Sosyal Medya

Güncel

QU4TRO Strategies: Rekabetin üç ayağı – maliyet, kalite ve hizmet- öldü; 2020 ve sonrasında neler var?

ABD’nin büyük savaş gemisi USS Missouri’yi 1946’da İstanbul’a yollamasıyla gelişen ilişkileri, bu sefer F-35’leri yollamayışı ile 2020 ve izleyen 10 yılda çok değişecek. Bu da Rusya açısından bir rüyanın gerçekleşmesi anlamına geliyor.

QU4TRO Strategies: Rekabetin üç ayağı – maliyet, kalite ve hizmet- öldü; 2020 ve sonrasında neler var?

Dünyanın dört bir yanındaki işletmeler, ikinci dünya savaşının sona ermesinden bu yana, tüketicilerin özgür iradelerine göre ürün veya hizmet seçebildikleri bir zaman geçirdi.  Böylece şirketler maliyet, kalite ve hizmet gibi parametrelerle rekabet edebildi.

Bununla birlikte, 2020’lerde bu hikâye, tarifeler, ticaret engelleri, ekonomik yaptırımlar, siyasi kutuplaşma ve geleneksel ittifakların değişmesi ile giderek daha fazla bozulacak.

Hükümetler veya krallar ve kraliçeler, 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar tarihte her zaman ticaret ve ekonominin ana aktörleri olmuştur. Küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla birlikte, hükümetlerden bile daha büyük ve güçlü büyük küresel şirketler ortaya çıktı. 2020’lerde hükümetlerin tekrar sahne alacak ve görünmez el ile “yeni bir anlaşma” yapmaya çalışacaklarına tanık olacağız. Küresel refah yerine ulusal milliyetçiliğe; milliyetçilik yerine kaliteye ve popülizm yerine maliyete öncelik veren bir anlaşma.

Ancak bu, küresel olarak iç içe ekonomik ilişkiler ağına sadık kalanlara mantıksız gelse de, siyasi iktidar ve küresel hâkimiyet amaçlayan değişim çoktan başladı.  2020, çok da olası gelmeyen belirsizliklerin büyük olasılıkla ortaya çıkmasıyla tanımlanan bir seneye dönüşecek bu yeni dönemim başlangıç noktası olarak tarihe geçecek. Şu an elimizde olan beş ana belirsizlik kaynağı ise şu şekilde:

  1. Amerikan yaptırımları
  2. Rusya’nın Avrupa ve Balkanlarda artan etkisi
  3. Türkiye’de potansiyel erken seçimler
  4. Amerika Birleşik Devletleri’nde tarihi başkan seçimleri
  5. Ortadoğu’da askeri tansiyonun yükselişi

ABD yaptırım programları şimdiye kadar dünyadaki 29 dış politika sorununu çözümü için kullanıldı.  Daha da ilginci, son 20 sende yaptırım uygulamalarının %80 artmış olması.  Bunun iki önemli anmalı var: Uluslararası ticaret sorunları ve dış politika bağlantılı problemlerin çözümü giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Askeri çözümler giderek daha uzak bir seçenek haline dönüşüyor. Bugün ABD’nin başında olan Trump dahi kendinden öncekileri izleyerek, dış politika ve güvenlik sorunlarına ekonomik/finansal yaptırımlar yoluyla yanıt vermekte. Trump sonrası dönemde de 2020 ve ötesinde gelecekteki ABD başkanları açısından seçenekler bu yönde kullanılacak. Özellikle finansal yaptırımlar, yatırımları ve söz konusu ülkeye yönelen sermayeyi azaltması, maliyetini yükseltmesi açılarından çok daha aktif olarak devreye sokulacak.

ABD yaptırımları ve Türkiye Özeli

Bu davayı özel kılan, ABD – Türkiye ilişkisinin, ABD’nin Avrupa güvenlik politikasının köşe taşı olması.  Trump’ın tweetlediği “Türkiye ekonomisini mahvederim” lafı ile bu politikanın uyumsuzluğu. Türkiye ve Doğu Avrupa ülkelerinden bazılarının NATO’da olmadığı bir dünyayı hayal edersek, Rusya ile nasıl yakın ilişkiler kuracaklarını görebiliriz.  Rusya-İran-Çin hattı ile ekonomik/stratejik olarak bütünleştiklerini.  Aynı dönemde AB’nin bir arada kalmakta zorlandığını, ABD’nin de kendi iç politik sorunlarıyla boğuştuğunu.

İşte 2020’de, ABD’nin Türkiye yaptırımları devreye girerse/girdiğinde domino etkisi yaratarak tam da bu sürecin başladığı yıla denk gelmiş olabileceğiz.

Buna karşın, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Rusya ile enerji ve savunma gibi stratejik sektörlerde işbirliği yapan tek ülke olduğu da bir gerçek. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alması askeri bir sorunluluk olarak ilk bakışta karıştırılabilse bile, aslında bu tercih Türkiye’nin tehdit algısında önemli bir değişime işaret etmekte.

Burada hesap basit ve etkili.  Eğer Türkiye batıyı düşman olarak algılarsa, o zaman kendini batıya karşı korumak için silah alır.  Geçen on yıllarda Türkiye batıdan silah alımı yapmaktaydı; tehdit olarak gördüğü ülke de Rusya idi. Ama bu düzenin altından artık çok sular aktı. ABD’nin Türkiye için daha ne kadar hem dost hem düşman olarak kalacağını izlemek gerek.

Putin’in Avrupa Devletleri

Britanya’nın AB’den çıkışı şüphesiz en çok Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmekte. Avrupa’nın gerçek sorunlarıyla yüzleşmesi yerine, belirsiz, karanlık bir Rusya müdahalesini suçlamasından çok hiçbir şey Putin’in ekmeğine yağ süremezdi.  AB’nin en önemi askeri gücünü Birlik’ten ayırmak ve kaosu derinleştirmek tam da Rusya’nın istediği durum.  Fakat, Brexit’in yarattığı belirsizlikler AB ekonomisini durağanlığa ittikçe, Putin Londra’da mülk yatırımı yapan oligarkların baskısını daha fazla hissedecek.

Anlaşmasız Brexit’in Türkiye için maliyeti de 3 milyar dolar civarında olacak.

Cumhurbaşkanlığı seçimi 2023’te; o zaman neden değişsin?

Türkiye’nin yeni başkanlık sistemi modeline göre erken seçim kararı hem başkanda hem de mecliste. Erken bir seçim kararı için sadece 60 gün yeterli.  Durum bu iken erken seçim tetiğine kimin, neden basabileceğini kestirmek önemli.

Eğer Mart 2019 yerel seçiminde iktidar İstanbul’u kaybetmemiş olsaydı, kesinlikle seçimin 2023’ten önce yapılmayacağını söylerdik.  Fakat İstanbul’un genç, dinamik, yüksek iletişim becerisi sahibi Ekrem İmamoğlu’na bir değil iki kez kaybedilişi, kısa vadede politik düzlemde çok şey değiştirdi.

İstanbul gibi 16 milyon nüfusuyla Türkiye’nin hem en büyük ekonomik gücü hem de oy havuzu olan bir şehrin, %10 gibi yüksek bir marjla gelecek vaat eden bir politikacıya kaybı, ülkenin bir sonraki genel seçimde kaybedilebileceği anlamına gelmekte.  Ya da yeni yıldız İmamoğlu 2020’de zor bir tercihle başbaşa bırakılacak: İstanbul’u daha uzun yıllar yönetmeye devam etmek veya daha büyük bir ödül olarak ülkeyi yönetmeye talip olup risk almak.

Bu açıdan AKP iktidarı İmamoğlu’nu daha olgunlaşmamış bir adaylıkla yarışa sokarak elimine etme yolu tercih edebilir.  İmamoğlu’nun da bu konuda istekleri olduğu zaten sır değil.  “Kanal İstanbul” bu savaşta atış alanına dönüşmüş durumda.  Türkiye’deki AKP unsurlarının İmamoğlu’nun 2023’e kadar parlak bir yıldız olarak kalmayacağını öngörebilen İmamoğlu da erken bir seçim açıklandığında bir tercih yapmak zorunda kalacağının farkında.

Seçimleri kendi istediği zaman erkene alabilecek AKP açısından mantıklı tercihler Kasım 2020 veya Haziran 2021 olarak öne çıkmakta. Kısa vadede, faizleri düşürme, ucuz kredi dağıtma, yeni mega projeler gibi faktörlerin yanı sıra AKP açısından zamanlamayı belirleyici en kritik faktör Kasım’daki ABD başkanlık seçimleri. Şimdiye kadar göğsünü Erdoğan’a siper eden Trump’ın görevde kalıp kalmayacağı Erdoğan açısından yaptırımları ertelemek açısından çok önemli.

Trump’ın görevde kalmaması hali, Erdoğan için önemli bir risk bu nedenle de 2020 boyunca Putin’in Rusya’sı ile yakınlaşmaya devam edecek.   Erdogan 2020’de ayrıca ABD’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı ile yüzleşmek zorunda kalacak ki Putin bu varlığı engellemek için elinden geleni yapıyor şimdilik.  Bu açılardan bakınca, Türkiye ve ABD’nin hemen her konuda kafa kafaya gelmesinin önündeki tek engel şimdilik Trump’ın varlığı.  Trump’ın yeniden seçilememe hali Türkiye açısından belirleyici olacak.

2020: Trump severler ve karşıtlarının savaşı

ABD’nin 2020 seçimleri küresel aktörler üzerinde ve gelişmekte olan ekonomilerin ekonomik/politik gündemlerinde önemli etkiye sahip.  Kuzey Kore, Çin, İran, Orta doğu yeni yönetimi bekleyen karmaşık sorunlar.

Yaptırım tehdidi altındaki Türkiye açısından Demokratların adayının kim olacağı, bu adayın Türkiye ve Rusya konusunda öncelikleri gündemde etki yaratacak.

Trump kaybederse, seçim yılında son 50 yılın en düşük işsizlik oranının yakalandığı ABD ekonomisi sağlam kalmaya devam edecek. Azil soruşturmalarını Trump koltuğunu korumak yönünde araçsallaştırmayı başaracak gibi görünüyor.  Kongre’nin bu konuda hareket edemeyecek oluşu düşük kurumsal vergilerin ve deregülasyonun devam ederek büyük ABD’li şirketlerin fayda sağlamaya devam edeceği anlamına geliyor.

ABD seçimine daha 10 ay var ve mevcut hızlı değişim ortamında dengeleri etkilemek açısından bu yeterince uzun. Trump’ın kaybetmesi bir çok şirket açısından “normale geri dönüş” olarak algılansa da, ABD’li seçmenin son üç yılda bu kadar sağa savrulmuş olduğu gerçeği şimdi de beklenenden daha fazla bir sola kayış yaratabilmesi ile mevcut politikaların değişmeye devam edebileceği anlamına geliyor.

Körfez Savalı 3,0 Türkiye için turnusol testi

Türkiye’nin uzun yıllar batı ile Rusya arasında izlediği denge politikası artık bitmiş durumda. Son 10 yılda ABD’nin Ortadoğu’da yaptığı hatalar ile de güç kazanarak Türkiye hızla Rusya ile enerji ve güvenlik gibi iki önemli alanda yakınlaşmış durumda.  Türkiye’nin konu İran olduğunda Rusya ile bu kadar yakınlaşmasının ardından ABD ile net olarak aynı safta yer alması mümkün görünmüyor. Ancak Türkiye’nin son on yılda özellikle Sunnileşen Ortadoğu politikası Rusya ile işleri de karıştırmakta.

ABD’nin büyük savaş gemisi USS Missouri’yi 1946’da İstanbul’a yollamasıyla gelişen ilişkileri, bu sefer F-35’leri yollamayışı ile 2020 ve izleyen 10 yılda çok değişecek. Bu da Rusya açısından bir rüyanın gerçekleşmesi anlamına geliyor.

Truman nasıl o zaman Rusya’ya karşı Türkiye’yi batı ittifakına sokmak konusunda akıllı davrandıysa, şimdilerde de Putin Türkiye gibi stratejik bir ülkeyi “Ana Rusya”nın kucağına çekmek konusunda kurnaz.

Körfez Savaşı 3,0 İran ve Türkiye’yi yan yana tutabilmek açısından da Putin’in testi olacak.  Özellikle sosyolojik açından son derece kırılgan Irak ABD askerlerini çıkartırsa ülkeden ABD açısından İran ile mücadelede İncirlik Üssünü kullanmak çok önemli bir ihtiyaç haline gelebilir.

 

 

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler