Sosyal Medya

Siyaset ve kamu haberleri

Erdoğan, Süleymani’nin öldürülmesinden ne öğrendi?

Erdoğan'ın umutlarının aksine, ABD'nin yakın zamanda Orta Doğu'dan ayrılmayacağı gerçeğine göre Ankara’nın ABD çıkışına göre tasarladığı Ortadoğu planlarını yeniden kalibre etmesi gereği.

Erdoğan, Süleymani’nin öldürülmesinden ne öğrendi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5 Ocak’ta üst düzey İran komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle ilgili sessizliğini verdiği röportajda bozduğunda, öldürülen generale karşı saygılı ancak demeçlerinde kontrollüydü.

Yine de  Erdoğan’ın sözleri komutan için sempati ifade ederken, Türkiye’de hükümet yanlısı medya Süleymani’yi şeytanlaştırıp onu Sünni Arapların katili ve ABD’nin eski bir işbirlikçisi olarak göstermekte. İran kaynaklı haberlerde Erdoğan’ın Süleymani’ye şehit olarak referans gösterdiğine vurgu yapılırken, Türkiye bunun böyle olmadığını söyledi. Süleymani öldürülmeden saatler önce ABD Başkanı Trump ile konuşan Erdoğan, İranlı komutanın öldürüleceğinin kendisine söylenmediğini ve  komutanının ölümünün tam bir “şok” olduğunu belirtti. Erdoğan hem Irak’a hem de İran’a tedbirli olunması gerektiğini çünkü İran’ın ABD’ye yanıt vereceğine inandığını da sözlerine ekledi. Hemen 8 Ocak’ta da İran’ın Irak’taki ABD üssüne saldırısı gerçekleşti.

Erdoğan hangi tarafta yer alacak?

Bu olayların patlamasından bu yana, Türkiye hakkında iki önemli soru ön planda. Birincisi, ABD ve İran arasındaki çatışma yükselirken Erdoğan hangi tarafta olacak?

İran Cumhurbaşkanı Rouhani’nin ABD’nin saldırısına karşı birlik çağrısı Erdoğan yanlısı köşe yazarları tarafından reddedilmekte.  Sabah köşe yazarı Hilal Kaplan, Türkiye’nin Rouhani’nin ABD’ye karşı direniş çağrısına katılmayacağını yazdı. Benzerleri de İran-ABD gerginliğinin Türkiye’nin kavgası olmadığını yazarken bu işin içine girmenin akıllıca olup olmayacağı sorgulandı.

Sabah gazetesi mezhepçiliğe karşı uyarıda bulunan bir yazı yayımlarken, bazıları da Süleymani’nin Şii de Türkiye’de adına yas tutulması gerektiğini söylüyor. Ancak, Türkiye’nin İran’a yaklaşımını belirleyebilmek adına sorgulama devam ediyor: İran 2016 darbe girişiminde Erdoğan’a yardım etti mi? İran PKK veya YPG’yi destekledi mi? Türkiye’nin Suriye’de kaybetmesinin nedeni Süleymani miydi? Yoksa Süleymani IŞİD’in Türkiye’ye yönelik saldırılarını azaltmaya yardımcı oldu mu?

Meseleleri daha da karmaşıklaştıran şekilde The Intercept tarafından yayınlanan bir makale İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın (MOIS) belgelerine dayanarak Süleymani’nin Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve istihbarat müdürü Hakan Fidan’ı sevdiğini iddia etti. Davutoğlu bilindiği üzere daha yeni kendi siyasi partisini kurdu.

1990’ların sonundan beri Süleymani komutasındaki Kudüs Gücü hem dikkate alınması gereken bir askeri örgüt hem de Ankara’ya ilham veren bir fikir olarak görülmekte Türkiye tarafından.  Üst düzey bir yetkili, “Süleymani’nin Şii ve aynı zamanda Hamas [Sünni] gibi milislere ulaşarak güçlü bir sadakat yaratabilmesi, bazıları Türkiye’ninkilerle çatışsa da İran’ın çıkarları için çalışma şekli, yöntemleri ve bağlılığı” Ankara’yı etkilemekteydi.

Öyleyse, Süleymani’nin öldürmesi Erdoğan’ı ve yakın çevresini nasıl etkiledi? Al-Monitor’a konuşan yetkililer, ilk tepkinin korku olduğunu söylüyorlar çünkü Trump öngörülemezlik sınırını aşmış durumda ve Ankara, Trump’ın Twitter’da söylediği her şeyin bir blöf olmadığı gerçeğine uyandı.

Ortadoğu’da herhangi bir üst düzey görevli Trump’ın emriyle saniyeler içinde öldürülebilir ve terörist ilan edilebilirse, bu durum Türkiye’nin Libya’ya askeri müdahalesinin geleceği hakkında ne ifade edebilir? Başka bir mesele de Erdoğan’ın umutlarının aksine, ABD’nin yakın zamanda Orta Doğu’dan ayrılmayacağı gerçeğine göre Ankara’nın ABD çıkışına göre tasarladığı Ortadoğu planlarını yeniden kalibre etmesi gereği.

Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkileri nasıl etkilenecek?

İkinci önemli soru da, ABD-İran gerginliğindeki yükselişin Türkiye’nin bölgedeki diğer oyuncularla ilişkilerini nasıl etkileyeceği. TOBB Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doçent olan Gülriz Şen, İran’ın ABD’ye karşı Türk desteğine güvenmek istediğini söyledi. “Bazı Türk medya kuruluşlarına göre, Yüce Lider [Ayatollah Ali Khamenei] temsilcisi, İran’a destek sağlamak için Amerikan karşıtı, aşırı milliyetçi siyasi partilerin üyeleriyle bir araya gelecekti. Ayrıca İran’ın komşu ülkelerden en büyük beklentilerinden biri de İran’a bu ülkelerdeki ABD üslerinden herhangi birinden saldırı yapılmasını önlemek” dedi.

8 Ocak’ın ilk saatlerinde İran Irak’taki ABD üslerine füzeler fırlattığında, İslam Devrim Muhafız Birlikleri dört maddelik bir de muhtıra ilan etti. Buna göre, toprağından ABD kuvvetlerinin İran’a saldırması için izin veren herhangi bir ülke de, İran’ın hedefinde olacak.

Avusturya Avrupa ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde kıdemli yardımcı doçent Micha’el Tanchum’a göre, ABD ordusunun Irak ve başka yerlerdeki ikmal misyonu için Türk hava sahasını yoğun bir şekilde kullanması, Trump yönetiminin Türkiye’ye karşı sert eylemde bulunmama politikasını sürdüreceğini gösteriyor.

Çin ve Rusya’nın İran konusunda ne karar verecekleri de önemli. Erdoğan, Trump’a da meydan okuyamayacak kadar zayıf bir durumda. Tanchum, Ankara’nın karar alma sürecine Libya faktörünü ekleyerek, “Türkiye ABD’nin İran’a yönelik politikasını önemli ölçüde baltalamadığı sürece, ABD’nin Türkiye’nin Libya’daki operasyonlarına doğrudan meydan okuma olasılığı düşük” dedi.

ABD, Trump’ın söylediği gibi İran ve muhtemelen Irak’a karşı daha fazla yaptırım uygularsa, Türkiye bir seçim yapmak için daha fazla baskı altında kalabilir. Yaptırımların etkili bir şekilde çalışması için ABD özellikle komşu ülkelerden uyumu zorlamaya çalışır.

Tanchum, Türk-İran ekonomik ilişkilerini şöyle özetledi: “2018’de İran, Türkiye’nin altıncı en büyük ticaret ortağıydı ve toplam ticaret hacmi, Türkiye-ABD ikili ticaret hacminin yarısından biraz daha azdı. 2019 maksimum baskı yaptırımları sonucunda İran sermayesi Türkiye’ye akıyor. Örneğin İran, Türkiye’de en fazla sayıda yeni yabancı ortak girişimi yapan ülke.

Montreal Üniversitesi’nde siyaset biliminde doktora adayı olan Vahid Yucesoy’a göre Suriye’deki Türk ve İran farklılıklarına rağmen, Ankara ve Tahran’ın bölgesel olarak, özellikle Kürt meselesinde işbirliği yapmak için çeşitli nedenleri bulunmakta. Her iki ülkenin kuzey Irak’taki Kürt referandumundan sonra bağımsız bir Kürdistan’ı önlemedeki ortak çıkarlarıyla çoktan kanıtlanmıştı. Amerikan yönetimine duydukları güvensizlik ve bölgenin Suudi hâkimiyetine karşı ortak muhalefeti, ilişkileri ayakta tutması muhtemel diğer faktörler. “Gerçekten de, Türkiye’nin İran ile ilişkilerini nasıl dengeleyeceği, Katar ile ittifakının sağlığına ve Suudi Arabistan ve diğer Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleriyle köprüleri yeniden inşa edip edemeyeceğine bağlı.”

Suriye iç savaşının öğrenme eğrisi Ankara için zorlayıcıydı. Ancak Tahran ve Washington arasındaki çatışma Ankara’yı taraf tutmaya zorlarsa, Erdoğan’ın bu konudaki başarısı büyük ölçüde ekibini, Milli  İstihbarat Teşkilatı’nı ABD’yi iyice yabancılaştırmadan, İran ile de belli bir koordinasyonu sürdürmeyi ne kadar iyi yönetebileceğine bağlı olabilir. 5 Ocak röportajında ​​Erdoğan, son yıllardaki düzensiz tek taraflılığı ile tezat oluşturan “diplomasiyi kullanmanın değerini” defalarca vurguladı. Bölgedeki riskler daha fazla yoğunlaştıkça Erdoğan, konuşmalarında daha az misyoner bir tonun akıllıca olduğunu öğrenebilir.

Pınar Tremblay – Al-Monitor Turkey Pulse

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler