaki PPK toplantısında politika faizini 200bp artırarak %17 seviyesine çıkartmıştır. Kredi genişlemesinin tersine dönmesi ve iç talep baskısının azaltılmasında amaçlarına dönük olarak politika faizinin yüksek olması ve uzun süre yüksek seviyelerde tutulmasını hep savunduğumu bu satırları okuyanlar bilecektir.

Diğer yandan Merkez Bankalarının temel görevinin finansal istikrara odaklanmak olduğunu yani bankaların bankası olduğunun altını çizmem gerekiyor. Enflasyonla mücadele tek başına MB tarafından başarılabilecek bir konu değildir. Bu konu aynı zamanda bölüşümü ve istihdamı da ilgilendirmektedir. Ekonomimizde fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmamız Ortodoks politikalarla değil, ancak radikal değişikliklerle mümkün olabilecektir. Esen kalın.

Doç. Dr. Baki Demirel

 


İLGİLİ HABERDoç. Dr. Baki Demirel Yazdı: Fed Politika Çerçevesi Değişikliği Ve Sonrası…Doç. Dr. Baki Demirel Yazdı: Fed Politika Çerçevesi Değişikliği Ve Sonrası…

İLGİLİ HABERDoç. Dr. Baki Demirel Yazdı: Korona Salgının Ekonomik Etkileri ve Alınabilecek ÖnlemlerDoç. Dr. Baki Demirel Yazdı: Korona Salgının Ekonomik Etkileri ve Alınabilecek Önlemler

İLGİLİ HABERDr. Baki Demirel:  Dolar neden kontrol edilemiyor?Dr. Baki Demirel:  Dolar neden kontrol edilemiyor?

İLGİLİ HABERDr. Baki Demirel Yazdı: Ekonomide İstikrarlı Büyüme Sağlayabilmek Neden Önemli ve Nasıl?Dr. Baki Demirel Yazdı: Ekonomide İstikrarlı Büyüme Sağlayabilmek Neden Önemli ve Nasıl?

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları