Sosyal Medya

Cüneyt Akman: MERKEZ BANKASI BAŞKANLARININ 2 GÖMLEĞİ OLUR, BİRİ BAYRAMLIK, BİRİ…

25 Ekim 2020

Öyle bir laf vardı Osmanlı devrinde… “Sadrazamların iki gömleği vardır biri bayramlık, biri idamlık!”

Sadrazamların pek çoğunun sonunu düşünecek olursak bu sözün nereden çıktığı anlaşılır.

Bazı padişahlar ani sinir nöbetleri ve kıyıcılıklarıyla meşhurdu. Mesela Yavuz Selim… Halk arasında beddua olarak “Yavuz’a vezir olasın inşallah” lafı yerleşmişti.

Daha yumuşak başlı olan oğlu “Kanunî”nin de ipiyle kuyuya inilmeyeceği oğlu Mustafa’yı boğdurtmasından belli. Oğluna bunu yapan çok sevdiği ve çocukluk arkadaşı olduğu rivayet olunan “Makbul” İbrahim Paşa’ya ne yapmaz?

Ne yaptığı, İbrahim Paşa’nın artık “Maktul” İbrahim Paşa olarak anılmasından belli…

Neyse ki günümüzde tek adam rejimlerinde bile artık başbakanları öldürmüyorlar. Zaten bizdeki yeni siyasi rejimde artık eskilerin sadrazamına denk düşen bir başbakanlık bile yok.

E, başbakanlar böylece “gaibe karışıp” kellelerini, pardon mevkilerini yoklukla malûl olarak da olsa kurtarınca, sıra kimlere gelir? Mesela yasalara göre en azından son zamanlara kadar en önemli ve imtiyazlı bürokrat diyebileceğimiz diyebileceğimiz merkez bankası başkanlarına mı?

Gerçekten de merkez bankası başkanları tüm dünyada çok imtiyazlı ve süper yetkili bürokratlardır. O kadar ki onların bürokrat olduğu da pek o kadar söylenemez. İşin geçmişine bakacak olursak merkez bankaları da özel şirketlerdi ve şimdi de basit birer devlet kurumu sayılamazlar.

Merkez bankası başkanları da bir kez seçildikten sonra onu seçen başkan, meclis her neyse, onun tarafından bile çok çok özel bir durum olmadıkça görevden alınamazdı.

Türkiye’de de yine yakın zamandaki rejim değişikliği ve sonrasında cumhurbaşkanına yeni yetkiler tanınıncaya kadar durum böyleydi. Sonra ne oldu bırakalım Sayın cumhurbaşkanı anlatsın: “Şimdi sistem değişince TCMB (başkanını) görevden alma yetkisini de aldık, laf dinlemiyordu. Yeni arkadaş ile devam ettik, dedik ki faiz oranlarını düşüreceğiz.” (% Kasım 2019, Sözcü Gazetesi)

Yani artık merkez bankası başkanlarının yasal koruma açısından tapu dairesi müdüründen fazla da bir farkı kalmamıştı.

Aslında bu malumun ilamıydı. Ya da son zamanlarda pek yaygın bir deyişe göre “hukukun fiiliyata uydurulması”… (Bilirsiniz, demokratik ülkelerde aslolan “fiiliyat”ın, sapmış olduğu hukuka geri uydurulmasıdır.)

Niye malumun ilamı dedim? Çünkü Türkiye’de bu yeni siyasi rejim aslında 12 Eylül 2010 Referandumu neticesinde fiilen doğdu. O referandum sonrasında siyasi iktidar sadece yasama ve yürütmeye değil yargıya da hâkim oldu ve böylece Türkiye fiilen güçler ayrılığı sisteminden güçler birliği sistemine geçmiş oldu.

O referandumdan sonra Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. 12010’dan, 6 Nisan 2017’de yeni bir referandumla hukuk da fiiliyata uydurulan ve Cumhurbaşkanlığı rejimi başlayana kadar ne başbakan eski başbakan, ne Meclis eski Meclis, ne mahkemeler eski mahkemelerdi.  Elbette devlet bürokrasisi ve merkez bankası kurumunun, yani TCMB’nin de de bundan etkilenmemesi mümkün değildi.

Bakın neler oldu?

 

MERKEZ BANKASININ 3 BAŞKANI VE SONLARI…

Bu değişime denk gelen üç başkan vardır TCMB’de: Erdem Başçı, Murat Çetinkaya ve şimdiki son başkan Murat Uysal…

Hepsinin de atanmaları kadar “atılma”ları da olaylı oldu… demeyeceğiz, zira en azından Sayın Uysal henüz görevde. Umarız görevini normal bir şekilde başarıyla sonlandırır.

AKP 3 Kasım 2002’de tek başına iktidar olunca bir süre eski dönemin, muhakkak ki hiç anlaşamadığı merkez bankası başkanı Süreyya Serdengeçti ile çalışmak zorunda kaldı.

2001 krizinin ardından (2001-2006 yılları arasında( tam yetkiyle çalışıp krizden çıkışı yöneten ve dolayısıyla epeyce prestiji olan Serdengeçti’nin sabırsızlıkla beklenen görev süresinin doluşu 2006’da tamam oldu.

AKP artık kendine uygun gördüğü biriyle çalışabilecekti. 2003’te TCMB Başkan Yardımcılığı’na atanan Erdem Başçı’yı istiyorlardı. Ne var ki AKP henüz devlet kademelerine yeterince hâkim değildi, istediği gerçekleşmedi ve o zamanki cumhurbaşkanı, Ahmet Necdet Sezer’in bu atamayı veto ettiği söylendi. Böyle olunca, dindar ve muhafazakâr bir görünüm sergileyen ve bu nedenle de o zamanlar muhalif tutum sergileyen Hürriyet’in ve Hürriyet GYY’i Ertuğrul Özkök’ün –bence haksız ve hâttâ yakışıksız- eleştirilerine maruz kalan Durmuş Yılmaz seçildi.

Durmuş Yılmaz’ın 2006-2011 arasındaki yönetimi aslında çok zor bir döneme (2007-2008 küresel krizi) tesadüf etmiş olmasına rağmen, bütün dünyadaki merkez bankalarının normal olarak yatığı ve yapması gerektiği gibi piyasalara likiditeyi ciddi şekilde arttırması dışında, anormal bir olaya konu olmadı. TCMB klasik politikalarını sürdürmeye devam etti. En azından 2010’un son aylarına kadar…

2010’un son ayları aslında belki de bir anlamda Durmuş Yılmaz’ın Amerikan deyişiyle “topal ördek” olduğu ve ilan edilmemiş bir Erdem Başçı döneminin kendini gösterdiği aylardı. En azından benim yorumum böyle…

AKP’nin eski aşkı Başçı sonunda 2011 19 Nisanı’nda uzun zamandır beklediği koltuğa atandı. Vuslat gerçekleşmiş “Makbul Erdem Paşa” mührü göğsüne sokmuştu.

Peki sonuçta ne oldu?

Bundan sonra her başkana ne olacaksa aşağı yukarı o oldu.

Bundan sonra her TCMB başkanın “iktidar” dönemi kabaca üç faza ayrılacaktır!

1.Faz: Faizleri indirdiği ve iktidarla daha doğrusu Erdoğan ile uyum içinde olduğu “makbul” dönemi.

 

2.Faz: Döviz kuru ve enflasyon baskısıyla faizlerin arttırılmak zorunda kalınıp ama bunun “gizli” ve “dolaylı” yapılmaya çalışıldığı “tahammül” dönemi

 

3.Faz: Sözüm ona “gizli” faiz arttırmanın yetmediği, kurun patladığı ve mecburen politika faizinin açıkça yüksek ölçüde arttırıldığı dönem ve sonuçta merkez bankası başkanının “kellesi”nin tehlikeye girmesi.

**

Özellikle 2. Faz dediğimiz dönem, politika faizlerinin güya yükselmediği ama asıl ağırlıklı ortalama  fonlama faizi ile elbeete “koridor”un taban ve tavanının boyuna oynadığı acayip bir görünüm sergiler. Ne demek istediğimiz anlamak için aşağıdaki grafiğe bir göz atın. Politika faizinin nasıl politika faizi olmaktan -iş işten geçene kadar- çıkarıldığını görürsünüz.

(Grafiği düzenleyen Verimetrik’e teşekkürlerimle… Kendilerini Twitter’da da @verimetrik adresinden takip edebilirsiniz.)

 

 

**

 

Yine hikayemize dönelim…

Erdem Başçı nispeten şanslıydı.

Yeni rejim henüz fiiliyattaydı, TCMB başkanını şimdiki gibi kolayca bir kararname ile görevden almak mümkün değildi. Ve sonuçta Başçı da durumu idare etmek için “politika bileşimi” adı altında, “koridor uygulaması” adı altında “güya mucizevî” Rezerv Opsiyon Mekanizması adı altında bir sürü yöntemle 2. Fazı uzun tutmayı başardı.

 

Elbette bunun bedeli TCMB para politikasının kimsenin içinden çıkamadığı karman çorman ve son derece karmaşık hale gelmesi, içeriden ve dışarıdan tepkilerin yükselmesiydi.

 

Başçı bir süre piyasadan gelen “sadeleşme” taleplerini ileride yapacağı vaatleriyle geçiştirdi, sonra mecburen faiz artırımına ve sadeleşmeye adım attı. Bu adımı da uçuruma atılan adım oldu.

 

Buna rağmen Başçı “kellesini” kurtarmayı başardı ve başına bir şey gelmeden 2016’de 5 senesini tamamlayabilmiş olarak görevi bıraktı. Fakat bu son adımı yüzünden, basındaki lobiden onun yeniden atanması yönündeki talepler görmezden gelindi, Başçı kendini OECD Daimi Temsilciliği’nde buldu.

 

Halefinin başına geleni düşününce biraz hayal kırıklığı yaratmış olsa da iyi bir sonuç.

 

Yerine geçen, iktidarın yeni aşkı Murat Çetinkaya idi.

 

O kadar “makbul” bir isimdi ki normalde o göreve gelmesi mümkün olmayan Çetinkaya için özel olarak kanun değişikliğine gidildi.

 

Bu yeni aşkın önemli bir özelliği vardı.; kendisinin merkez bankacılığı tecrübesi yoktu ama iktidar için anlaşılan daha önemli olan “İslami bankacılık” tecrübesi vardı.

 

AKP tam aradığı ismi bulmuş gibi gözüküyordu. E, “faiz sebep-enflasyon netice” doktrinini uygulayıp Erdoğan’ın istediği gibi faizleri düşürme görevi için bütün kariyeri “faizsiz bankacılık”ta geçmiş birinden daha uygunu bulunabilir miydi?

 

Gelgelelim, olmadı, olamadı!

 

Bu merkez bankası başkanları atanır atanmaz karakter mi değiştiriyorlardı ne?

Çetinkaya da yukarıda anlattığımız 3. Fazı aynen yaşadı: Faizleri düşürdüğü “makbul” dönemi…

 

Faizleri yükseltirken yükseltmemiş gibi yapıp, politika faizini sabit tuttuğu “tahammül” dönemi…

 

Ve son olarak mecburen faizleri çok fazla yükseltmek zorunda kaldığı ve ardından indirmeye yanaşmadığı “laf dinlemez” dönemi…

 

Artık dönem değişmişti, yeni rejimde Cumhurbaşkanı, TCMB Başkanı’nı bir kararname ile görevden alabiliyordu. (Başlı başına bu bile TCMB’nin bağımsızlığından eser kalmadığının göstergesiydi ama “herhalde kullanmaz canım” diyen iyimserler pek boldu.)

 

Her şeyi değiştiren, hükümetin ve TCMB’nin karman çorman ve fazlasıyla “uyumlu” politikaları sonucunda, beklendiği gibi Ağustos 2018’de bir döviz şokunun gelmesiydi. Çaresiz şok bir faiz artışı yapıldı politika faizinde…

 

Politika faizi, geliyorum diyen fırtınanın hemen öncesinde1 Haziran 2018’de %8’den %16,5’a; sonra 1 hafta geçmeden ayın 8’inde 17,75’e çıkarıldı.

 

Geç kalınmış önlem, önlem değildir misali, ABD ile olan Rahip Brunson krizinin de etkisiyle döviz krizi patladı. Döviz kuru hızla yükseldi.

 

Çetinkaya çaresiz 14 Eylül’de politika faizini %24’e çıkardı.

 

Genellikle böyle işin çığrından çıktığı dönemlerdeki faiz artışını iktidar görmezden gelir çok açıktan hedef yapmaktan çekinirdi.

 

Herhalde beklenen Başçı dönemindeki gibi işler biraz düzelince bin bir tuhaf yöntemle politika faizlerini düşük tutmaya çalışılması ve faiz indirimine gidilmesiydi.

 

El Hak Çetinkaya’da bunu denemiş ve hâttâ işi piyasayı “Geç Likidite Penceresi” denen cezai faizden fonlamaya vardıracak kadar, neredeyse skandal bir uygulamaya da imza atmaktan çekinmemişti.

 

Bu şartlar altında yurtdışı swap piyasası, vs ile ilgili her türlü saçma sapan yöntem denendiyse de faizleri yüksek tutmaktan başka çare kalmıyordu Çetinkaya için…

 

Küresel şartlar, Başçı’nın dönemindeki kadar geniş manevra alanı tanımıyordu Çetinkaya’ya…

 

Beştepe’den bakıldığında ise… Bu başkan da laf dinlemez oldu” durumu vardı.

Ne oluyordu bu başkanlara böyle? Hepsi bir süre sonra zıvanadan çıkıyordu? Hele şu yılların faizsiz bankacısının için faiz cini mi girmişti ne?

 

Eh, cin çıkarmak yerine, “kelle”yi almak daha pratik ve Osmanlı geleneğine daha uygundu ne de olsa…

 

Çetinkaya’nın “kellesi” 6 Temmuz 2019’da bir gün içinde alınıverdi ve yerine aynı kurumda başkan yardımcısı olarak görev yapan Murat Uysal yine aynı gün atandı.

 

Piyasada ÇETİNkaya gitti, UYSAL biri geldi diye espriler yapıldı.

 

Erdoğan zaten yeni başkana verilen “talimat”ı önceden kamuoyuna açıklamıştı. Bu sayede Sayın Uysal, hükümet tarafından “makbul” bulunmasını saymazsak, bir merkez bankası başkanı olarak iç ve dış piyasanın zerre prestijine mazhar olamadan göreve adım attı.

 

Uysal bir şekilde talimatı yerine getirdi 1. Faz iyi gidiyordu başta. Arka arkaya faiz düşürme kararları aldı ve neyse ki iç ve dış konjonktürün de az yardımıyla ipler başta, bir miktar gerilse de kopmadı.

 

O dönemde çektiğim Youtube videoları ve yaptığım paylaşımlarda, ayrıca TV programlarında, ilk etkinin böyle olacağını ve döviz kurunun piyasanın beklediğinin tersine yükselmek yerine düşeceği tahminimi, nedenleriyle anlattım. Neden daha sonra işlerin tersine döneceğini de…

 

İstemezdim ama durum beklendiği gibi oldu ve 2. Faz başladı.

 

Piyasa, 24 Eylül 2020 tarihli PPK toplantısında yine döviz kuru zoruyla politika faizinin 200 baz puan arttırılmasını çok iyimserce karşıladı.

 

Piyasa özetle 2. Faz’ın atlanıp bu kez doğrudan 3. Faz’a geçildiğini ve “normal” ve “sade” bir merkez bankası kurallı politikasına adım atıldığını düşündü.

 

Bu aşırı iyimserlik daha sonra 2. Faz’ın klasik uygulamasından, yani politika faizini görünüşte arttırmayıp, faizin dolaylı yollarla arttırılmasından (Geç Likidite Penceresi’nin oranı arttırıldı, geçmişten ders çıkarılarak, yakında ortalama fonlamanın oraya yükseltileceği düşünüldü) fena halde hayal kırıklığına uğradı.

Böylece döviz kuru belki de gereğinden fazla olumsuz tepki gösterdi.

Şimdi devamında ne yapılacağına bakacak elbette iç ve dış piyasa aktörleri…

Ama senaryo ortada… Ve biz bu filmi daha önce –hem de iki kere- görmüştük

 

(YAZININ 2. BÖLÜMÜNDE MERKEZ BANKASININ BU ANLATTIĞIM DÖNEMLERDE İZLEDİĞİ POLİTİKALARI BİRAZ DAHA AYRINTILI ANLATARAK DÜNYADAKİ MERKEZ BANKACILIĞI UYGULAMALARIYLA DA KIYASLAYACAĞIM)

@cakman4

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları