Sosyal Medya

Türkiye Ekonomisi

Tuğrul Belli:  Pandemi tedbirleri ve canlandırma politikalarını iyi dengelemek gerekiyor

Ancak aktif rasyosu nedeniyle bankalar artık mevduat istemiyorlar. TC Hazine'nin Eurobond’ları  bir alternatif. Ancak burada oluşan talep bu enstrümandan çıkmak isteyen yabancının işini kolaylaştırıp döviz üzerinde dolaylı bir baskı yapabilir..

Tuğrul Belli:  Pandemi tedbirleri ve canlandırma politikalarını iyi dengelemek gerekiyor

Pandemi krizinin patlak vermesinden önce, son 3 yıldır azalan dış kaynak girişlerine karşı, iç talebin kamu bankalarının ve KGF gibi mekanizmaların devreye sokulması ve TL faizlerin olabildiğince hızlı indirilmesi ile canlandırılması sağlanmaya çalışıldı. Doğal olarak alınan bu tedbirler Türkiye’nin ekonomik metriklerinde bozulmaya da yol açtı. Ancak bütün bunlar yapılırken hep “nasıl olsa zaman içerisinde bir şekilde bu karşılaşılan problemler hallolur ve gerek ekonomimizin dinamikliği, gerek yabancı kaynakların yeniden gelmesi ile krizden büyük yara almadan çıkılır” şeklindeki bir “vadeye yayma” mantığıyla hareket edildi.

Ancak, korona pandemiği ister istemez bu stratejiyi daha riskli hale getirmiş bulunuyor.

Bugünlerde Türkiye “vadeye yayma” oyununu devam ettirmek durumunda. Burada “vade” korona virüsün Dünya ekonomilerinde yaptığı tahribatın ortadan kalktığı ve normalizasyon sürecine girilecek olan zaman.

Ancak son gelişmeler korona virüs ile ilgili etkili aşı ve ilaçların bulunması ve insanlara ulaştırılmasının beklenenden daha uzun zaman alabileceğini göstermekte. Bu süreç içerisinde ise çok keskin bir şekilde daralan ekonomileri canlandırmak amacıyla biz de dahil olmak üzere pek çok ülke alınan tedbirlerde gevşetmeye gitmek durumunda kalıyor. Ancak, görüyoruz ki, daha önce başarılı addedilen pek çok ülke tedbirleri gevşettikten sonra ikinci bir virüs dalgasıyla karşı karşıya kalmak durumunda. Hal böyle iken, isterse tüm kamusal tedbirler kaldırılsın, hane halklarının önemli bir kısmı kendi tedbirlerini uygulamaya devam edecektir. (Daha az toplu yerlerde dolaşma ve toplu taşıma kullanma, daha az eğlence ve yemek yerlerine gitme, daha az tatile çıkma vs.) Tüm hane halklarının kısa sürede korona virüs öncesindeki davranış kalıplarına geri döneceğini beklemek çok fazlasıyla iyimser bir beklenti olur. Bu da, ister istemez, özellikle hizmet sektöründe küresel ölçekte orta vadede “kalıcı” olarak nitelendirilebilecek bir daralma anlamına geliyor. Hizmet sektörünün özellikle geliimiş ekonomilerde milli hasıla ve istihdamdan aldığı pay göz önüne alındığında, pozitif büyümeye geçişin uzun zaman alma riski söz konusu.

Normalleşmenin beklenenden daha uzun süreceği gerçeği karşısında Türkiye’nin oyunu çok daha dikkatli oynaması şart. Bu bağlamda, son dönemde gözlerin çevrildiği metrik doğal olarak MB’nın döviz rezervleri oldu. (Bunda da garip bir şey yok. Eğer bir ülkenin zaten çok fazla olmayan döviz rezervleri 2 ayda %20 azalır ise, gözler ister istemez buraya çevrilir.) Ben düşük olsa da döviz rezervlerinin ekonominin büyük bir yol kazası olmadan çevrilebilmesi için yeterli olduğu inancındayım. Tüm menkul varlıklar üzerinden bakıldığında  dolarizasyonun %80’lerde olduğu bir ekonomide yerellerden daha fazla bir döviz talebi olmayacağı, yabancıların sıcak para portföylerinin çok azaldığı ve (azalan enerji fiyatları dikkate alındığında) dış ticaret kanalıyla da nette bir döviz talebi oluşmayacağı ana dayanaklarım.

Ancak son gelen dış ticaret ve ödemeler dengesi rakamları ve mevduat faizlerindeki çöküş bu varsayımlarımı gözden geçirmeme yol açtı doğrusu. Mart henüz korona etkilerinin tam ortaya çıkmadığı ve iç talebin de göreceli canlı olduğu bir dönemdi. Ancak gene de bu ay cari açığın 4.9 milyar dolar çıkması ve Net Hata ve Noksan’dan da 4 milyar dolar çıkış yaşanması iyi haber değildi. Neyse ki Nisanda durum biraz daha normalize olmuş durumda. Martta 16.6 milyar dolar olan rezerv kaybı 4.5 milyar dolara gerilemiş olacak. Buna karşın, dış ticaret açığımız Mart’taki 5.4 milyar dolara göre daha az ama 3.4 milyar dolar ile hâlâ çok yüksek. Buradaki rahatsız edici durum, enerji faturamızın çok düşmüş olmasına rağmen ihracatımızın ithalatın da üzerinde daralmış olması. (800 maddeye 3 ay için %30 ek gümrük vergisi getirilmiş olması bu konudaki hassasiyeti göstermekte.)

Mevduat faizleri ve dolarizasyon konusu ise ilginç. Döviz yurt dışına çıkmadığı sürece bu durum çok ciddi bir risk arz etmiyor. Şöyle ki, tasarruf sahibi TL’den dolara geçmek isterse bankası piyasadan (=MB) dolar alıyor, ama gün sonunda bu dolarları swap yoluyla gene MB’ye yatırdığı için brüt döviz rezervlerimiz değişmemiş oluyor. Ancak aktif rasyosu nedeniyle bankalar artık mevduat istemiyorlar. TC Hazine’nin Eurobond’ları  bir alternatif. Ancak burada oluşan talep bu enstrümandan çıkmak isteyen yabancının işini kolaylaştırıp döviz üzerinde dolaylı bir baskı yapabilir. (80 milyar dolarlık eurobond portföyünün yaklaşık yarısı yabancıların elinde.) Bugünlerde Hazine’nin iç yatırımcıya yönelik bir dolar tahvili çıkarması yerinde olacaktır.

Benim görüşüm Türkiye ekonomisinin bu krizden “göreceli” az hasarla çıkabileceği yönünde. Ancak, yukarıda bahsettiğim risklerin iyi takip edilip, gereken tedbirlerin zamanında alınması kaydıyla.

 

 

Turkish Bank aylık raporundan alınmıştır.

 

 

Ernst & Young Raporu: “Küresel bir resesyon yaşanacağı öngörülüyor”

 

FÖŞ: 3 Trilyon Liralık Krediyi Kim Ödeyecek?

 

Uğur Gürses: Konvertibilitesi yaralı Türk Liramız

 

Gelişen Ülkelerin ikilemi:  Erken normalleşmenin bedeli

 

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler