Sosyal Medya

Cüneyt Akman: BİR PPK KARARI ARDINDAN HAYALLER VE GERÇEKLER

24 Aralık 2020

Para Politikası Kurulu (PPK) merakla beklenen bugünkü toplantısında piyasanın 150 bp civarındaki beklentisini de aşarak politika faizini 200 bp arttırdı.

Hadi şimdilik, daha yakın zamana kadar uslu uslu tam tersi kararlara imza atan bu sayın PPK üyelerinin nasıl olup da 10 gün içinde tam tersi karalara imza atar olduklarını bu kez de sormayalım.

“Piyasa”nın daha 19 Kasım PPK’sının ertesi günü bir dahakine de 200 isteriz taleplerini hatırlatmakla yetinelim ve son zamanlarda BDDK’nın aldığı kimi “normal” kararlarının piyasada, Merkez’in biraz da onlara güvenerek, faiz artırımını pas geçeceği endişesi yayılmaya başlayınca, anketlerde bugünkü arttırma ilişkin tahminlerin ortalaması da 100-150 bantına çekilmişti.

TCMB yeni yönetimi bu sefer de piyasaya istediğini verdi. 200 bp’lık artış yeni yönetime içeride dışarıda tanınan kredibiliteye bir miktar daha ilave yapmış oldu.

 

Daha önceki günlerde ekranlarda veya Youtube’da yaptığım yorumlarda şunları söylemiştim: “Ben TCMB’nin yerinde olsam faizleri 200 bp arttırırdım. Fakat bunu oyun teorisi mantığı ile bakarsak şu sırada öyle gerektiği için yapardım. Bunun bazı ekonomistlerin samimiyetle inandığı üzere ekonomiye faydalı olduğunu düşündüğümden değil.”

https://www.youtube.com/watch?v=OOnIbw-oOG8

Bu bakımdan diyorum ki evet TCMB PPK doğru bir karar almıştır.

Fakat… Evet ya bir de “fakat”ı var işin…

Fakat… bu karar sadece TCMB rezervlerindeki kanamayı ve ülkeden para kaçışını bir süreliğine durdurarak devlet dâhil bütün ekonomik birimlere kısıtlı bir zaman kazandırmaktan başka işe yaramaz.

Üstelik bu zamanın bir maliyeti de var. Aşırı borçlu Türk özel sektörü ve giderek borcu artan devletin maliyetleri yükselen faizlerle artacak ve bazıları için daha şimdiden bu maliyet katlanılmaz hale gelecektir.

Ülkeyi kırk satır mı (döviz kuru şoku) kırk katır mı (faiz yükü şoku) cenderesine sokanlar utansın!

Lafı uzatmayalım…

Şimdiki Elvan-Ağbal ekonomi yönetimi Berat Bey ekibinin eski Zihni Sinir projelerinden vazgeçip, daha da eskiden kalan “normal” politikalara avdet etmekle iyi yapmış mıdır?

Belki!

Niye belki diyorum?

Daha önce de söylediğim üzere iş Bektaşi’nin şarap tadımına benziyor. Hani iki kupa şarap verip “hangisi iyi?” demişler. Birinden bir yudum alıp, “Öteki daha iyi” demiş. “E, daha onu tatmadın” denilince… “Bundan da kötü de olmaz ya!” demiş… İşte o hesap!

Fakat dikkat edelim! Evvelki saçma sapan ekonomi yöntemlerine nazaran daha bir şâyan-ı tercih olması bu yönetimin metotlarının iyi olduğunu göstermez.

Bazen şöyle bir mantık yürütülüyor. Berat Bey ekibinin saçma sapan politikaları olmasaydı her şey güllük gülistanlıktı.

Sanki o Con Ahmet metotları, o Zihni Sinir icatları sırf Berat Bey’in kişisel fantezileri nedeniyle uygulandı.

İşin aslı o en eski güzel “normal” politikalar artık işlemiyordu da o yüzden bu tür “alışılmadık” yöntemlere girişildi.

AKP yönetiminin günü, hadi haftayı ya da ayı kurtarmak için giriştiği böyle “alışılmadık, “gayrinormal” politikalar ilk de değil.

Mesela Reza Zarrab eliyle cari açığı kapatmak da aynı böyle bir Zihni sinir projesiydi. İçeride dışarıda Türkiye’nin başına ördüğü çorapları hâlâ kafamızdan söküp atabilmiş değiliz.

Bütün bunlar tamam, tamam olmasına da…

Yine hatırlatalım… Bütün bu saçmalıklara eskinin güzel, liberal, piyasa dostu yöntemlerinin hem bu ülkenin hem dünyanın yeni absürlüğüne artık uyum gösteremeyişi yüzünden girişilmişti.

“Alışılmadık” para politikaları dünyada da yürütülüyor ve büyük risklere gebe kılıyor dünyayı… Bizimkilerin yine kimi yabancı danışmanlık kuruluşlarından ödünç aldıkları icatları, olabildiğince “alaturka” uygulama tarzlarındaki sakillik, bize ülkenin önceki sorunlarını unutturursa aynı kabus senaryosunu yeniden yaşarız.

Bu yönetim bir süre gider… Kovulur yerine gelen bir başkası yine acayip işlere geri döner… Kovulur, yerine gelen bir başkası “Hadi gel güzel normalimize geri dönelim” şarkısını çığırmaya yeniden girişir.

Tam Sisifos Söylencesi… Hani tanrılar tarafından ebediyen bir kayayı yokuş yukarı itmeye lanetlenen mitolojik kişi…

Yokuşun en sonunda taş aşağı yuvarlanırmış ya her seferinde…

Peki bu korkunç kabus kaderimiz mi?

Bu seferki ekonomi yönetimi pekala başarılı olamaz mı?

Dünyada en olmaz denilen şeylerin bile bir miktar ihtimali vardır.

Akıllı davranışlar o iyi senaryo ihtimalini de epey arttırabilir.

Öyleyse şimdilik şunları söyleyelim:

 

**

 

YARINDAN ON YIL SONRAYA… ALINAN KARARLAR VE ALINMASI GEREKENLER

1.TCMB piyasaların iyimserliği ve döviz kuru açısından, ve ayrıca ülkeye yeni başlayan ve sıcak para akımının devamı için, gerekeni yaptı. 150-200 puan arttırılması gereğini geçen hafta çektiğim videoda belirtmiştim. Ancak bu yol sürdürülebilir değil, üstelik ekonomiye de zararlı. Çare ne?

2.Çare uzun vadede bünyevî kronik sorunlara radikal olarak müdahale elbette… (Bazen “yapısal reformlar” da denilen ve herkesin farklı şey anladığı türden ama onlardan daha radikal tedbirlerden bahsediyorum) Fakat Keynes’in dediği gibi “Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız” Bu söz hiç bu kadar doğru olmamıştı.

3.İnsanların tasarruflarına reel getiri sağlamak gereklidir. Bu toplam tasarrufları belki sanıldığı kadar arttırmaz ama o tasarrufların finansal sisteme akışını hızlandırır. Reel faiz için çare ise nominal faizleri arttırmaktan değil enflasyonu düşürmekten geçer.

4.Enflasyon konusunda dünya ve TR deneyimlerinin gösterdiği bir şey varsa o da enflasyonun ya kısa sürede düşürebileceği ya da hiç düşürülemeyeceğidir.

5.PPK’nun bugünkü karar metnindeki şu ifadede bir tane önemli ibare var: “Bu doğrultuda Kurul, enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için, 2021 yılsonu tahmin hedefini göz önünde bulundurarak, güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir.”

Nedir o tek önemli ibare derseniz o da “en kısa sürede” sözüdür.

6.Şu anda yaşadığımız salgın durumu ekonomi açısından son derece olumsuz sonuçlar doğurmakla beraber enflasyonu kalıcı olarak düşürmek için önemli fırsatlar da getiriyor.

7.Enflasyonun mühim sebeplerinden biri olan aşırı talep pandemi nedeniyle zaten kırılmış vaziyettedir. Buna rağmen enflasyonu besleyen bir diğer etken olan -yine pandemi nedeniyle ortaya çıkan- tedarik zincirlerindeki kopmalar ve arz sürtünme (friction) sorunları salgının ilk zamanlarındaki kadar şiddetli değil, gittikçe de düzeliyor.

Enflasyonun hızla düşürülmesi ve vakit geçirilmeden bu kahredici yüksek faizlerden geri adım atılması, (reel faizler aynı kalırken) nominal faizlerin düşürülmesi gerekmektedir.

8.Aynı süre içinde Türkiye seçili (selektif) mali genişlemeci politikalar izlemeye kısa süreli de olsa devam etmelidir. Bu ayrı bir yazının konusudur. İktisattaki IS-LM analizini bir an doğru kabul eder ve daraltıcı para politikası ve genişleyici maliye politikasını o grafiğe dökersek ilk bakışta hayli saçma gelebilecek bir görünümle karşılaşacağız. Özetle bu önerdiğim de pek “normal” bir yöntem değil!

9.Türkiye’nin orta ve uzun dönemde normalleşmesi ve bir atılım yapması ise gerçek bir reformlar dizisi ile mümkün. Öncelikle var olmayan kaynakları harcamaktan dolayı yaşanan enflasyon ve cari açık problemini çözmek için gerçek bir kamu yönetimi verimliliği reformu ve elbette hırsızlık ve yolsuzluklara son verilmesi gerekiyor. Aynı anda sırf saadet zinciri ekonomisini ayakta tutmak için girişilen “çılgın projeler” ve yandaş zengin etmeye dönüşmeye başlayan sözde savunma projelerinin aklî bir süzgeçten geçirilip ancak en verimlilerinin tutulması gerisin çöpe atılması… Ötesi, hemen acil olarak reel sektör şirket borçlarının yeni bir İstanbul Yaklaşımı ile (ama bu kez şirketleri değil halkı kollayarak) yapılandırılması…

10.Ülkede kurumların güvenirliğinin başta yargı ve üniversiteler olmak üzere yeniden tesis edilmesi…

11.Özellikle sermaye piyasasının yeniden organize edilip, küçük yatırımcıyı tokatlamak ve becerilebildiği kadarıyla yabancı sıcak parayı cezbetme mekanizması olmaktan çıkarılıp sanayiye uzun vadeli fon sağlayacak bir işleve kavuşturulması.

12.Tam kapsamlı bir tarım reformuna girişilip tarımda verimliliği arttıracak rafta hazır bekleyen mantıklı projeleri yürürlüğe sokmak. Bunun ilk adımı 1960’larda sanayide girişilen planlı üretimin bu kez tarım için uygulanması ve bir Zirai Planlama Teşkilatı’nın kurulması olabilir.

13.Türkiye enerji kaynaklarında (biraz da yolsuzlukla ilgili tuhaf anlaşmalar sonucu) aşırı pahalı hale gelmiş yabancı kaynakları kısmen yenilenebilir enerji ve yine az miktarda da olsa yerli ve ıslah edilmiş kömür vb türü yerli kaynaklarıyla ikame etmeli. Bu ikame, yeni anlaşmaların yabancılarla daha iyi şartlarla yapılmasına da neden olacaktır. Ayrıca elektrik enerjisi hatları ıslah edilerek ve yerinden üretimle her üretilen enerjinin yaklaşık beşte birinin enerji nakil hatlarında kaybolmasının önüne geçilir. Fabrikalarda enerji tasarrufu sağlayan yeni teknolojilere devlet desteği verilebilir. Enerji dağıtımında kamu yeniden öncülüğü ele alabilir ve tekelci enerji şirketlerinin rantlarının üreticiye yük olması engellenebilir

14.“Sanayide ne yapılmalı peki?” diye soracak olanlar için cevap: Hiç! Sanayinin problemi, verimsiz finans, verimsiz tarım ve verimsiz kamu yönetimidir. Bu sorunları çözün sanayi kendi sorununu kendi çözecektir.

15.Ve son olarak sırf içerideki iktidar kavgası ve ideolojik kısır tercihler nedeniyle uluslararası planda önümüze gelen ülkeyle lüzumsuz kavgalara girmemek… Avrupa Birliği’ne karşı kendi ulusal çıkarlarımızı savunmakta ısrarlı olmak ama ideolojik kavgalardan kaçınmak… AB’nin de – içeri kabul etmeye niyeti olmasa bile- Türkiye’ye ihtiyacı var. Akıllı bir pazarlıkla zaten prensipte kabul ettikleri gümrük birliğinde lehimize bazı düzenlemelerle, serbest dolaşımda kısmi iyileştirmeler elde edilebilir. Bütün bunlar Türk ekonomisine yeni bir rüzgar getirecektir. Bu çalışmalar Rusya ve Çin’le ilişkilerimize halel getirmek zorunda da değildir.

**

Şimdi diyebilirsiniz ki, Cüneyt Akman rüya mı görüyorsun? Türkiye’de bunlar nasıl olacak? Mümkün mü ki?

Elbette mümkün!

Türkiye bu saydığım yolu 1923-39 arası dünyanın ve ülkenin çok daha zor zamanlarında denedi ve dünya çapında örnek alınan başarılar kazandı.

Türkiye benzer bir atılımı çok daha bağımlılık içeren bir model içinde 1960-75 arasında denedi; yine dünyada dikkatle konuşulan bir başarı kazandı.

Türkiye 1983-89 arası olağanüstü yanlış bir model içinde ihracata var gücüyle asıldı, o yanlış modele rağmen belli bir başarı kazandı.

 

AHALİYE DEĞİL AMA DEVLETLÛLERE EĞİTİM ŞART

Türkiye’nin bir sorunu var: Çarçabuk cayıyor. İlk büyük zorlukla karşılaştığında önündeki doğru yolu bırakıp kestirme olduğunu sandığı yollara dalıyor.

Sonra bir bakıyor ki şarampola yuvarlanıvermiş!

Peki niye böyle yapıyoruz?

Çünkü birkaç kişilik öncü kadrolar haricinde bütün bu dediğimiz mücadelelere girenlerin çoğu tuttuğu yola gerçekten inanmıyor.

Sonuç?

Cem Yılmaz’ın dediği gibi: Eğitim şart!

Fakat eğitilmesi gereken hep zannettiğimiz gibi ahali değil…

Devletlûlerin kendisidir, eğitime muhtaç olan.

 

@cakman4

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları